GeriEğitim Öncelik okul öncesi eğitimde olmalı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Öncelik okul öncesi eğitimde olmalı

OECD’nin sürdürülebilir 10 gelişim hedefinden biri; hayat boyu öğrenme fırsatlarının ırk, etnik köken, cinsiyet, ekonomik düzey, engelli olma durumu gözetmeksizin katılımcı, kapsayıcı ve kaliteli eğitimin herkes için garanti altına alınması olarak belirlendi. OECD üyesi 35 ülkeden 13’ü bu hedefe ulaşamamış. Bu ülkelerden biri de Türkiye. Eğitimde fırsat eşitliği olarak kısaltılabilecek bu hedefe ulaşamamanın yanı sıra bir şekilde eğitime ulaşanlara sunduklarımızla da eleştiri okları bize doğru gelmeye devam ediyor.

Öncelik okul öncesi eğitimde olmalı

21’inci yüzyıl eğitim hedefleri olarak belirlenen 4C’lere yani Yaratıcılık, İletişim, İşbirliği ve Eleştirel Düşünme beceri ve yeterlikleri, öğrenci sırası, tahta ve öğretmen masasından ibaret sınıflarla kazandırılamayacağı kesin. Bu beceri ve yeterlikleri de bir kenara bırakıp bari sıradan insan becerilerine sahip olsaydık dediğimiz noktada OECD’nin yetişkin becerileri araştımasına bakalım. Basitten üç beceri: Okuduğunu anlama, basit matematik işlemleri yapma ve teknolojik ortamda problem çözme.

Türkiye, okuduğunu anlama becerisinde 35 ülke içinde sondan üçüncü, matematik problemi çözmede yine sondan üçüncü, diğer ikisi Endonezya ve Şili. Teknolojik ortamlarda problem çözme becerilerinde ise son sırada yer aldı. Araştırmaya katılanların yüzde 40’ı bu beceri altında verilen görevi yerine getiremedi. Bizim üniversite mezunumuz OECD ülkelerinin lise mezununa denk becerilere sahip.

2015 yılına ait PISA sonuçlarını da hatırlayalım. PISA, 15 yaşında örgün eğitimdeki gençlerin fen okuryazarlığı, matematik okuryazarlığı ve okuma becerilerini ölçen bir test. Beceri düzeyleri; 1 en düşük, 6 en yüksek beceriler olmak üzere sınıflandırılmış. OECD ülkeleri içinde fen okuryazarlığında öğrencilerimizin yüzde 45’i ancak 1’inci seviye becerilerine sahip (OECD yüzde 23); 6’ncı seviyemiz yüzde 0 ve 5’inci seviyemiz yüzde 0.3 (OECD yüzde 7.8). Matematik okuryazarlığında 1’inci seviye becerilerine sahip öğrencimiz yüzde 51 (OECD yüzde 23.5), üst düzey becerilere sahip öğrencimizin oranı yüzde 2, OECD’de bu oran yüzde 11. Okuma becerilerinde 1’inci seviyedeki öğrenci yüzdemiz 30 (OECD yüzde 20), 5’inci ve üst seviyemiz binde 6, OECD yüzdesi ise 8.3.

Sonuçların vahim olduğunu, kaliteli eğitime ulaşım için yeni ve devamlılığı olan politikalar üretilmesi gerektiğini belirttikten sonra önemli bir bağlantıya dikkat çekmek isterim. PISA’ya katılan öğrencilerin yüzde 46.3’ü okul öncesi eğitim almadığını belirtmiş, bu oran OECD’de yüzde 4.5. Okul öncesi eğitim almamanın sonuçlar üzerindeki etkisi şu veri ile detaylandırılıyor: 1 - 2 yıl arasında okul öncesi eğitim alan öğrencilerle almayan öğrenciler arasında fen okuryazarlık puanlarında 17 puanlık bir fark var.

KURUM AZ, OKULLAŞMA ORANI DÜŞÜK
Erken çocukluk döneminin önemi birçok araştırmayla kanıtlanmış durumda. Erken çocukluk yılları algıların açık olduğu, anlama ve öğrenme isteğinin, yaratıcılığın, keşfetmenin, soru sormanın en üst düzeyde olduğu dönemdir. Ne yazık ki, ülkemizde bu dönemin ihtiyaçlarının karşılanabileceği eğitim kurumları sayıca çok az, okullaşma oranı çok düşük. 3 ile 5 yaş arası çocukların sadece yüzde 27.6’sı bir eğitim kurumuna devam ediyor. Bu oran OECD için yüzde 83.

Türkiye’de çocuklar ortalama 8 ay okul öncesi eğitim alırken, OECD ülkelerinde ortalama 2 yıl 3 ay. OECD öğrenci başına ortalama 8 bin dolar harcarken Türkiye için bu rakam ortalama 3 bin dolar. Üstelik okul öncesi eğitim Türkiye’de ücretli. İstanbul’daki aileler yarım gün için ayda minimum 85 TL, tam gün yemek dahil 300 TL’ye kadar ücret ödüyorlar. Özel okullar ise yıllık 20 bin TL’den 30 bin TL’ye kadar ücret talep ediyor.

Öğretmen sayısı ve yeterliği ile ilgili de sıkıntılar var. Kamu Personeli Seçme Sınavı’nda (KPSS) en fazla kontenjan ayrılan alanlardan biri okul öncesi öğretmenliği olsa da, öğretmen açığı devam ediyor. Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olmayan özel okullarda üniversite mezunu öğretmenlerin çalıştırılması zorunlu olmadığı için kız meslek lisesi mezunları çalışıyor. Biliyoruz ki, öğretmen eğitiminde fazladan her yılın öğrenci başarısına katkısı büyük.

Okul öncesi kurumlarının sayıca arttırılması, mümkün olduğunca çok çocuğa ulaşılması tabi ki çok önemli. Fakat sınıf ortamının kalitesi, öğretmen yeterliği ve kurumlarda sunulan deneyimlerin zenginliği daha da önemli. Varol (2013) yaptığı çalışmasında okulda geçirilen zamanın yüzde 40’ının hiçbir öğrenmeyle ve içerikle ilgisi olmayan bekleme zamanı (sırasını beklemek, öğretmenin hazırlık yapmasını beklemek, başka bir etkinliğe geçilmesini beklemek gibi) ile geçtiğini belirtiyor. Göl-Güven (2009) okul öncesi kurumlarında çocuklara öğretmen-odaklı etkinliklerin sunulduğu, çoğunun kes-yapıştır yapılan kağıt-kalem aktiviteleri olduğunu gözlemledi. Sunulan kaliteli eğitimin, çocukların bilişsel ve sosyal-duygusal alanlardaki etkisi yapılan çalışmalarla ispatlandı (Canbeldek ve Işıkoğlu Erdoğan, 2016; Göl-Güven, 2017).

DEĞİŞEN POLİTİKALAR HEDEFE ULAŞMAYI ENGELLİYOR
Erken çocukluk eğitiminde yaygınlık, ulaşılabilirlik, ödenebilirlik, yararlanılabilirlik ve kalite en önemli göstergeler. 2017 yılı itibariyle 22 ilde okul öncesi eğitimin zorunlu olması için pilot çalışma başlatıldı. 2019 yılında ise okul öncesi eğitimin ülke genelinde zorunlu olması ile ilgili planlamalar yapılıyor. Kavak (2011) kaynak araştırması çalışmasında ise 3-5 yaş için yüzde 95’e yakın okullaşmanın ancak 2050 yılında gerçekleşebileceğini belirtiyor. Ülke çocuklarının okul öncesi eğitiminden faydalanmaları için bu kadar beklememiz gerekmemeli.

Okul öncesinde okullaşma oranını arttırmak için bunun ülke önceliği olmasını sağlamalıyız. Eğitim politikalarının sürekli değişmesini engellemeliyiz. 2017 yılından önce, 2009 yılında da yine 32 ilde zorunlu okul öncesi eğitimine geçilmişti. 5 yaş için yüzde 70’lik okullaşma oranına ulaşılması hedeflenmişti. 2010 yılında UNICEF’le ortaklaşa yürütülen ‘Okulöncesini Güçlendirme Projesi’nde olumlu birçok adım atılmıştı. Fakat 2012 yılında kesintisiz eğitimin kesintili hale getirilmesi ve okula başlama yaşının 1 yıl öne alınması ile bu atılım durduruldu. Politikalarda devamlılık ve dirayet amaca ulaşılmasını sağlar. Sürekli değişen politikalar hedefe ulaşmamız önünde engel.

Her bir çocuğumuz için erken çocukluk eğitimi imkânları sunmalıyız ama bu eğitimin en çok faydasının dokunduğu gruplara yönelik politikaların üretilmesi ve uygulamaya konulmasını sağlamalıyız. Düşük gelirli ailelerin çocukları için kaliteli eğitim sunan okul sayısının arttırılması ve bölgesel farklılıkların da hesaba katılarak azınlık gruplarının ve göçmen grupların ihtiyaçlarına dönük eğitim planlamaları ve uygulamalarının hayata geçirilmesi önemli. İki işbirliği bu anlamda elzem: Birincisi, erken çocukluk gelişimsel özelliklerine uygun eğitim programları geliştirilmesi ve  öğretmen yeterlikleri için eğitim fakülteleriyle kurulacak sıkı işbirliği.

İkincisi uzun yıllardan bu yana erken çocukluk ev temelli ebeveyn eğitimi ve kurumsal eğitim ile ilgili uzmanlaşmış Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV) ve benzeri Sivil Toplum Kuruluşları (STK) ile kurulacak işbirliğidir. Atılan ve atılacak olan olumlu adımların çocuklarımız için faydalarını en kısa zamanda görebilmemizi umuyorum.

Not: Yazıda kullanılan çalışmaların kaynakça bilgisi için yazara mine.golguven@boun.edu.tr email adresinden ulaşılabilir.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle