Bizans'la barışma süreci

Güncelleme Tarihi:

Bizansla barışma süreci
Oluşturulma Tarihi: Nisan 10, 1999 00:00

Haberin Devamı

Bizans bize hem çok yakın, hem çok uzak. Yakın çünkü, yuvarlak hatlarını neredeyse ezbere bildiğimiz pembe Ayasofya, son yılların gözde konser mekanı Aya İrini, Yerebatan Sarayı, Kariye Cami, kırmızı tuğlalı kemerler, yabani otların ardına gizlenmiş ayazmalar, Adalar'daki manastırlar. Hepsi tanıdık ve hayatımızın bir parçası. Ya surlar? Kimi evsizlere barınak olmuş, kimi en beklenmedik anda İstanbul'un bir köşesinde karşınızda. Yüzyılların sessiz tanıkları. Yanlarından geçerken Bizans İmparatoru II. Theodosisos tarafından 413 yılında inşa edildiklerini hangimiz aklımıza getiriyoruz? Bizans İmparatorluğu 4. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar sürmüş. Türkiye yalnızca Bizans'ın başkenti İstanbul'u değil, 7. yüzyıldan 11. yüzyıla kadar Bizans İmparatorluğu'nun kalbi sayılan bölgeyi de kapsamış. İngiliz Bizantolog Cyril Mango'ya göre, çoğrafi açıdan değerlendirildiğinde Türkiye, Bizans'ın doğrudan varisi. Mango'nun varis olarak Türkiye'yi göstermesine karşılık Profesör Semavi Eyice günümüzde Türkiye'de Bizans'ın adının pek anılmadığını söylüyor. Profesör Eyice, Yapı Kredi'nin Sanat Dünyamız Dergisi'nin Bizans özel sayısındaki söyleşisinde bakın ne diyor: ‘‘Bizans yok, demekle Bizans yok olmaz. Avrupa'da Bizans kongreleri sürüp gidiyor ve bugün buralarda Türkiye'nin tek temsilcisi yok. Bizde Bizans milli komitesi yok. Oysa uluslararası toplantılarda söz sahibi olmak için Türkiye'de bir komite oluşturulması gerek. Bugün Bizans sahipsiz bir alan’’. 1955 yılında İstanbul'da yapılan Bizans Kongresi'nden sonra ilk kez 7-10 Nisan tarihleri arasında Boğaziçi Üniversitesi'nde düzenlenen Bizans-İstanbul Sempozyumu kimilerine göre ‘‘sahipsiz bir alanda’’ olumlu bir hareketlenme. Sempozyumu, Boğaziçi Üniversitesi ile birlikte düzenleyen Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Stefanos Yerasimos ile Bizans'ı konuştuk.

Bizans kadınları sevmiyordu

Bizans İmparatorluğu, 4. yüzyıldan 1453'e kadar bin yıllık egemenliği süresince kadınlara yaşamın her alanında kısıtlama getirdi. Özellikle 9. yüzyıldan itibaren Bizanslılar kadınlar konusunda katı bir tutuculuk sergilediler. Kadınları tamamiyle toplumdan soyutladılar. Örneğin imparatorluk saraylarında kadınlar gözden uzak özel bölümlere yerleştirildi. Kentli kadınlar Konstantinopolis'in büyük katedrallerine gittiklerinde tapınağın sol tarafına, sağda oturan erkeklerden uzağa otururlardı.

Mor, Bizansın kutsal rengiydi. İmparatorlar mor giysiler ve mor ayakkabılar giyerlerdi. Mor odalarda ya da salonlarda dolaşırlardı. Mor adını taşıyan imparatorlar da vardı. Mesela Konstantin Porphyrogenetos, ‘‘Mor odada doğan’’ anlamına geliyor.

Bizanslılar kendilerine Bizanslı demiyorlar, Doğu Roma'ya atfen ‘‘Romanoi’’ diyorlardı. Bizans terimi ancak 19. yüzyılda kullanılmaya başlandı. Osmanlılar da aldıkları topraklara Roma toprağı gözüyle baktılar. Dolayısıyla bugün kullandığımız Rum tabiri, Romalı kelimesinin Türkçeleştirilmiş şeklidir.

Roma İmparatoru Büyük Constantinus, Roma devletinin merkezini İstanbul'a taşıdıktan sonra Roma'nın, Atina'nın, Efes'in, İskenderiye'nin, Antakya'nın en güzel anıtlarını bu kente getirtti. İstanbul'un imarında kırk bin Got askeri çalıştı. Kentin nüfusunu çoğaltmak amacıyla İstanbul'a gelecek göçmenlere birçok ayrıcalıklar tanındı. Adı sonradan Konstantinopolis olacak kentin açılış töreni 11 Mayıs 330'da yapıldı. Şenlikler kırk gün, kırk gece sürdü.

(Bu bilgiler Yapı Kredi Sanat Dünyamız Dergisi'nden alınmıştır)

Stefanos Yerasimos

Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye üzerinde çok sayıda araştırması buluyor. Üç ciltlik ‘‘Azgelişmişlik Sürecinde Türkiye’’ kitabı 1974-1977 yılları arasında yayınlandı. ‘‘Ekim Devrimi'nden Milli Mücadele'ye Türk Sovyet İlişkileri’’ 1979 yılında yayınlandı. Yerasimos'un diğer çalışmaları arasında 14. ve 16. yüzyıllarda Osmanlı İmparatorluğu'nda gezen seyyahları kapsayan kitabı var. ‘‘Türk Metinlerinde Konstantiniye ve Ayasofya Efsaneleri’’, Fransız Araştırmaları Enstitüsü tarafından basıldı, Şirin Tekeli tarafından Türkçe'ye çevrildi. ‘‘Türkiye'de Osmanlı Evleri’’ 1992'de Fransızca olarak yayınlandı. Halen Paris Üniversitesi'nde profesör olan Yerasimos'un jeopolitik ve şehirler tarihi başta olmak üzere çeşitli konularda yayınlanmış yüzlerce makalesi var. Yerasimos Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü'nün Müdürü.

Bizans niçin şimdi gündeme geldi. Osmanlı'nın 700. yıldönümü kutlamalarıyla bir ilgisi var mı?

- Osmanlı kutlamalarıyla aynı döneme rasgelmesi sadece bir tesadüf. Biz uzun zamandan beri Boğaziçi Üniversitesi'yle ortak bir proje tasarlıyorduk. Bizans sempozyumu fikri 1997 yılının sonuna doğru oluştu. Aslında öneri benim Türkiye'nin tek Bizans tarihçisi gözüyle baktığım Nevra Necipoğlu'ndan geldi.

BÜYÜK İLGİ

Sanıyorum Türkiye'de 1955 yılında yapılmıştı son Bizans toplantısı.

- Evet. 1955 yılında İstanbul'da bir Bizans Kongresi yapıldı. Ardından 1994 yılında Sadberk Hanım Müzesi'nde bir Bizans toplantısı yapılacaktı. Ancak 15 gün öncesinden iptal edildi. Bu yüzden bu sempozyumu düzenlerken oldukça tedirgindik. Ancak ilgi büyük oldu. Dünyanın önde gelen Bizantologları Cyril Mango, Angeliki Laiou gelmeyi kabul ettiler. İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan, İsrail'den 30'a yakın katılımcı geldi. Toplantıların yanı sıra İstanbul'da restore edilmiş Bizans yapıları, Arkeoloji Müzesi de gezildi.

O halde sizce bu sempozyum Türkiye'nin Bizans'ı sahiplenmesinde önemli bir adım olabilir mi?

- Son yıllarda Bizans mirasıyla ilgili bazı olumlu gelişmeler var tabii ki. Sempozyum da bunlardan biri. Arkeoloji Müzesi 1995 yılından beri Bizans konusunda son derece faal. Geçen yıl Sultanahmet'te ortaya çıkartılan Bizans'a ait Büyük Saray'ın kalıntıları ilgiyi artırdı. Yapı Kredi dergilerinin Bizans özel sayıları yayınlamaları denk geldi. Kısaca Bizans dönemini sahiplenmeye doğru gidiyoruz. Doğrusu da bu. Çünkü bu toprakların üzerinde ne varsa bize aittir. Yalnız bu konuda çalışacak kişiler pek kolay yetişmiyor. İstanbul Üniversitesi'ndeki Bizans kürsüsünün 1980'den sonra kaldırılmış olması büyük bir handikap.

Türkler, Bizans düşünce ve uygulamalarından etkilenmiş olabilirler mi sizce?

- Dolaylı yoldan olabilir. İdari uygulamalar, saray teşrifatı Bizans Sarayı'ndan Bağdat Sarayı'na Selçuklulara ve oradan Osmanlı'ya geçmiş olabilir. Mesela Anadolu'da Selçuklular üzerinden Osmanlı'ya geçen Bizans mimari öğeleri var.

1453'te İstanbul'un fethiyle Osmanlı'ya miras kalmış birşey olabilir mi?.

- Sembolik bir imparatorluk mirasından söz edebiliriz. Mesela Mimar Sinan'ın anılarında Sultanahmet Camii'ni ima ederek ‘‘Ayasofya'yı geçtim, daha büyük bir kubbe yaptım’’ diyor. Bir de şunu unutmamamız gerekiyor, Türkler İstanbul'u aldıklarında Bizans en kötü dönemini yaşıyordu. Miras olarak devralacak birşeyi kalmamıştı. Bizans'ın ilk dönemlerinin mirası ise daha önce belirttiğim gibi Abbasi, Emeviler ve Selçukluların üzerinden dolaşarak Osmanlı'ya ulaştı.

GÜNLÜK YAŞAMDA BİZANS

Peki günlük yaşamımızda Bizans'tan kalan birşeyler var mı?

- Bence doğrudan birşey kalmamıştır ama yoğrula yoğrula birşeyler gelmiştir günümüze kadar. Zeytinyağlı yemeklerimizde olabilir. Bir ihtimal müzikte de bazı izleri vardır. Ama dediğim gibi bu etki doğrudan değildir. Mesela biz şimdilerde 16. ve 17. yüzyıl Osmanlı müziğini, o zamanın çalgılarıyla çalmaya uğraşıyoruz. Ancak çaldığımız müzik klasik Türk musikisini bilenlere dahi yabancı geliyor. 16.-17. yüzyıl Osmanlı giysilerine baktığınız zaman da yabancı geliyor, çünkü bizim bildiğimiz Osmanlı yüzde 90 oranında 19. yüzyıl Osmanlısı. Yani bugün giydiğimiz, yediğimiz, içtiğimiz şeylerde muhakkak Bizans'tan gelen bazı unsurlar vardır ama değişe değişe gelmişlerdir.

TARİHLE YAŞAMAK

Aya İrini gibi bugün günlük sosyal, kültürel yaşamımızda yararlanabileceğimiz Bizans eserleri var mı?

- Tabii var. Sarnıçlar özellikle. İstanbul'da onlarca sarnıç var. Bunların arasında bazıları çok büyük. Üstelik bunlar önemli bir restorasyon gerektirmiyor. Çoğunlukla çöplük gibi kullanılıyorlar. Bazıları marangozhaneye dönüştürülmüş. Sultanahmet Meydanı-Türbe arasında yeraltında uzanan Binbirdirek Sarnıcı'nın mesela dünyada bir benzeri yok. Bunlar temizlendiği takdirde müthiş mekanlar ortaya çıkar. Yerebatan Sarayı'nda son yıllarda düzenlenen sanatsal gösteriler böyle yerlerde düzenlenebilir. Ayrıca geçmişten kalan birşeyi korumanın en iyi yolu onunla birlikte yaşamaktır.

Bizans kara surlarıyla ilgili bazı restorasyon tartışmaları var. Restorasyonun başarısız olduğu söyleniyor.

- Doğrusunu isterseniz surların ilk restore edildiğinde bana bayağı itici gelmişti. Ancak bir iki hafta önce arabayla geçerken dikkat ettim; yeni taşlar eskimiş, sanki surların havasına daha fazla uyum gösteriyorlar. Gözüme öyle kötü gelmedi.

Restorasyon oldukça masraflı bir iş. Türkiye bu konuda dışarıdan herhangi bir yardım alıyor mu?

- Bildiğim kadarıyla öyle bir yardım yok. Amerikalıların 1940 yıllarında başlattıkları 1960'lı yılların sonuna kadar devam eden bazı restorasyon çalışmaları oldu. Ayasofya, Kariye Cami, Bodrum Cami bu dönemde restore edilmiş eserlerdir. Ancak 1970'lı yıllarda dini ideolojinin yeniden canlanmasıyla birlikte bu restorasyon çalışmalarının sekteye uğradığını görüyoruz. Son yıllarda yapılan, kilise restorasyonlarında büyük bilinçsizlik var. Yağlıboyalar, gereksiz sıvalar sanki ilk karakteristikleri tamamiyle yokedilmek isteniyormuş gibi. Oysa geçmişe ait üstüste gelen şeyler var. Müslümanlığın altında Hıristiyan Bizans varsa, onun altında da pagan Bizans var. Böyle katmanların üzerinde yaşıyorsak bunlara alışmamız gerek. İnsan-lar sanki geçmişe endişeli bakıyor. Endişe yerine merak ve dikkatle bakmamız gerek diye düşünü--yorum.

Ünlü Bizans eserleri

Ayasofya

Aya İrini

Yerebatan Sarayı

Küçük Ayasofya Camii

Samatya'da İmrahor İlyas Bey Camii

(461 yılında inşa edilmiş)

Kariye Camii

Tekfur Sarayı

Zeyrek Camii

Fethiye Camii

Kapadokya'daki yeraltı kiliseleri

Trabzon'da Sumela Manastırı

Mardin'de Deir Zaferan Manastırı

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!