Bahçeli'nin grup toplantısındaki konuşmasının tam metni

Güncelleme Tarihi:

Bahçelinin grup toplantısındaki konuşmasının tam metni
Oluşturulma Tarihi: Aralık 06, 2011 12:58

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, kadınlar, vahşetle yüz yüze yaşarken hiç kimsenin, kadın milletvekili sayısıyla övünmemesi ve bunun üzerinden siyasal çıkar elde etmeye yönelmemesi gerektiğini belirterek, “Sokak ortasında canice katledilen, pusuya düşürülerek vahşice kıyılan, karnındaki bebeğiyle hedef haline gelen, sığınma evlerinde çare bekleyen, hanelerinde hakarete ve ithamlara uğrayan kadınlarımız olduğu sürece hiçbirimize rahat yüzü yoktur ve asla da olmayacaktır” dedi.

Haberin Devamı

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, kadınlar,  vahşetle yüz yüze yaşarken hiç kimsenin, kadın milletvekili sayısıyla övünmemesi  ve bunun üzerinden siyasal çıkar elde etmeye yönelmemesi gerektiğini belirterek,  “Sokak ortasında canice katledilen, pusuya düşürülerek vahşice kıyılan,  karnındaki bebeğiyle hedef haline gelen, sığınma evlerinde çare bekleyen,  hanelerinde hakarete ve ithamlara uğrayan kadınlarımız olduğu sürece hiçbirimize  rahat yüzü yoktur ve asla da olmayacaktır” dedi.

Bahçeli, partisinin TBMM Grubu'nda yaptığı konuşmada, dün, Türk kadınının  seçme ve seçilme hakkını elde edişinin 77'nci yıldönümünü kutladıklarını  anımsattı. Bahçeli, 5 Aralık 1934'te alınan kararla kadınlara siyasal hayata  müdahil olma ve yönlendirme hakkı kazandıran bu girişimin, Türkiye için anlamının  büyük olduğuna işaret etti. Bahçeli, insan olmalarından kaynaklanan bu hakkın,  Türk kadınına asla bir lütuf, ihsan ya da bağış olmadığını vurguladı.

Kadının, siyasette temsilinin çok önemli bir adım ve demokratik kültürün  yaygınlaşmasında tarihi bir dönüm noktası olduğunu ifade eden Bahçeli, “Bu  haliyle kadınlarımız, insan olmalarından kaynaklanan haklarının önemli bir  bölümüne ulaşmışlar, eşit, saygın birer fert halinde hayatın içinde yer alarak  aktif bir konuma yükselmişlerdir” dedi.

Bahçeli, 1926'da kabul edilen Medeni Kanun'un, kadınların en temel  haklarına ulaşmadaki önemli mihenk taşlarından olduğuna dikkati çekerek, 3 Nisan  1930'da çıkarılan Belediye Kanunuyla birlikte, mahalli idarelerde katılım ve  temsil konusunda kadınların, değerli imkanlara kavuştuğunu anlattı. Bahçeli, 5  Aralık 1934 tarihinin ise hem kadınlar hem de demokrasi açısından milat olduğunu  ve siyasal hakların kullanımı konusunda mutlak bir eşitlik sağladığını söyledi.  Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu vesileyle son günlerde, savaş baltalarını ellerine alarak dünle  hesaplaşmaya giren ve Cumhuriyet'in kuruluş yıllarını vicdansızca katliamla  özdeşleştiren zavallılara, demokrasiyi yerleştirme arayışındaki bu tavizsiz  duruşu heyecanla hatırlatmak isterim. Eşkıyalık hareketlerine karşı millet  mücadelesini hazmedemeyerek, insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak takdim  edenler, her şeyden önce kendi mazilerinin ihanetle iç içe geçmiş taraflarına  bakmalıdırlar. Dikkatinizi çekerim ki, dönem itibariyle bir çok ülkede kadınlara  seçme ve seçilme hakkı verilmezken, Türkiye Cumhuriyeti çok şükür bunu  başarmıştır. Bugünkü köhnemiş ve küflenmiş zihniyet, o yıllarda da sorumluluk  alsaydı bırakın demokratik gelişmeyi, kadın ve erkek arasındaki ikiliği  tetiklemekten ve yaymaktan başka hiçbir şey yapmazdı. Zira bunların mantığı  budur, fikriyatlarının istikameti buna yöneliktir. İleri demokrasi korosunun  kadınlar konusunda iddia ettiği ve dile getirdiği hususlar taktik mahiyetlidir ve  şüphesiz samimiyetten tamamen uzaktır.

Hepiniz görüyor ve kamuoyuna yansıyan haberlerden işitiyorsunuz; bir  tarafta ileri demokrasi çağrıları vardır, diğer tarafta kadınlarımıza yönelik  ağırlaşan şiddet sarmalı bulunmaktadır. Bir tarafta kadınlara yönelik pozitif  ayrımcılık propagandası yapılmaktadır, diğer yanda tecavüz, taciz ve cinayetlere  kurban giden kadınlarımızın sayısı hızla çoğalmaktadır. Bir tarafta AKP'nin  yalanları vardır, diğer yanda Türk kadının sürekli artan sorunları  bulunmaktadır.”
       
"Bizlerin boynunun borcudur”
         
Devlet Bahçeli, bugün toplumsal yapının, tam bir cinnet halini  yaşadığını, en adi suçlar, en iğrenç saldırıların herkesin gözü önünde meydana  geldiğini belirtti. Bahçeli, bu insanlık dışı niyetlerin hedefinde de kadınların  bulunduğunu ifade ederek, şiddet, gözyaşı ve çaresizliğin, hiçbir dönem bu kadar  görünür ve hissedilir olmadığını, kadınlara yönelen hunhar saldırıların, işlenen  cürümlerin hiç bu kadar belirgin hale gelmediğini savundu.

“Biliniz ki kadınlarımız vahşetle yüz yüze yaşarken hiç kimse kadın  milletvekili sayısıyla övünmemeli ve bunun üzerinden de siyasal çıkar elde etmeye  yönelmemelidir” diyen Bahçeli, sözlerini, “Sokak ortasında canice katledilen,  pusuya düşürülerek vahşice kıyılan, karnındaki bebeğiyle hedef haline gelen,  sığınma evlerinde çare bekleyen, hanelerinde hakarete ve ithamlara uğrayan  kadınlarımız olduğu sürece hiçbirimize rahat yüzü yoktur ve asla da  olmayacaktır” diye sürdürdü.

Bahçeli, aile içi şiddet, her ne sebeple olursa olsun meydana gelen  cinayetler, kadınlığı istismar eden ahlaksızlıkların karşılaşılan sorunların  başlıcaları olduğunu vurgulayarak, “İster kamusal isterse de özel alanda  işlensin, kadınlarımıza fiziksel, cinsel ya da psikolojik zarar veya acı veren ya  da vermesi muhtemel olan her türlü menfi vakayla mücadele etmek bizlerin boynunun  borcudur. Bu alandaki riskleri ve tehditleri en aza indirmek milli ve manevi  sorumluluğumuzun yegane unsurlarındandır” diye konuştu.

Şiddete göz yummak, görmezden gelmek, önlenmesi için gerekli tedbirleri  almamanın, işlenen suçlara ortak olmak anlamına geleceğini ve bunun vebalinin de  en başta hükümet etme sorumluluğu taşıyanların omuzlarında kalacağını belirten  Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Şüphesiz kadınlarımız hak ihlallerine maruz kaldığı sürece medeni bir  toplumdan kimse bahsetmemelidir. Bu kapsamda Türk kadınının zor ve çilelerle dolu  bir süreçten geçtiği bir gerçektir. Kadın hakları ve kadın olmaktan kaynaklanan  insanlık gururu incitilmekte ve tahrip edilmektedir. Elbette kadınlarımızın  mücadeleleriyle elde ettiği sosyal, siyasal ve ekonomik seviyelerini  küçümsemiyorum ve inkar da etmiyorum. Ancak bu gelişmeye paralel giden sorunları  da kimsenin ihmal etmemesi gerektiğini düşünüyorum. Her şeye rağmen, yüce  dinimizin buyruklarında ve aziz milletimizin kutlu tarihinde kadınlara verilen  ayrıcalıkların ve değerin müstesna misalleri vardır. Bunu davranışlarımıza ve  diyaloglarımıza yansıtmamız her şeyden önce taşıdığımız insanlık değerlerinin  mecburi bir neticesidir. Türk kadını kendisine verilen her görev ve sorumluluğu  şuurla benimsemiş ve içtenliğiyle bütünleştirmiştir. Nezaketin ve şefkatin  diliyle her alana güzellik ve saygınlık kazandırmıştır. Düğümlenmiş meselelere  merhamet ve zarafetle yaklaşmaları tabidir ki çok önemli sonuçlara kapı  aralamıştır. Türk kadını gerektiği her durumda milletinin ve devletinin yanında  yer almış ve fedakarlıkta gözleri kamaştırmıştır. Ocağının dumanını tüttüren,  ekmek parasını kazanmak için ter akıtan, eşine ve evladına sevgiyle yaklaşan,  cephede mermiyi omuzlayan, sırtında yılların yükünü taşıyan Türk kadını bizim  için kesinlikle bir iftihar vesilesidir.

Nene Hatun böyledir, Tayyar Rahmiye Hanım bu güzide insanlardan  birisidir. Gaziantepli Yirik Fatma, Gördesli Makbule, Erzurumlu Fatma Seher ve  Nezahat Hanım bu örnek şahsiyetler arasındaki elleri öpülesi değerlerimizdir.  Kağnısında çocuğunun üşümesine aldırmadan, millet emanetine sahip çıkarak koruyan  bu kahraman nesli, fedakar ve cefakar yüksek erdem sahibi analarımızı hürmetle  tekrar hatırlıyoruz. Onlar yaralı Mehmetçiklere şifa oldular. Onlar mitinglerde,  cemiyetlerde milletin mukaddesatına sahip çıktılar. Onlar şehit ve gazi olarak  gönlümüzde yükseldiler. Duygu yüklü, engin ruhlu, dili dualı, bakışları hüzünlü  Anadolu kadınının engellerinden kurtularak hak ettiği seviyeye gelmesi için  üzerimize düşen ne varsa yapmaya hazır olduğumuzu bildirmek isterim.”

Haberin Devamı

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Cumhurbaşkanı  Abdullah Gül tarafından iade edilen Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine  Dair Kanunda Değişiklik Yapan Kanun'un, tekrar Meclis gündemine aynı haliyle  gelmesi halinde, sözlerinin ve kararlılıklarının sonuna kadar arkasında  duracaklarını bildirdi.

Bahçeli, partisinin TBMM Grubu'nda sporda şike tartışmalarını  değerlendirdi. Son günlerin en çok tartışılan konularından birinin sporda şike ve  teşvik primi iddiaları olduğuna işaret eden Bahçeli, bu alandaki belirsizlikler,  şayialar ve şaibelerin daha da arttığını söyledi.

Bahçeli, temmuz ayının ilk haftasından bu yana milleti meşgul eden şike  ve teşvik primi etrafında somutlaşan suçlamaların ve isnatların son günlerde  iyice içinden çıkılmaz hale geldiğini ifade ederek, “Centilmenliğin, rekabetin  ve ahlakın hakim olması gereken Türk sporunun, bu kadar ağır ve ciddi bir  travmanın içine girmesi vahim olduğu kadar da üzüntü ve endişe vericidir” dedi.

Son gelişmelerle, özellikle Türk futbolunun, kuşkulu ve problemli bir  alana hapsolduğunu, her kafadan çıkan sesler nedeniyle içinden çıkılmaz bir  duruma gerilediğini vurgulayan Bahçeli, “Milyonlarca insanımızın gönül verdiği,  rozetini taşıdığı, flamasını salladığı, yaz ya da kış demeden tribünlerden destek  verdiği, birlikte sevinip birlikte ağladığı asırlık kulüplerimiz adeta  suçlamaların merkezine yerleştirilmiştir. Her hal ve durumda parti olarak, köklü  kulüplerimizin ve onlara gönül veren kardeşlerimizin incitilmesini ve  hırpalanmasını kabul etmiyoruz ve bunu da şiddetle reddediyoruz” görüşünü dile  getirdi.

Bahçeli, kulüplerin zan ve töhmet altında bırakılarak itibarlarının,  saygınlıklarının ve güvenirliklerinin zedelenmesini de hiç doğru ve insaflı  görmediklerini kaydederek, bu yaklaşımlarının, şike ve teşvik pirimi batağına  saplanan kişileri kapsamayacağı, onlar için mazeret oluşturmayacağının  tartışmasız olduğunu söyledi.

Suç ve suçluyu ayırt edecek, ancak masumiyet karinesine de titizlikle  uyacak basiretli, tarafsız bir bakış ve değerlendirme açısının şart olduğunu dile  getiren Bahçeli, “12 Haziran seçimlerinden hemen sonra, şike ve teşvik primiyle  ilgili gelişmelerin ortaya çıkması ve bu konuda gözaltılar ve tutuklamalar  yapılması hepimizin şahit olduğu olaylar dizisinden bazılarıdır. İşin başından  beri gizli yürütülmesi gereken adli ve idari soruşturma safahatlarının, basın ve  yayın organlarında çarşaf çarşaf teşhir edilmesi bize başka maksatların takip  edildiği izlenimini vermiştir” diye konuştu.
       
Günahı sadece bu kişilerde mi?”
         
Bahçeli, Türk futbolundaki bu olumsuzluklar nedeniyle mahkeme aşaması  gerçekleşmeden, birçok kişinin peşinen suçlu gibi gösterilmesinin, büyük bir  haksızlık, insafsızlık ve acımasızlık örneği olduğunu söyledi. Anayasa ve Ceza  Kanununa göre, suçu kesinleşmemiş hiç kimseye suçlu muamelesi yapılamayacağına  işaret eden Bahçeli, şunları kaydetti:

“Ancak ne acı bir durumdur ki yaklaşık 5 aydır tutuklu bulunan ve  Türkiye'de milyonlarca insanının sevgisini ve haklı ilgisini kazanmış spor  kulüplerimizin başkan ya da oyuncuları, hukuken bir netice ortaya çıkmadan dört  duvar arasında ısrarla tutulmaktadır. Biz bu garabetin adalet olmadığına,  hakkaniyete hizmete etmediğine ve doğaldır ki vicdanları kanattığına inanıyoruz.

Anlaşıldığı kadarıyla AKP Hükümeti'nin bu konudaki müsebbip arayışları ve  sorumlu bulma çabaları başka faktörleri de içeriğine alarak hedefine yönelmiştir.  Sanırsınız ki hali hazırda şike ve teşvik primi sorunuyla ilgili tüm kötülükler  31'i tutuklu 93 şüpheli şahsın üzerinde toplanmıştır. Bunlar gerekli cezalara  çarptırılırsa her şey düzelecek ve böylelikle Türk sporu zincirlerinden ve  kelepçelerinden kurtulacaktır. Madem Türk sporu kangren olmuştur ve iflasın  eşiğine gelmiştir; o halde sormak lazımdır ki bunun yalnızca sorumlusu 5 aydır  tutuklu ya da şüpheli olarak görülen kişiler midir? Türk sporunun tükenişinin ve  dağılmasının günahı sadece bu kişilerde midir? Kaldı ki mesele sadece şike  iddialarıyla da bitmemiştir. Hali hazırda tutuklu olarak bulunan kişilerle ilgili  başka tehlikeli iddialar ısıtılıp ısıtılıp kamuoyuna servis edilmektedir.  Görüldüğü kadarıyla şike ya da teşvik primi suçlamalarını gölgede bırakacak,  başta çete oluşturmaya kadar uzanan geniş bir liste ortaya çıkmıştır. Şurası  berrak bir gerçektir ki yalnızca şüphe ve bazı karanlık isimlerin ifadelerine  dayanarak, kamuoyunca bilinen isimlerin yıpratılmasına çalışmak ve meseleyi  değişik mecraya çekmeye çabalamak, insanlık değerlerce bağdaşmadığı gibi ahlaken  de sorunlu bir tabloyu ortaya çıkaracaktır.”
       
"O zaman itirazı olmayan Sayın Cumhurbaşkanı...”
         
Bahçeli, TBMM'nin, 24 Kasım 2011 tarihinde yasal bir düzenleme yaptığını,  Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun'da Değişiklik Yapılması  Hakkındaki Kanun'un ittifak halinde kabul edildiğini anımsattı. Bahçeli,  Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ise kanunu bir kez daha görüşülmek üzere iade  ettiğini söyledi.

Devlet Bahçeli, 2004'te yürürlüğe giren 5149 sayılı kanunun, spor  karşılaşmalarında şiddet ve düzensizliği önlemede yetersiz kalınca, bu yılın  nisan ayında Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun'un kabul  edildiğini hatırlattı. Bahçeli, “O zaman herhangi bir itirazı olmayan Sayın  Cumhurbaşkanı, bazı gerekçelerle yapılan düzenlemeleri şimdi kabul etmemiş ve bir  kez daha görüşülmek üzere TBMM Başkanlığına göndermiştir. Kanunla öngörülen  değişikliklerin, ölçülülük ve caydırıcılık gibi ceza hukukunun temel  prensiplerini etkisiz kılacağından hareketle adalete vurgu yapmış ve halen  yürütülmekte olan bir soruşturma kapsamında bulunan kişilere yönelik özel bir  düzenleme yapıldığı intibaını gündeme getirmiştir” diye konuştu.

Bunun üzerine şike ve teşvik primi iddiaları çerçevesinde iddianame  hazırlandığını, ilgili mahkemeye gönderildiğini ifade eden Bahçeli, “Veto  kararıyla, iddianamenin kamuoyuna açıklanması arasındaki yakınlık bize göre  manidardır ve başka hesapların devrede olduğuyla ilgili kuşkularımızı da  kuvvetlendirmektedir. Bundan sonraki aşamada sırayı mahkemenin iddianameyi kabul  edip etmemesi meselesi alacaktır” dedi.
       
"Hayret ve esefle karşılıyoruz”
         
MHP Genel Başkanı Bahçeli, verilen kararın, Cumhurbaşkanı Gül'ün şahsi  görüşü ve takdiri olduğunu belirterek,  MHP'nin, bu kanun değişikliğine destek
 verirken adalet duygusunun zedelenmesini, kişiye özel bir düzenleme olmasını  istemediği gibi aklından dahi geçirmediğini söyledi.

Gül'ün, adalet duygusunun kimler tarafından saldırıya uğradığını ve  kimler için kişiye özel yasalar çıkarıldığını unuttuğunu ya da unutur gibi  görünmeye tevessül ettiğini ileri süren Bahçeli, çıkması için katkı verdikleri  kanun değişikliğinde, Gül'ün bu şekilde veto yetkisini kullanmasını hayret ve  esefle karşıladıklarını kaydetti. Bahçeli, “Çankaya noteri suçlamalarını  bertaraf etmek amacıyla fırsattan yararlanarak meseleyi farklı noktalara  çekmiştir” görüşünü savundu.

Bahçeli, Gül'den, MHP'nin, ceza-yaptırım dengesini bozacak, adalet  duygusunu zaafa uğratacak ve adrese teslim düzenlemeler yapacak hiçbir ilişki  ağının içinde olmadığını ve olmayacağını bilmesini isteyerek, sözlerini şöyle  sürdürdü:

“Hele hele partimiz, şike ya da teşvik primi konusunda herkesten fazla  hassas ve duyarlıdır ve bu alanda kimseden duyacağı veya öğreneceği bir şey  yoktur. Biz meselenin tümüyle çözülmesi ve hukuki sorunların giderilmesi için  duruş gösterdik ve onay verdik. 4 partinin katılımı ve işbirliğiyle çıkartılan  söz konusu kanun değişikliği, tekrar Meclis gündemine aynı haliyle gelirse, biz  sözümüzün ve kararlılığımızın sonuna kadar arkasında duracağız. Meclis iradesinin  sulandırılmasına ve milletimiz nezdinde değersizleşmesine tahammülümüz yoktur ve  muhataplarımızı da aynı yaklaşım ve kararlılık içinde görmeyi istememiz en tabii  hakkımızdır. Doğaldır ki, zihniyet değişmeden ve ahlaki prensipler her alana  hakim olmadan sırf hukuki kaidelerle sorunların üstesinden gelmek mümkün  değildir. Bu, meselenin bizim tarafımızı ilgilendiren kısmı ve yanıdır. Ancak AKP  zihniyetinin ve ana muhalefetin de tercihine, sözüne ve kararına bağlı kalarak  sahip çıkmaları gerekmektedir.

Ne var ki AKP Hükümeti'nin ağlayan siması, vetoyu hayırlı bir gelişme  olarak değerlendirerek kendi partisinin alacağı pozisyon hakkında da hepimize bir  fikir vermiştir. Sorguladığımız husus burada şudur: Kimseye biat etmeye niyeti  olmadığını söyleyen ilgili Başbakan Yardımcısı'nın, kanun değişikliği tekrar  Meclis Genel Kuruluna geldiği takdirde ne yapacağı ve nasıl bir yol  izleyeceğidir. Bazı grup başkanvekillerinin düşüncelerinin hilafına, eğer AKP  vetoyu doğru buluyorsa, daha önceki tutumunu ve kararını nasıl izah edecektir? U  dönüşü yapan, sürekli çark eden ve geriye adımlarla bizim fazlasıyla dikkatimizi  çeken AKP'nin ve CHP'nin, bu mesele karşısında alacakları tutum, onların  inandırıcılığı ve siyasi kaliteleri bakımından da test olacaktır.”
       
“Kara bulutlardan kurtulmalı”
         
Bahçeli, kanun değişikliği hakkında Gül'ün yaklaşımını, “son derece  ikircikli ve çifte standartlı” olarak değerlendirerek, “Madem ki Sayın  Cumhurbaşkanı, adil ve hakkaniyete uygun cezalar belirlenmesi konusunda  dikkatlidir, suç ve ceza arasında adalete uygun bir oranının bulunması  gerektiğine atıf yapmaktadır; o halde Türklüğe hakareti düzenleyen 301. Maddenin  değiştirilmesinde neden aynı feraseti ve hassasiyeti göstermemiştir?” diye  sordu. Bahçeli, konuşmasında şu görüşlere yer verdi:

“Söz konusu kanun hükmü, değiştirilmeden önce 'Türklüğü, Cumhuriyeti  veya TBMM'yi alenen aşağılayan kişiler altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile  cezalandırılır' ibarelerini kapsarken, Sayın Gül'ün 7 Mayıs 2008 tarihindeki  onayıyla tam anlamıyla içi boşaltılmıştır. Dileriz ki Sayın Cumhurbaşkanı her  meselede gözü kapalı onay makamı gibi davranmasın; dikkatle, kararlılıkla ve  itinayla önüne gelenleri derinlemesine ve objektif olarak incelesin.

Bizim için genelde Türk sporunun, özelde Türk futbolunun aklanması ve tüm  şaibelerden arınması gerekmektedir. Bunun için mutlaka ve acilen sürdürülen adli  ve idari kovuşturma süreci tamamlanmalı ve kim ne suç işlemişse karşılığını ve  cezasını görmelidir. Spor ahlakına ve hoşgörüsüne sığmayan temasların,  ilişkilerin ve gizli niyetlerin açığa çıkarılarak şikeyi yapanların, teşvik  edenlerin ve bunlara alet olanların yaptıklarının yanlarına kar bırakılmaması  sağlanmalıdır. Ancak suçluluğu kesinleşmeden kimseye de suçlu muamelesi  yapılmamalıdır. Türk futbolu artık soluk almalıdır. Üzerinde dolaşan kara  bulutlardan kurtulmalıdır. Kulüplerimizin, iyi niyetli sporcularımız ve fedakar  kulüp taraftarlarımızın daha fazla rencide olmaması ve üzülmemeleri için AKP  Hükümeti sporu, art niyetsiz ve gizli gündemine takılmadan sahiplenmeli ve  sorunları gidermelidir. Türkiye Futbol Federasyonu tarafsız bir şekilde ve siyasi  etkiden uzaklaşarak Türk futbolunun meselelerine acilen odaklanmalıdır.  Federasyon kongrelerini siyasi kongre ve şov sahnelerine çevirenler bugünkü  karanlık sürecin mesuliyetinden muaf olmadıklarını asla unutmamalıdırlar. Ve hiç  kimse güzide kulüplerimizin ve diğerlerinin şerefiyle ve haysiyetiyle  oynamamalıdır.”

Haberin Devamı

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “AKP'nin,  Suriye'nin karşısına tam olarak geçmesi amacıyla muazzam bir psikolojik harekat  yürütülmekte ve hayasızca tertipler yapılmaktır” dedi.

Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, ABD Başkan  Yardımcısı Joe Biden'ın Türkiye ziyaretini değerlendirdi.

Geçen hafta Türkiye ve komşu coğrafyalarda önemli siyasi gelişmeler ve  ziyaretler gerçekleştiğine dikkati çeken Bahçeli, “Bunlar arasında en dikkat  çekeni, ABD Başkan Yardımcısının Irak;ın kuzeyinden sonra ülkemize  gerçekleştirdiği temaslar olmuştur” diye konuştu.

ABD'nin ve küresel çevrelerin, son dönemlerde Türkiye'ye karşı ilgileri  bir hayli arttığını dile getiren Bahçeli, “Batı medyasından, düşünce  merkezlerinden ve sivil toplum kuruluşlarından övgüler peşi sıra gelmektedir. AKP  Hükümeti devamlı tıpışlanmakta, sırtı sıvazlanmakta ve küresel çevrelerin  biberonuyla beslenmektedir” ifadesini kullandı.

Bir asır önce doğrudan müdahale kanalları oluşturarak yakın coğrafyayı  aralarında bölüşen güçlerin, şimdi bölge insanına şirin ve sevimli gelecek kişi  ya da partileri tespit ederek, bunlar vasıtasıyla maliyeti azaltmak ve kendi  zayiatlarını düşürmek istediklerini öne süren Bahçeli, şöyle devam etti:

"AKP'nin ve BOP Eşbaşkanı'nın tercih ve seçimi bu yüzdendir. İktidara  gelmeleri ve tutunmaları için gösterilen sabır ve destek bundan dolayıdır. AKP  sömürgeciliğin ve işgal emellerinin sadık bir bekçisi olmuş, utanç verici bir  şekilde Müslüman alemini sırtından hançerlemiştir.

Elbette suç ortakları, kirli organizasyonun tezgah altı işportacıları  Ortadoğu'da göze girmek ve kanlı sahnelerde rol almak için kıyasıya rekabet  halindedirler. AKP'nin, Suriye'nin karşısına tam olarak geçmesi amacıyla muazzam  bir psikolojik harekat yürütülmekte ve hayasızca tertipler yapılmaktır. Hükümet  ise zaten bunlara dünden gönüllüdür ve BOP'un sancaktarlığını kimseye kaptırmaya  niyeti yoktur.”
        
“Aynı stratejik vizyona sahip...”
         
Arap Birliği'nin Suriye'ye yaptırım kararı alırken “demokrasi” vurgusu  yaptığını anımsatan Bahçeli, “Fakat bu organizasyonun hemen hemen bütün üyeleri  bugüne kadar demokrasinin hayalinden bile ürkmüş ve ısrarla da kaçmışlardır.  Suriye'deki kanlı saldırıları her fırsatta yerden yere vuran AKP zihniyeti de  nedense Suudi Arabistan'ın Bahreyn'de döktüğü kanı ya da Mısır'da askeri  vesayetin son haftalarda katlettiği insan sayısını bir türlü hatırlamamış ve dile  getirmemiştir” şeklinde konuştu.

“İşte böylesi bir ortamda ABD Başkan Yardımcısı ülkemize gelmiştir”  diyen Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bizim için üzerinde durulması gereken başlıca konulardan biri, söz  konusu şahsiyetin ziyaret halkasındaki duraklarıdır. ABD Başkan Yardımcısı,  Irak'ın kuzeyindeki peşmerge reisiyle ve PKK'nın düşüncelerini ve silah bırakma  şartlarını açıklayan Irak Cumhurbaşkanı ile bir araya gelmiştir.

AKP'yi öven ve Türkiye'nin Suriye'de gerçek bir liderlik gösterdiğini  söyleyen bu Başkan Yardımcısının, sadece Hükümeti pohpohlamak için binlerce  kilometre öteden Türkiye geldiğini düşünmek izah edilemez bir saflık olacaktır.  Esasen ABD Başkan Yardımcısının geçmişte ülkemizle ilgili sarfettiği sözleri  bizim tarafımızdan gayet net olarak bilinmektedir. Aynı stratejik vizyona sahip  olduğumuzu iddia eden bu kronik Türkiye hasmının, birden bire eski fikirleriyle  çelişen bir noktaya gelmesi dönemsel ve sadece bölgesel bir denklemin kurulması  için geçici bir durumdur.

ABD Başkanı'nın aynı zaman içinde, 'İsrail'den daha önemli müttefikimiz  yoktur' sözlerini ümit ederim ki AKP zihniyeti iyi değerlendirir ve bundan  sonraki adımlarını buna göre atar.”
       
“Tehditlere boyun eğiyorsa”
         
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun Suriye'ye yönelik açıklamalarını da  eleştiren Bahçeli, “Küresel projelerin alt yüklenicilerinden olan Dışişleri  Bakanı'nın, 'Komşularla sıfır problem ilişkisi dediysek biz Suriye halkıyla sıfır  problem peşindeyiz' tevili tam bir geri adım ve daha önceki pozisyonlarından  savrulmalıdır” ifadesini kullandı. Bahçeli, “AKP uçurumun kenarında nutuk  atmakta ve şuursuz bir halde Türkiye;yi felakete götürmektedir. Eğer yapılanlar  karşılığında diyet ödüyorsa, verdiği sözlerin karşılığını yerine getiriyorsa ve  büyük bir açığı var da tehditlere boyun eğiyorsa bilinsin ki AKP açık bir ihanet  içindedir” diye konuştu.

Bahçeli, Hz. Muhammed'in torunu Hz. Hüseyin ve yanında bulunanların  Kerbela'da şehit edilişlerinin matemini ve hüznünü yüreklerinde yaşadıklarını  ifade ederek, “Hz. Hüseyin'in şehit olduğu günü anmak adına, kaynatılan  aşurelerin ve ilahi aşkla tutulan oruçların Cenab-ı Allah katında kabul  edilmesini içtenlikle niyaz ediyorum” dedi.
       

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!