GeriGündem Bana hep matmazel derdi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bana hep matmazel derdi

Bana hep matmazel derdi
Abone Olgoogle-news

Aile Meclisi’nin bu haftaki konukları AK Parti Denizli Milletvekili Ahmet Yıldız ve eşi Emine Yıldız. Yolları Hariciye koridorlarında kesişmiş. Ahmet Yıldız’ın ‘matmazel’ hitabıyla başlayan hikâyelerini, çocukları 18 yaşındaki Hatice Sıla, 16 yaşındaki Yusuf Alp ve 13 yaşındaki Tolgahan ile birlikte dinliyoruz.

TÜRKİYE’DE DOĞDUM LİBYA’DA BÜYÜDÜM

Sizi tanımakla başlayalım. Kimdir Emine Yıldız?

Ordu Ünye doğumluyum. 45 yaşındayım. Gurbetçi bir ailenin en büyük çocuğuyum. Ailem uzun süre Libya’da yaşadı. Ben 1.5 yaşındayken Libya’ya gittik, 24 yaşına kadar orada kaldım. Eğitim hayatım ilkokuldan üniversite bitimine kadar Libya’da geçti. Libya devlet okulunda Arapça okudum. Dil olarak çok seviyorum, zengin; ekmeğini de yedim. Türkiye’ye döndüğümde altı ay içinde kolaylıkla iş buldum Arapça sayesinde. Türkiye’de zorunlu eğitim sistemine geçilince 1997 yılında iki kardeşimle İstanbul’a geldik; annem, babam ve diğer kardeşlerim Libya’da kaldılar. Yaklaşık üç yıl üçümüz İstanbul’da yaşadık. O sırada Dışişleri Bakanlığı’nda bir sınav olduğunu söylediler. Deneyim olsun dedim ve sınava girdim. Sonra ne olsa beğenirsiniz? Sınavı iyi bir başarıyla kazandım ve mülakata çağırıldım; onu da kazandım. Libya Bingazi’ye giderim derken ilk görev yerim Suriye oldu. Arapça mütercim sekreter olarak 2001 yılında Suriye’ye gittim. Ahmet Bey ile de Suriye’de tanıştık.

AMİR-MEMUR OLARAK TANIŞTIK

Nasıl tanıştınız peki?

Ahmet Yıldız: 92 yılında Libya’da görev yaptım iki yıl ama Emine ile orada hiç karşılaşmamışız. ABD Houston Başkonsolosluğu’nda Konsolos olarak görev yaptığım sırada rotasyonla Suriye’ye gittim. Arapça bilen tek diplomatım. Sefirden sora ikinci kişi olarak Şam’a gittim. Emine ise benden altı ay sonra geldi. Kısmet denecek bir durum oldu. Amir-memur olarak tanıştık. Şam’daki sefaretimizde işler hep çok yoğundu. Emine Hanım’ın da yaptığı işten memnun olmuşuz demek ki (Gülüyor).

Emine Yıldız: Elçilik binamız, eski Türk saraylarını andıran hoş bir binaydı. Gece saatleriydi vardığımızda. Sabah oldu, çikolatamı aldım elçimize arza gideceğim. Kırmızı halılı uzun merdivenin ben üst tarafında, Ahmet Bey ise yeni giriş yapmış merdivenin altında, yukarıya, benim olduğum yere çıkacak. Şöyle bir baktığını hatırlıyorum, baktı ve dondu kaldı. Ben biraz sert yapılıyımdır, bana baktığını görünce içimden ‘Allah Allah, ne bakıyor bu böyle dik dik’ dedim. Sefir Bey’in yanına gittim, O da Ahmet Bey’i çağırdı. ‘Ahmet Bey müsteşarımız’ dedi. Tabii ben daha bilmiyorum ast-üst kim, müsteşar ne iş yapar... İlerleyen günlerde Ahmet Bey’in kontrolleri sıklaştı, sık sık olduğum yeri ziyaret etmeye başladı.

5 DAKİKA SONRA AHMET BEY GELECEK...

Bana hep ‘matmazel’ derdi; matmazel aşağı, matmazel yukarı… İlk arkadaşlar fark etti Ahmet Bey’in durumunu. Espriler havada uçuşuyor, saatler tutuluyor; ‘5 dakika sonra Ahmet Bey gelecek.’ Bir süre geçti, o gün işleri bitirmişiz bakan bey bana döndü, ‘Eee kızım, söyle bakayım sen kimsin, kimlerdensin’ dedi. Sonra birinden bahsetmeye başladı, oğlu varmış da Amerika’daymış da... Ahmet Bey renk değiştirmeye başladı, bir anda konuyu kapattı. Şam’ın o dönemki büyükelçisi Oğuz Çelikkol bir gün bana, ‘Siz yenisiniz ama bu işte gönlünüz varsa bir an evvel resmiyete dökün, laf söz olmasın’ dedi. Çok harika bir insandır. Ben de gönlümün olduğunu ifade ettim ama hangi sözlerle hatırlamıyorum. ‘Ailemle konuşmam gerekiyor size öyle cevap versem olur mu’ dediğimi hatırlıyorum sonrası ise fırtına gibi o kadar hızlı gelişti ki her şey.

Bana hep matmazel derdi

BÜYÜKELÇİ SÖYLEDİ BEN BİLMEM O İŞLERİ

Emine Hanım’a evlilik teklifi için büyükelçiden bir ricada bulunmuş olabilir misiniz?

Ahmet Yıldız: Evlilik teklifi sayılır. Büyükelçi söyledi ben bilmem o işleri, hatırlamıyorum (Gülüyor). Düğün alışverişi için İskenderun’a gitmiştik. Akşamında arandım, Şam’a dönmem gerekti. Emine ise sabah annesi ile İskenderun’da buluşup otobüsle dönecekti. Gece saatinde çıktım yola. Adana, Hatay, Kırıkhan’dan Cilvegözü sınır kapısından geçtim. Yollar karanlık, uykum gelmiş sanırım koyun sürüsünün arasına daldım. Hava aydınlandı, arabada nişan, düğün eşyaları, radyatör falan gitmiş, 100 metre ilerliyorum araba hararet yapıyor. Böyle böyle bir benzin istasyonuna ulaşıp sefareti aradım ve yetişemeyeceğimi söyledim.

Emine Yıldız: Ne gündü ama... Annem geldi bindik otobüse, Şam’a gidiyoruz. Reyhanlı’dayken radyoda bir son dakika haberi, ‘Gece saatlerinde sürücü takla attı. Sürücü Ahmet Yıldız…’ Adını duyunca yaşananların bir bölümünü hatırlamıyorum, donup kalmışım. Sadece anneme dönüp, ‘Ahmet Yıldız anne, Ahmet Yıldız bizim Ahmet Yıldız’ diyebildim. Cep telefonları yok tabii o zaman. Sağolsun şoför bey telefon olan bir yere gitti. Ben hemen başkonsolosluğu aradım. Şükür sağlığı yerindeydi.

DENİZLİ’DE KÖY DÜĞÜNÜ

Ahmet Yıldız: 24 Ekim 2001’de nişanımız, 2002’nin Şubat ayında da nikâh ve düğünümüz oldu. Hem Şam’da hem de Denizli’de düğün yaptık. Memleketimdeki köy düğünüydü. Tüm gelenekleri yerine getirdik. Çocukluğumdan beri köy düğünü yapmak istiyordum. Kız almasından çeyiz sermeye, meydanlarda yemekten damat donatmaya kadar her şeyi tattık.

Bana hep matmazel derdi

SPOR VE MÜZİK

Çocukların her biri sporla müzikle ilgileniyor ancak şimdilerde pandemiden dolayı tüm çalışmalar sekteye uğramış. Sıla yüzücü ve piyanist, Tolgahan üç dört yıllık tenis macerasından sonra futbolcu olmaya karar vermiş, Yusuf da tenis oynuyor ve piyano çalıyormuş. Yükü en ağır olan Sıla. Kanada’da üniversite okuyor. Uzaktan eğitim görüyor ancak saat farkı nedeniyle gecesi gündüzüne karışmış.

EVİMİZDE BİR MÜLTECİ VAR!

Evlendikten sonra çalışmaya devam ettiniz mi?

Emine Yıldız: İstifa ettim mecburen. Hariciyede o sıralarda eş durumu tayini yoktu. Suriye’den Ankara’ya dönüp iki yılı doldurduktan sonra Suudi Arabistan’da Riyad’a gittik. Riyad’da altı ay kaldık. Sonra ihtiyaç olunca yeniden Suriye’ye gittik. Sıla Ankara’da Yusuf ise Şam’da doğdu. ‘Evimizde bir mülteci var, sen Suriyelisin’ diye çocuklar takılırlar birbirlerine. 2006’da Cidde’ye gittik.

MUSUL’DA FİLM GİBİ DAKİKALAR

2009’dan 2011 yılına kadar Ahmet tek başına Musul’da görev yaptı Başkonsolos olarak. Musul’a biz gitmedik. Tehlikeli bir dönemdi, sürekli patlamalar, suikastler... İki yaz sadece birer ay ziyaretine gittik. Ortanca oğlanla parka iniyoruz, arkadaşlarına, ‘Benim babam da gelecek parka’ demeye başladı. Sıla özlemini içine atardı. Çocukların halini görünce Ahmet Bey’e ‘Biz geleceğiz’ dedim. ‘Gelmeyin, tehlikeli’ falan dedi ama üç çocuk biri daha 1.5 yaşında düştük yola. Erbil’e indik, Jammerlar, özel harekâtçılar bizi karşıladı. Adımımızı attık ve bir patlama oldu. Film sahnesi gibi herkes koşuşturuyor, çocuklara yelek giydirildi, 10-15 araçlık konvoyla hayatımın en uzun 45 dakikalık yolculuğunu yaptım. 2011’de Saraybosna’ya gittik. 2014’te Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan Başbakandı, Ahmet Başbakanlık Dışişleri Başdanışmanlığına, Cumhur-başkanlığı seçimlerinin ardından ise Cumhurbaşkanlığı Dışişleri Başdanışmanlığı görevine getirildi. Temmuz 2016’da Dışişleri Bakan Yardımcısı olarak atandı. Sonrasında ise siyasete girdi.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle