Hareket et prostat olma

Hareket et prostat olma

Avrupa Üroloji Derneği’nin yayın organı European Urology dergisinde yayınlanan bir makale, fiziksel aktivitenin erkekleri prostattan koruduğunu ortaya koydu. Egzersiz bağışıklık sistemini güçlendirerek ve hücresel stresi azaltarak prostat kanserine karşı koruyor.

Haberin Devamı

YAŞLARI 40-75 arasında değişen yaklaşık 50 bin erkek üzerinde yapılan bu çok uluslu çalışmada, yoğun egzersiz yapan erkeklerde, egzersiz seviyesi en düşük gruba oranla ilerlemiş prostat kanseri gelişim riskinin yüzde 30, öldürücü prostat kanseri gelişim riskinin ise yüzde 25 oranında daha az olduğu saptandı.

Sözkonusu çalışmanın ilginç verilerinden biri de fiziksel aktivitenin, prostat kanserinin genetik tipiyle de ilişkili olabileceğini işaret etmesi oldu. Yoğun egzersiz yapan grupta ortaya çıkan prostat kanserinde TMPRSS2 ile ERG genlerinin birleşmesinin (füzyonunun) görülme olasılığının daha düşük olduğu gözlendi. TMPRSS2:ERG birleşmesi ise prostat kanserli hastaların yarısında görülüyor ve bu birleşmenin erkeklik hormonları, hücresel stres ve insülin benzeri büyüme hormonu gibi faktörler üzerinden kanser gelişimini, ilerlemesini tetikleyebileceği düşünülüyor. 

Hareket et prostat olma

Haberin Devamı

 

ÖNEMLİ BİR ARAŞTIRMA

Araştırmanın ilk kez egzersiz ve özel bir gen mutasyonu ilişkisini irdelemesi açısından son derece önemli olduğunu belirten üroloji ve üroonkoloji uzmanı Prof. Dr. Can Öbek, şunları söyledi:

“Egzersiz yapmanın prostat kanserli hastalardaki klinik faydalarını biliyorduk. Fakat moleküler düzeydeki etkisini bu değerli çalışmayla öğrendik. Çalışma, fiziksel egzersizin TMPRSS2:ERG birleşmesi üzerinden etkili mekanizmalar ile prostat kanseri gelişme riskini etkileyebileceği hipotezini destekliyor. Araştırmacılara göre, fiziksel aktivite ile azalan hücresel stres ve güçlenen bağışıklık sistemi TMPRSS2 ile ERG in birleşmesini engelliyor olabilir. Kanser gelişimindeki, ‘kalıtımsal faktörler mi/çevresel faktörler mi etkilidir?’ klasik tartışmasında da yeni bir pencere açarak, bir anlamda bu iki teoriyi bir araya getiriyor.”