Aşklarım sanatımı zenginleştirir

Güncelleme Tarihi:

Aşklarım sanatımı zenginleştirir
Oluşturulma Tarihi: Haziran 27, 1999 00:00

Haberin Devamı

Ünlü piyanist Gülsin Onay'ın müzikten sonra vazgeçemediği şey dostları

Gülsin Onay, yurt dışında verdiği konserler, doldurduğu CD'ler, radyo ve televizyon programlarıyla ünlendi. Batı müziğinin tanınmış eserlerini seslendirmesinin yanısıra, Türk bestecilerin dünya orkestralarının repertuarına alınmasını sağladı. Ayrıca onların eserlerini yabancı müzik şirketlerine doldurdu. Verdiği konserlerden bazılarının canlı kaydı yapıldı. Son örneği de Çaykovski'nin birinci piyano konçertosu. Dünyanın çeşitli ükelerinde konserler veren, Türk bestecilerini tanıtan Gülsin Onay'ı bu hızlı temponun içinde İstanbul'da yakaladık ve iki konser arası konuştuk.

Yoğun bir konser programınız var. En son Kıbrıs'ta 3. Uluslararası Bellapais Müzik Festivali'nde çaldınız. Sanırım Osmanlı'nın 700. yıl kutlamaları çerçevesinde de çalışmalarınız olacak .

- Evet programım hayli yoğun. Kıbrıs öncesi Almanya, Konstanz, Budapeşte ve Paris'te de çaldım. 700. yıl kutlamaları nedeniyle Lizst'in Mecidiye Marşı'nı da programıma koydum. Lizst, o dönemde İstanbul'a gelip iki konser vermiş ve ardından da bu marşı Sultan Mecid'e göndermiş. Bu çerçevede repertuarıma alacağım bir eser daha var; o da yine Lizst'in Capricio Alaturka'sı. Bir İngiliz piyanist bu eseri bulup ortaya çıkarmış. Hollanda Festivali kapsamında Amsterdam'da bir resital de var. Daha sonra İngiltere ve St. Petersburg'da da konserlerim olacak. 6 Temmuz'daki bu son konserimden sonra nihayet Bodrum'daki yazlığıma gidip tatil yapmayı planlıyorum. Yeni sezona da Ampfor Müzik Festivali'nin açılış konseriyle başlayacağım. Yani iki ay tatil yapmış olacağım. Tatil yapmayı özlüyorum ve Bodrum'da gerçekten güzel zaman geçiriyorum. Orada çok hoş komşularım var, akşam üzerleri onlarla çay partileri düzenliyoruz. Evde de çalıştığım için bazen onları rahatsız etmeyeyim diye, pencereleri kapadığımda hemen merak ediyorlar. Piyanonuzun sesini bugün duyamadık, hasta falan mısınız diye soruyorlar.

TATİLDE DE MÜZİK

Peki tatilinizi nasıl geçirirsiniz?

Herşeyi bir kenara atıp tatil yapamıyorum tabii ki. Yeni sezonun repertuar çalışmalarını bu döneme sıkıştırıyorum. Temmuz 2000 yılında bir Europalia Festivali düzenlenecek. Her ülkenin müziği ile katıldığı bu festivalde Türkiye'yi ben temsil edeceğim. Orada tamamen Türk bestecileri ve Türkiye ile ilgili eserler çalacağım. Mozart ve Lizst'in dışında Adnan Saygun, Muhittin Dürrüoğlu, Hasan Uçarsu, İlhan Usmanbaş ve İlhan Baran'ın eserlerini seslendireceğim. Bütün Avrupa yayın organları bu festivali naklen yayınlayacaklar. Bu proje beni çok heyecanlandırıyor tabii. Fakat Adnan Saygun dışında olan bestecilerin eserlerini çalışmam gerekiyor. Anlayacağınız yaz tatilimi de bu hazırlıklar için kullanacağım. Avrupa izleyicisinde belli bir süre sonunda bir doyum oluyor. Bu yeni eserler, sanırım onlar için de bir kazanım olacak.

Turne dönemlerinde sanırım daha yoğundur ama gününüzün ne kadarını çalışarak geçiriyorsunuz?

Çalıştığım zamanı hiç hesaplamadım ama çaldığımda benim için zaman çok çabuk geçer. Müzik bütün hayatımı alıyor diyebilirim. Başka şey yapmaya pek zamanım olmuyor anlayacağınız.

Buradan başka şeylere pek vakit bulamamaktan şikayetçi olduğunuz gibi bir sonuç çıkartabiliriz her halde?

Tabii, şikayeti olmayan insan yoktur ve insanlar şikayete çok yatkın yaratıklar. Onun için sebep olarak benim müziği bulmam çok kolay. Başka şeylere zaman ayıramamak, istediğini okuyamamak gibi sıkıntılarım oluyor tabii. Mesela uzun uçak yolculuklarını seviyorum, çünkü ancak o zaman kitap okuyabiliyorum. Gülün Adı'nı okuyamamıştım, son Japonya yolculuğunda onu okudum. O yolculuğa da herhalde ancak o kitap dayanabilirdi.

Müzik müthiş bir tutku işi. Hayatınızı yönlendiren başka zevkleriniz, hobileriniz, alışkanlıklarınız, tabii müzik dışında...

Estetik benim için çok önemlidir. Güzel gördüğüm her şeye takılırım. Bu duygumu Paris'te çok iyi tatmin ediyorum. Mimari, resim, moda, her konuda estetik ön planda orda ve günlük hayata yansımış durumda. Bu çok önemli bir şey. Sekiz sene yaşadım Paris'te ama benim için keşfedilmemiş bir köşesi mutlaka vardır. Sinemaya gitmeyi çok seviyorum ama buna pek zaman bulamıyorum. Seyredemediğim filmlerin listesini bir görseniz, ne kadar çok şey kaçırdığımı anlarsınız.

Aşklarınızda da aynı tutku egemen midir?

Tabii bu tutku aşklarımda da egemendir. Aşklarım dedim de, benim iki evliliğim oldu. Şu anda da yaşadığım bir ilişkim var. İki insanın birlikteliğindeki duygusal zenginlik verimliliği mutlaka etkiliyor.

Böyle yoğun bir temponun içinde evliliği sürdürmek zor olmuyor mu?

Her zaman büyük bir hasret içersinde oluyorsunuz. Ama bu evliliğin bitme sebebi değil. O kadar da şikayetçi olmayayım. Güzel tarafları da var. Yeniden kavuşma heyecanını sürekli yaşıyorsunuz. Örneğin beş yıllık bir evlilikte beraberliğiniz iki sene sürmüş oluyor. Evliliklerini uzun yaşamak isteyenlere bunu tavsiye edebilirim.

Müzikten sonra hayatınızda vazgeçemeyeceğiniz ne olurdu?

Dostluk. Ben dostlarıma çok önem veririm. Belki bu kadar çok fazla seyahat etmenin verdiği bir şey ama onlarla telefonda bile konuştuğumda bu kendimi evde hissetmemi sağlıyor. Tabii bir de sağlık. Para kaybedilebilir ama sağlığımı ve dostlarımı kaybetmek istemem.

DUVARDA PİYANO ÇALDIM

Japonya turnesi sırasında Türk Büyükelçiliği'nde çalışıyordum. Bir pazar günüydü ve o akşam Tokyo Senfoni Orkestrası'yla bir konserim vardı. Öğle yemeği için güvenlik koridorundan geçip dışarı çıkmak istedim. Fakat ikinci kapı kilitliydi. Geri döndüğümde arkamdaki kapının da kapandığını farkettim. Haftasonu olduğu için de sesimi duyuracağım hiç kimse yoktu. Dar bir koridorda hapis kaldım. Yapacak hiç bir şey yoktu. Ben de koridorun duvarını bir piyano gibi düşünüp orada o akşam çalacağım eserlerin provasını yaptım. Bir tesadüf eseri oradan geçen bir elçilik görevlisi beni farketti de kurtulabildim. Yoksa o geceyi de orada geçirmek zorunda kalacaktım ve konsere çıkamayacaktım.

HARİKA ÇOCUK

Gülsin Onay, İstanbul'da doğdu, müzisyen bir aileden geliyor. İlk piyano hocası annesi. Harika çocuklardan biri olarak, yasayla Paris Konservatuarı'na gönderildi. İlk konserini altı yaşında verdi. On altı yaşında konservatuarı birincilikle bitirdi. Kariyerinde beş kıtada verdiği konserler, doldurduğu plaklar ve uluslararası piyano yarışmalarında aldığı ödüller var. 1987 yılında Devlet sanatçısı oldu. 1988 yılında Boğaziçi Üniversitesi'nden fahri dokturluk payesi aldı.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!