GeriGündem Bir de kim kimdir tartışmalarına şaşmıyor mu, pess!
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bir de kim kimdir tartışmalarına şaşmıyor mu, pess!

Abone Olgoogle-news

Müjdat Gezen'in daha çıkmadan olay yaratan kitabı ‘‘Galiba Ben Sanatçıyım’’ üzerine dönen TeleVole tarzı geyik, dimağımızı bulandırdı, midemizi ekşitti. Bir de kalkmış, ‘‘kandırıkçı’’ inisiyallerle andığı eski sevgililerinin kim olduğu konusunda çıkan tartışmalara ne denli şaşırdığını söylüyor Gezen; iyi mi: ‘‘Ben 36 tane kitap yazdım. Hiç biri üzerine bu kadar konuşulmadı.’’ Öyle diyor... Fakat bu arada, Ajda Pekkan'ın misál, açık saçık adını da veriyor. Müjdat Gezen gibi, tiyatro ve sinemaya onyıllarını vermiş, kendi adını taşıyan okulda yeni ve iyi sanatçılar yetiştirmeye ahdetmiş, ne denli idealist bir insan olduğunun altını çizmeyi huy edinmiş birinin yazması gereken kitap, böyle bir şey mi olmalıdır Allah aşkına? Kitabın bir bölümü şöyle meselá: ‘‘Yüzümü duvara dönüp küçük tuvaletimi yapmak en çok istediğim şeylerden biridir. Ünlü olduğum için yapamıyorum. Benzeri bir olayda, ta Romanya'da yakalandım çünkü. Romanya Köstence'de içki içtik. O kadar ki, benden daha küçük olan organımın da Romanya'yı görmesini istedim ve fermuarımı açarak ona 'Bak Romanya'yı seyret' dedim. Ama demeye kalmadan tam karşımda bir otobüs ve içinde pek çok kadın! ’’ Yok Aziz Nesin, Gezen'in sekreteriyle aşk yaşamış, yok Öztürk Serengil'in 16-17 yaşındaki asistanıyla Gezen'in dünyası değişmiş, yok Gezen tırnakları temiz feministleri severmiş, onlar da onu severmiş!.. ‘‘Böğ!’’ymüş, püsürmüş... Bu ne be? İşin acıklı yanı, Gezen gibi ‘‘hikmetinden sual olunmaz’’ sanatçıların, bir yandan bu gibi neye hizmet ettiği belli olmayan icraatler sergileyip bir yandan da yeni kuşağın ‘‘laçka’’lığı yüzünden sanat áleminin yozlaştığını iddia etmeleri... Neden acaba? ‘‘Ulu manitu’’ların, ‘‘ulu manita’’ları ne zaman, nasıl, ne şekilde, ne yaptıklarını anlatmalarına benzer sansasyonel durumların, bugünün yavşamış ortamına zemin hazırlamasından dolayı olabilir mi?Postmodern istihdam modelleriBir süre önce kalçasına makyaj yapması için özel makyöz tutan, geçen hafta da kendisine yemek yemeyi hatırlatması için birkaç elemanı maaşa bağlayan Kylie Minogue'un, yeni istihdam alanları yaratmak konusunda sergilediği başarılı performanstan aldıkları ilhamla kimi arkadaşlarımız fantezi kurmaya başladılar. Tarkan'ın taktırmış olduğu kalça protezi emekli olduğunda, onun yerini almak istediğini söyleyen bir arkadaşımıza, kalça kemiği protezliğinin bir meslek dalı olmadığını anlatmakta eni konu zorlandık meselá! Bizde deli bol olduğu için, bir başkası da, ciddi ciddi şirket kurmayı ve kafa avcılığı (head hunter) yapmayı planlıyor. Geçen gece oturmuş evde, uzun uzun düşünmüş. Ertesi gün karşımıza elinde bir bloknotla dikildi; ne düşündüğümüzü soruyor. Kara tren misali, uzun ötesi bir liste: Galalarda filan mankenlerin -zaten genellikle basen hizasını geçmeyen- eteklerini tutmakla görevli, kadrolu ‘‘erkek nedimeler’’... Ağa dizilerinin gazına gelen erkeklere aynı zamanda ayak masajı da yapabilecek, ayak yıkayıcı kadınlar... Kendisini dünya güzeli zanneden artiz eskilerine günde beş posta ‘‘Senden güzeli yok’’ şeklinde sufle de yapabilecek seyyar ayna taşıyıcıları... Paparazzi kameralarına yakalanmamaya çalışır gibi görünüp, bir yandan da şov yapmaya çalışan sosyete playboyları için, kulüp kapısından otomobile kadar uzanan etten duvar örebilecek koruma ekibi... (Bu iş, part-time olacakmış. Bu görevi ifa eden arkadaşlar sadece bu işi yapacakları için gerçek korumalarda bulunan melekelere sahip olmaları gerekmiyormuş.) Böööyle gidiyor... Biz baktık, baktık; sonunda cinfikirli arkadaşımızın hevesini kırmak pahasına ‘‘Boşver’’ dedik: ‘‘Memlekette bu dediklerini beleşe yapmaya gönüllü bir sürü insan varken, işvereni nereden bulacaksın?’’Bir gün yine Berlusconi...‘‘Allah da Silvio Berlusconi'yi güldürsün’’ demek isterdik ama yalanımız yok, dilimiz varmıyor. Hem zaten kendilerinin bu konuda bizim temennilerimize ihtiyacı yok; o dünyanın suratına baka baka, dalgasını geçe geçe, zaten kendi kendine yeterince eğleniyor.Dakikada iki buçuk espri yumurtlamazsa içi rahat etmeyen, hakkında yolsuzluk davası açmaya niyetlenen savcılar için pişkince şarkılar besteleyen ince ve sanatkár tabiatlı Sinyor Berlusconi, bu aralar her bir haltın başı ve başkanı ya málumunuz. AC Milan'ın sahibi ve başkanı olan İtalyan Başbakanı, aynı zamanda AB'nin de dönem başkanı bildiğiniz üzre. Brüksel'deki AB zirvesinde, yine mitralyöz misali ‘‘şaka maka’’ yağdırmış álemin üzerine.Meselá öğle yemeğinde, geçirdiği helikopter kazasında omurgası iki yerinden zedelenen ve zirveye tekerlekli sandalyeyle katılan Polonya Başbakanı Leszek Miller gelmeden hemen önce anlattığı fıkra, katılımcıları gülmekten kırıp geçirmiş. Kendisiyle dalga geçme büyüklüğünü haiz, aman da hiper nüktedan, ultra şakacı, süper dalgacı, mega latif insanın anlattığı şu: ‘‘Berlusconi bir gün karısıyla birlikte çıktığı helikopter gezintisi sırasında kalabalığın üzerinden geçerken ona; 'Aşağıya 10 bin euroluk bir banknot atsam bir kişiyi, 5 bin euroluk iki banknot atsam iki kişiyi, 10 bin tane 1 euro atsam 10 bin kişiyi mutlu ederim' der. Bunun üzerine helikopterin pilotu, Berlusconi'ye döner ve 'Sizi atıp herkesi mutlu edebiliriz' yorumunu yapar.’’Bitse de gitsekGülmeniz bittiyse, kahkahadan gözlerinizden gelen yaşları sildinizse devam edelim. Aynı Berlusconi, AC Milan'ın Japonya'da oynayacağı kıtalararası kupa maçına yetişebilmek için, zirvenin Pazar sabahına kadar bitmesini umduğunu da söyledi. Cuma günü kaleme alınan bu yazıyı siz pazar günü okuduğunuz için mevzu bayatlamış olabilir ama bizim uyuzumuz taze taze kaşınıyor.İnsanın, hepimizin yakinen bildiği (!) bazı ülkelerin katılabilmek adına yırtındığı, ülkelerin kaderini belirleyen böylesi bir toplantıya başkanlık yapan birinin bu sözleri telaffuz edebilmesini, hafsalası almıyor. Vallahi de billahi de ayniyle vaki: Berlusconi, gazetecilerin toplantının ne zaman biteceğini sorması üzerine; ‘‘Pazar günü 11.00'de, AC Milan, Boca Juniors ile karşılaşacak. O saate kadar biteceğini umuyorum’’ dedi.Acaba Berlusconi, AC Milan'ın değil de Juventus'un başkanı olsaydı? O yetişmek için sabırsızlandığı maç, oğlunun düğününde güleş oynaş şahitlik yaptığı Tayyip Erdoğan'ın ülkesinde oynansaydı?.. Eminiz yine ‘‘duruma müsait’’ bir fıkra çıkarırdı Berlusconi dağarcığından, ayrı... Şöyle; ‘‘Yine bir gün bir Türk, bir Avrupalı, bir de bizim Berlusconi’’ diye başlayan türden ve ne hikmetse, kendinden başka kimseyi güldürmeyen...
False