İstanbul Yazıları

Kuzguncuk

Görmemiz gereken son köy Kuzguncuk'tur. Buraya varmadan önce, bu kez deniz kıyısında değil bir tepenin eteğinde, güzel ahşap bir köşk görürüz. Burası geçen yüzyıl sonlarında yaşamış bir aydın olan Cemil Molla'nın köşküdür. Bunu Alberti adında bir İtalyan mimarın yaptığı söylenir. Deniz kıyısındaki zarif minareli küçük ahşap camiyi yaptıran da Cemil Molla'dır.

Ortaköy gibi Kuzguncuk'ta da türlü ırktan insan yaşardı. Nitekim burada biri büyük, biri küçük iki sinagog, camiyle yan yana bir Ermeni (Surp Krikor Lusavoriç) kilisesi, iki de Rum kilisesi vardır. Bunlardan biri denize yakın ve adı Ayia Trias. Öbürü Ayios Panteleymon ve içeriye giren cadde üstünde. Cemaat gitmişse de, binalar durmaktadır. Surp Krikor, İstanbul'daki tek kubbeli Ermeni kilisesidir. Camiyle yanyana durur. Kuzguncuk'ta çevre korunmuştu, hatta şimdi inşaat yapmak yasaklanmıştır. Artık vapur iskelelerinin yanıbaşında restoranlar görmeye alıştık, nitekim buradada iki restoran vardır. Daha ileride büyük, çekici bir yalı görürüz. Bu yalı Fethi Paşa'ya aitti. Şimdi genel park olan tepenin üzerindeki korunun sahibi de aynı paşaydı.

Fethi Ahmet Paşa Türkiye'de ilk müzeyi kuran kişidir. Cephanelik olarak kullanılan Aya İrini'de kalmış silah ve malzemeyi düzene sokarak bu binayı müze haline getirdi. Mankenlere askeri kıyafetleri ilk giydiren de odur. Abdülmecit'in kardeşlerinden Atiye Sultan'la evlendi. Cumhuriyet döneminde yalı, yeni sahibi Fethi Paşa'nın torunlarından Şevket Mocan'ın adıyla anılmaya başlandı. Mocan, Demokrat Parti'nin milletvekillerindendi. Kıskançlığıyla da ünlüydü. İki karısından olan iki kızı yalının şimdiki sahipleridir. Bunlardan birinin, TKP'nin genel sekreteri Zeki Baştımar'ın kardeşiyle evlenmesi Şevket Mocan'ın istemediği ama önleyemediği bir olaydı.

Böyle bir dedikodu aktarmamın nedeni, Kuzguncuk'ta Türkiye sosyalizminin birçok ünlü kişisinin yaşaması. Mehmet Ali Aybar ve Oktay Rifat burada oturdular. Názım Hikmet burada çok vakit geçirdi. Nihat Sargın da Kuzguncuk'ta yalı sahibidir. Bunlara dayanarak, herkesi bağrında yaşatan Boğaziçi'nin, Türkiye sosyalizminin doğuşunda da payı olduğunu söyleyebiliriz.

Kuzguncuk'la Üsküdar arasında Paşalimanı vardır. Bu adın da kuşatma sırasında Baltaoğlu Süleyman Paşa'nın bazı gemilerini burada demirlemesinden geldiği söylenir. Buradaki eski çeşme, Abdülaziz'in hal'i olayına karışan ve sonra bir suikast sonucu öldürülen Serasker Hüseyin Avni Paşa tarafından, 19. yüzyılın görkemlilik ölçülerine göre yeniden yaptırıldı. Oldukça anıtsal bir çeşmedir. Paşanın yalısı da tam burada, kıyıdaydı. Nüfuz kullanarak fetva alıp, burada bulunan mezarlığı yalısının arsasına kattığı iddia edilmiştir. Genellikle pek sevilmeyen bir paşadır. Kızı, Beylerbeyi'ndeki (yanan) ünlü yalının sahibi Hasip Paşa'nın oğluyla evlenmişti.

Üsküdar'a iyice yaklaşırken görülen yüksek taş binalar (şimdi yarı yıkık) III. Selim zamanında yapılmış tahıl ambarları ve değirmendir. Daha sonra Tekel'e verilmişlerdir. İlk bina ise Abdülmecit'in yaptırdığı karakoldur.

Bundan sonra yolumuzun üzerindeki semt Üsküdar. Boğaziçi yolculuğumuz burada sona eriyor.

(İstanbul Gezi Rehberi. Tarih Vakfı Yurt Yayınları. 5. basım. 1997.)

Haberle ilgili daha fazlası: