Karne notuna ne ceza ne de aşırı ödül verin

Güncelleme Tarihi:

Karne notuna ne ceza ne de aşırı ödül verin
Oluşturulma Tarihi: Şubat 18, 2013 16:55

Günümüzde birçok aile maalesef hala çocuklarını karne notları ile değerlendiriyor. O notlara bakarak çocuklarını “başarılı” ya da “tembel” olarak etiketleyen aileler bu durumlarda da aşırı cezalandırma veya ödüllendirmeyi tercih ediyor. Oysa uzmanlar, ailelerin bu tür geri dönüşlerine pek de olumlu yaklaşmıyor.

Cezaların okul yaşantısına, aile ve çocuk ilişkisine zarar verdiğini düşünen eğitimciler, bu durumun çocuğun kişisel gelişimini etkilediğini ve hem okula, hem de öğrenmeye karşı olumsuz bir tutum geliştirdiğini vurguluyor. Aşırı ödüllendirmelerin zararına da değinen eğitimciler, başarı karşısında abartılarak verilen ödülün çocuğun kalıcı öğrenme ve motivasyonunu olumsuz etkilediğini belirtiyorlar. Anne babanın karne konusunda tavrının çocuğun daha sonraki okul başarısını etkilediği uyarısında bulunan uzmanlar, “Anne babalar dikkat! Bu konuda verilecek tepkiler çocuğun diğer öğrenmelerini etkiliyor. Çocukların öğrenme isteklerini köreltmeden ve yeni bilgiler almaktan korkmalarını sağlamadan, karşılaştıkları zorlukları yenmeleri için cesaretlendirmek sadece öğretim başarısının değil yaşam kalitesinin de artmasına yol açacaktır” dedi.

Karne alan çocuğa nasıl davranmalı?

Karne, gelecek adına önemli ipuçları taşıyan çok önemli bir fırsat olarak değerlendirilmeli. Bu belgeye çocuğun başarılı ya da başarılı olduğu dersleri ya da bazı derslerdeki eksikleri gösteren bir çizelge olarak bakılmalı.

? Öncelikle kötü notları değil, iyi notları değerlendirin. Çocuklara neleri yapamadıklarından çok neleri yapabildiklerini ve yapabileceklerini anlatın. Olumsuz ve eksik bulunan davranışlar yerine olumlu özelliklerine yönelmek çok daha etkili olur. Sadece olumsuzlukları vurgulamak, çocuğun diğer olumlu özelliklerini görmeyi engeller ve kendisini tümden başarısız değerlendirmesine yol açar. Yapılan araştırmalar, olumlu özelliklerin ön plana çıkarılmasının özgüven gelişimini desteklediğini ve genellemelere yol açarak olumsuz durumları da ortadan kaldırdığı yönünde.

? Çocukları düşünmeye ve konuşmaya yönlendirerek dinleyin, başarısızlık nedenlerini belirleyin ve çözüm stratejileri geliştirin. Bu aşamada, çocuklara güvendiğinizi hatırlatın, ortak kararlar alarak uygulamaya koyun.

? Eğitim yaşam boyu devam eden bir süreçtir. Sadece karne odaklı düşünmek bunun düzeltilemez bir durummuş gibi algılanmasına yol açar. Bu nedenle çocuğun başarılarına sadece var olan durum değil gelecek odaklı bakmak daha yararlı.

“Neden daha yüksek değil?”, “Diğer çocukların durumu nasıl?” gibi söylemler umutsuzluklara ve değersizlik duygularının yaşanmasına sebep olur. Tüm çocuklar kendi gelişimleri içerisinde değerlendirilmeli, çok küçük bile olsa ilerlemeler olumlu ele alınarak pekiştirilmeli.

Kötü karneyle gelen çocuğun suçluluk, pişmanlık, üzüntü gibi duyguları yoğun olarak yaşayabileceği gözden kaçırılmamalı. Bu duyguların farkında olunduğu dile getirilmeli, iyi olmayan notların telafi edilebileceği, çaba göstererek aşılabilecek bir engel olduğu belirtilmeli.

Yetenek, ilgi ve beceri açısından bakıldığında her çocuğun kendine özgü bir repertuarı olduğundan kıyaslama yapmak, çocuğun motivasyonunu arttırmak yerine yetersizlik duygularını harekete geçirir. Ayrıca kıyaslandığı bireyle ilişkisi de bozulur. Çocuğu başkalarıyla kıyaslamak yerine kendi içindeki gelişimini görebilmek çok daha önemlidir.

? Çocuklarımıza gösterdiğimiz sevgi ve ilginin koşullu olmadığı unutulmamalı. Karne notlarından dolayı tüm olumlu özelliklerini bir kenara bırakıp, onu başarısız olarak değerlendirerek, sevgiden yoksun bırakma yoluna gidilmemeli.

? Başarısızlık soğukkanlılıkla karşılanmalı, olabilir ve gerekli şartlar oluşturulduğunda düzeltilebilir bir durum olarak değerlendirilmelidir. Unutulmamalıdır ki, kötü bir karne düzeltilebilir ancak çocuğun kişiliği üzerinde yapılacak tahribat telafisi mümkün olmayacak sonuçlar doğurabilir.

? Karne notlarına ilişkin zaman zaman eşler birbirlerini değerlendirme, suçlama yoluna gidebilir ve gereksiz tartışmalar yaşanabilir. Babalar anneleri öğretici, anneler ise babaları idareci gibi görebilir. Bu tartışmaların çocuk üzerindeki etkisi ise, mutsuz, suçluluk duygusu yaşama, öğrenmeye karşı isteksizlik ve olumsuz davranışlara yönelme şeklinde olabilir. Unutmamak gerekir ki suçlamalar yerine ortak çözüm önerileri oluşturabilmek başarıyı getirecek.

Karneyi bir kenara bırakın yaz tatilini iyi değerlendirin

? KARNEYE verilen anlam ne olursa olsun ama sonundaki tatili iyi değerlendirmeli. Bir yıl boyunca gösterilen çabanın sonucu ne olursa olsun herkes gerek fiziksel gerekse zihinsel açıdan dinlenmeye ve eğlenmeye ihtiyaç duyar. Tatilde öncelikli olarak yapılması gereken planlama bu yönde olmalı. Ancak unutulmamalıdır ki bilgi birikimli bir süreçtir. Her yeni öğrenmeler eski öğrenilenlerin üzerine inşa edilir ve birey tarafından özümsenir. Eğer alt yapı yetersiz olursa, yeni bilgilerin edinilmesi ve kalıcı olması imkansız hale gelir. Tatili iyi değerlendirmek için uzmanlar şunları öneriyor:

? Tatil süresi içinde düzenli ve gelişim düzeyine uygun kitaplar okunabilir.

Karneyi bir kenara bırakın yaz tatilini iyi değerlendirin

? Başarısız olan derslere yönelik yorucu olmayan bir çalışma programı oluşturulabilir. Bu kapsamda başarısız olunan ders ya da derslere ilişkin öğretmenlerle görüşerek eksik olan konularının tamamlaması yönünde bir program izlenebilir.

? Bilgisayar, televizyon gibi etkinlikler için de bir program yapılabilir, tüm zamanını bu etkinliklerle değerlendirmemesi konusunda yönlendirmek de olumlu olur.

? Tatilde sosyo kültürel açıdan yapılacak gezi ve incelemelerle okullarda uygulanan bazı ders müfredatları desteklenebilir. Bu nedenle, müze, konser, sinema ve tiyatro gibi etkinliklere tatil döneminde zaman ayırmak da öğrenmeyi keyifli hale getirir.

Öğrencileri bireysel becerilerine göre değerlendirmek çok önemli 

Doğu Gözaçan (Doğuş Eğitim Kurumları Kurucusu)

Öğrencileri bireysel farklılıklarına göre değerlendirmek gerekir. Bunun da tek ölçüsü not durumu ya da merkezi sınavlar değil. Eğitim sisteminin gereği olarak, sınavlar uygulanıyor ve öğrencilere notlar veriliyor. Öğrencilerimizin hayatlarına yön verebilmesi için bu sınavlarda başarı sağlamaları gerekiyor. Ancak onları sadece karnedeki not durumuna ya da sınav başarısına göre değerlendirmek yanlış. Eğitimi bir bütün olarak kabul etmek, çocuklarımızın başarısını oluşturan bileşenleri iyi değerlendirmek gerekiyor. Biz de kurumlarımızda bu gerçeğin bilincinde özel bir programla sınavlara hazırlıyoruz. Onların ders ve sınav başarısını yükseltecek özel çalışma takvimine, düzenli rehberlik faaliyetlerinin eşlik etmesini sağlıyor, nitelikli ve kapsamlı bir sosyal yaşam sürmelerine olanak tanıyoruz. Sanatsal, kültürel, sportif etkinliklerin süreklilik kazanmış biçimde düzenlenmesi, kurum dışındaki seçkin organizasyonlara öğrencilerimizin katılımının teşvik edilmesi, desteklenmesi oldukça önemsediğimiz hususlar. Çocuklarımızı, her şeyden önce iyi insan olarak yetiştirmek en önemli gayemiz. Onları mutlu bireyler olarak görmek istiyoruz. Bir eğitim yılını daha geride bırakırken, dikkat edilmesi gereken en önemli noktanın bu olduğu inancındayız.

Karneye karşı klasik tepki: Ödül ve ceza

Karne denince akla ya ödül ya da ceza geliyor. Yapılan araştırmalar, ödülün öğrenmede cezaya göre daha etkili ve kalıcı olduğunu göstermekle beraber her iki yaklaşımın da zararlı olabileceği yönünde.

Ödül ve ceza arasında aslında hassas bir denge var. Asla gelişigüzel uygulanmamalı. Ödül, istenilen davranışların sıklığını arttırmaya yönelik uygulanırken ceza ise istenmeyen durumların ortadan kaldırılması için verilmeli. Ödül, öğrencinin beğenilen bir davranışı nedeniyle mutlu olması için verilebilir. Bisiklet, bilgisayar, para gibi maddi imkanlarla çocuk mutlu edilebileceği gibi sözle onaylama, dokunma, sorumluluk verme şeklinde de uygulanabilir. Ceza ise, istenenden yoksun bırakmayı tanımlayan her tür yasak ve sınırlandırmayı içerir. Ceza, öğrencilerin istenmeyen davranışlarının engellenmesine yönelik uygulanan her tür yaptırımı kapsar.

Araştırmalar, ödülün, cezadan daha çok etkisi olduğunu göstermesine rağmen, davranış değiştirme modelleri olarak her ikisinin de etkisini zamanla kaybettiğini ortaya koyuyor. Ne ödül ne de ceza uzun dönemli istenilen iç yönetimi geliştirmede çok da fazla etkili oluyor. Yani, dışsal denetlemelerle hareket edildiğinde uzmanlara göre çocuklar büyüyemeyecek ve kendi sorumluluklarını alamayacak duruma geliyor.

Psiko-sosyal gelişim kuramcılarına göre, doğumdan itibaren yaşama dair bir dizi kazanım ya da kayıpların olduğu gelişim dönemleri yaşanıyor. Doğumdan orta öğretim sonuna kadarki süreçte çocuk ve gençler, temel güven duygusu, girişimcilik, başarılı olma ve kimlik kazanımları dönemlerine denk geliyor. Özellikle yaşamın ilk yıllarında, güven duygusunun kazanımı ya da kaybı olan güvensizlik, ilköğretimin ilk kademesinde ise “başarılıyım” ya da “başarısızım” etiketlerinin kazanımı söz konusu oluyor. Psiko-sosyal kuramcılar, mutlu ve doyumlu bir yaşam sürdürmek için gelişim dönemlerini başarılı geçirmenin önemini vurgularken, olası başarısızlıkları ise geriye dönerek telafi edilebilir olarak tanımlıyor.

Okul döneminin kazanımı “Başarılı bir insanım” kaybı ise “beceriksiz”, “değersiz” ve “yetersiz biriyim” şeklinde kendisini gösteriyor. Temel güven, girişkenlik yani özerklik ve bağımsızlık, sorumluluk ve olumlu bir kimlik kazanmakta çocuk ve gençlerin elde ettikleri başarılar yanında başarısızlıklarda bir fırsat olarak ele alınmalıdır. Anne, baba ve okul öğretmenlerinin çocukların yapamadıklarından ziyade yapabildiklerine yönelmeleri hem temel güven duygusunun hem de “yapabilirim, yapabiliyorum” duygusunun yerleşmesine sebep olur, olası kayıpları telafi etme imkanı olarak karşımıza çıkabilir.

Uzmanların bu yönde ailelere uyarısı şöyle:

Başarıyı tek bir ölçüt üzerinden değerlendirmeyin: Bizim için en önemli başarı kriteri ne ise çocukları o başarı kriteri üzerinden değerlendirmek ve özellikle olmak istediklerimizi çocuğumuz üzerinden gerçekleştirmek gerek anne babalar gerekse çocuklar için büyük travmalara yol açabilir. Başarıyı her alanda yakalamanın mümkün olamayacağı gerçeğini unutmadan çocukları çok yönlü olarak değerlendirmek önemlidir.

Çocuklar arasında bireysel farklılıklar olduğunu unutmayın: Her çocuk kendine özgüdür, eşsiz ve değerlidir. Eğer, çocuğun bireysel özellikleri takdir edilir ve değer verilirse o da kendi varlığına ve özelliklerine değer verir. Eğer çocuğu teşvik etmek istiyorsak ona başka bir çocuğu örnek göstermek yerine, kendisinin daha önce yapmış olduğu bir şeyi örnek gösterin, yani kendisiyle kıyaslayın.

Çocuğu iyi tanıyın: Onun hangi alanlarda iyi olduğunu, hangi alanlarda desteğe ihtiyacı olduğunu gerçekçi bir biçimde değerlendirin. Güçlü ve zayıf yönlerini belirleyin. Zayıf alanlarda desteklemek için iyi olduğu alanları örnek kullanın. İyi alanlarda kendilerini gösterebilmeleri, zayıf alanlarda ise kendilerini denemeleri için güvenli ortamlar yaratın. Eleştirmek, yüzüne vurmak ya da cezalandırmak yerine yapabildiğini değerlendirin ve onun da görmesini sağlayın. Unutmayın eğer siz yapabildiği kadarını görmez ve ona inanmazsanız o da yapabildiklerini görmez ve kendi gücüne inanmaz.

Çocuğun iyi yapabildiği şeyler ya da ilgi duyduğu alanlar mutlaka vardır: Bunların neler olduğunu tespit edin ve bu alanlarda daha iyi olabilmesi için gerekli koşulları sağlamaya çalışın. Çocuklar genellikle ilgi duydukları alanlarda daha iyi performans sergiliyor. Bu nedenle, ilgilerinin ne olduğunu belirlemek, gözlemlemek önemli.

Çocuğunuzun geliştirilmesi gereken alanları için birlikte bir plan yapın: Planınızda küçük hedefler belirleyin. Bu hedeflere ulaşmasında ona destek verin. Örneğin herhangi bir derste başarısız ise ve bu durum onu etkiliyorsa, bu konuda neler yapabileceğinize birlikte karar verin ve küçük adımlarla ilerleyin. Problemlerin üzerine giderken çözüm odaklı yaklaşımınız, hedef belirlemeniz ve bu konuda ona destek vermeniz, onda problemin çözülemez olduğu inancını yıkacak ve çaba harcama isteği doğuracak.

Çeşitli alanlarda sorumluluklar verin: Bu sorumlulukların onun yaşına ve gelişimine uygun olmasına dikkat edin. Sorumluluklarını yerine getirirken onu izleyin, takdir edin, gerekli yerlerde destekleyin. Sorumluluk duygusunun gelişimi, çocuğun kendisini yeterli hissetmesi ve özdeğer duygusunun gelişimiyle yakından ilgili.

Çocuğa sosyal aktivite yaptırın: Ev ve okulun dışında farklı sosyal aktiviteler, sosyal gruplar gibi değişik ortamlara girmesi ve bu ortamlarda kendini gösterebilmesi için fırsatlar yaratın. Böylece, çocuğun alışkın olmadığı yeni ortamlara uyum sağlama becerisini geliştirmesine katkıda bulunursunuz. Yeni, farklı ortamlarda başarılı olma duygusu, çocuklarda kendilerine güven duygusunu arttırır. Örneğin; çocuğunuzun bir yaz kampına katılması ya da daha önce hiç denemediği sanat ya da sosyal aktivitelere katılması ona çok şey kazandırabilir. Çocuk ve gençlere farklı hobiler edinmeleri yönünde rehberlik edilmesi de önemlidir.

* Olumlu davranışları için harekete geçmesini kolaylaştırır, moral ve motivasyonu arttırır.

* Ödülle davranışların onaylanması, bireyin olumlu bir benlik algısı ve sağlıklı bir kişilik geliştirmesini kolaylaştırır.

* Yapılan işten tatmin duygusunu pekiştirir.

* Ödül dışsal bir motivasyon aracı olarak, öğrencilerin davranışlarının sıklığını arttırır. Ancak var olan öğrenmeye karşı merak, ilgi, içsel motivasyon ve çabayı olumsuz yönde etkileyebilir.

* Ödüllerin diğer bir olumsuz etkisi özellikle, çocukların kendi gelişimlerini bir kenara bırakıp, sadece ödüle yönelmeleri ve bu durumda da istenilir ve kalıcı öğrenme gerçekleşmemesi.

* Ödül araç olarak değil de amaç olarak kullanılıyorsa, başarısızlık durumunda öğrenci yüksek düzeyde endişe ve kaygı yaşayabilir.

* Sürekli ödül kazanma, bir yerden sonra ödüllerin yetmemesine ya da önemsenmemesine yol açabilir. Bu durumda içsel motivasyonunu geliştiremeyen çocuk bir süre hareketsiz kalmaya yönelebilir.

Ödül ve ceza sınırını iyi ayarlayın

* Her ikisinin de çocuk tarafından anlaşılır ve mutlaka bir amaca yönelik olması gerekir.

* Uygulanacak ödül ve ceza çocuğun gelişim dönemi özelliklerine uygun, orantılı ve ölçülü olmalı.

* Hangi davranışların ödül, hangi davranışın yaptırım doğuracağı bilinmeli.

* Ödül ve yaptırımları öğrencilerle birlikte kararlaştırmak eğitsel açıdan daha etkili olur.

* Sözel ödüller, maddi ödüllerden çok daha etkili.

* Ödül ve cezanın etkili olabilmesi için, davranış ortaya çıktığı anda uygulanmalı.

* Yaptırım, asla bir öfke ve hıncın sonucu olmamalıdır.

* Yaptırım uygulanmadan önce, başarısızlığın nedenleri araştırılmalı.

* Ödül ve ceza, sadece ortaya çıkan duruma yönelik uygulanmalı, genele yansıtılmamalı ve öğrenciyi geliştirecek nitelikte olmalı.

Ceza uygulamasının yarar ve zararları

* Ceza, ödül ile birlikte dengeli bir biçimde kullanıldığında, istenmeyen davranışlar üzerinde sosyal kontrol sağlayabilir.

* Ceza, özellikle bilerek yapılan olumsuz davranışların yerleşmesini engellemek açısından yararlı olabilir.

* Suça uygun olmayan ya da ağır cezalar verme, öğrencide kalıcı davranış bozukluklarının oluşmasına, öfke, nefret gibi olumsuz duyguların yerleşmesine yol açabilir. Bu durum çocuk üzerinde, patolojik ve yıkıcı izler bırakabilir.

* Sürekli cezalandırma, genel bir kayıtsızlık ve bağışıklık durumu yaratabilir.

Karne günü kabus olmasın

2010 - 2011 öğretim yılı 17 Haziran Cuma günü sona eriyor. 16 milyon öğrenci karne alacak. Öğrenciler kadar veliler de heyecan ve merakla bu karne gününü  bekliyor. Karnesi iyi öğrenciler için sorun yok. Ama, zayıf not getirecekleri zor günler bekliyor. Uzmanlar, velileri karnesinde zayıf bulunan çocuklarına karşı anlayışlı davranmaları konusunda uyardı.

Biz de üç gün boyunca işte bu nedenle birçok çocuğun hayatında iz bırakan karne günü ve bugünde yapılması gerekenleri aktaracağız. Ailelerin notu zayıf çocuğa karşı nasıl davranması gerektiğini, ödül ve cezayı uygulama şekillerini tartışacağız.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın ülke genelinde uyguladığı e-okul veli bilgilendirme sistemine rağmen, sözlü, proje, performans ya da ödev gibi değerlendirmelerin öğretmenler tarafından genellikle son aşamaya bırakılmasıyla beraber karneler, özellikle yıl sonuna doğru merak ve heyecanla beklenir. Çocuklar için aile büyüklerinden alınacak takdir ve ödüller ya da olumsuz eleştiri hatta cezalar bu heyecanı daha da arttırır.

Tek başarı göstergesi karne olamaz

Birçok veli ve öğrenci, karneyi başarının tek göstergesi gibi algılar. Buna göre duygu ve davranışlar belirlenir. Bazı öğrenciler ve veliler için mutluluk ve gurur kaynağı olan karneler bazıları için ise kaygı ve üzüntü sebebine dönüşür. Oysa çocuklar, okula farklı kişilik özellikleri, yetenek, ilgi alanları ve hazır oluşluk düzeyleriyle gider.

Okulun amacı, çocuk ve gençlere gelişim görevlerine uygun yeni bilgi ve beceriler kazandırmak. Okul, akademik anlamda bilgi edinilen kaynak olmasının yanında çocuğun duygusal, sosyal ve fiziksel gelişimine yönelik birçok kazanımın da gerçekleştiği bir yer. Bu kapsamda karne, öğrenim görülen derslere ilişkin sadece akademik anlamda alınmış notlar bütünü olarak değerlendirilmemeli. Karne notları sorumluluk sahibi olma, çaba gösterme, saygılı ve kabul edilen davranışlar sergileme, güvenilirlik ve dürüstlük, sosyal, sportif faaliyetlere ve derslere katılma, iletişim becerileriyle beraber proje, performans, ödev ve sözlü bileşenleriyle bir bütün gibi görülmeli. Bütün bunları bir kenara bırakıp sadece karnedeki derslere ilişkin sayılar yani notları göz önüne alınırsa sonuç pek de parlak olmaz.

Unutmamak gerekir ki, karne dönemindeki olumsuz eleştiri ve yaptırımlar ileride çocuk üzerinde telafisi olmayacak önemli sorunlar ortaya çıkarır ve gerçek başarıyı ıskalama durumu yaşatabilir.

Karne sadece öğrenciye verilmiyor


Karne başarısına sadece öğrencinin bir yıl boyunca yaptığı çalışmaların karşılığı olarak bakmamak gerek. Çocuğun ne kadar çok çalıştığı ya da çalışmadığı değerlendirmesini bu notlarla yapmak, yapılabilecek hataların en büyüklerinden
biri. Başarı, okul, veli ve öğrenci açısından bir bütün olarak değerlendirilmeli. Okulun izlediği çalışmalar, ailelerin çocuklarıyla ve okulla ilişkileri de başarıda önemli rol oynar. Karne zamanı ise bunun tam tersi yapılır. Başarılı sonuçları herkes kendine mal eder, başarısızlığın tek sorumlusu olarak öğrenci görülür. Başarısızlıkları sadece öğrencinin sorumsuzluğu olarak görmek, onu bu nedenle ayıplama, suçlama, eleştirme ve cezalandırmayı seçmek anne babaların en çok başvurduğu yöntemlerden biri.

Çocuklar karneyi gerçekten önemser


Araştırmalara göre, çocukların yaşadığı karne kaygısının altında yatan temel neden anne ve babasının değerlendirmeleri. Her anne ve baba çocuğunun başarılı olmasını, verilen emeklerinin karşılığının alınmasını görmek ister. Karnedeki düşük notlar anne babaların üzüntü, hayal kırıklığı, kızgınlık hatta suçluluk duymasına yol açabilir. Zaten genelde böyle durumlarda, çocuğa duygusal ya da fiziksel cezalar verilir.

Oysa başarısız bir karne getiren çocuk belli etmese de bu durumdan rahatsız olur. Anne ya da babasından göreceği tepkinin yanında başarısızlığın getirdiği suçluluk, üzüntü ve pişmanlık gibi duygular yaşar. Eğer anne ve babadan çok fazla çekiniyorsa yalan söyleme gibi olumsuz davranışlara da başvurur ya da farklı yollar izler. Kendisini “Başarısızın biriyim” diye etiketleme ve kendisine zarar verme eğilimi gösterebilir ya da umursamaz, önemsemez görünebilirler. Oysa bilinmesi gereken şey şudur: Aslında tüm çocuklar karnelerini gerçekten çok önemser.

Notlar çocuğun geleceğine dair fikir vermez

Karnedeki notların yüksekliğine ya da düşüklüğüne bakarak geleceğe yönelik hayallerde bulunmak pek de doğru bir davranış değil. Araştırmalar, öğrencinin yaş gelişim dönemi içinde elde etmesi gereken kazanımların ilerleyen dönemlerde telafi edilebileceğini gösteriyor. Akademik başarının, yetenek, ilgi, tutum, ergenlik dönemi özellikleri ders çalışma yöntemlerini bilmek gibi birçok farklı bileşeni var. Hayat başarısı, sadece okuldan elde edilen notlarla ölçülemez. Aynı zamanda, sosyal, kültürel ve sportif alanlarda, gelecekte tercih edilebilecek meslekte, sosyal ilişkilerde ve aile yaşantısındaki başarılarla ölçülebilir. Çocuklarımız için istediğimiz şeyler hep geleceğe yöneliktir. “İyi vatandaş”, “iyi eş”, “iyi iş sahibi” olma beklentimiz “Ben senin geleceğini düşünüyorum” söylemiyle yerini bulur. Bu nedenle, çocuklarımız için hepimizin istediği sadece yüksek notlar getirmeleri olmamalı. İleriye yönelik hedefler için en iyi stratejileri oluşturmak ve beklentilerin gerçekleşmesini sabırla beklemek en iyisi.

Karnedeki zayıflar felaket gibi algılanıyor

HANGİ ebeveyne sorarsanız sorun, çocuklarının geleceği için iyi niyet besliyordur. Ancak nedense, sınav sonuçlarını veya karneleri gördüklerinde sergiledikleri tavırlar tuhaftır. Önce aileler çocuğun zayıflarını görürler. Karnedeki zayıflardan hareketle, gelecekte yaşayabilecekleri olası “felaketler” tasvir edilir. Felakete gidiliyormuş tavrına bürünerek çocuğun korku yaşaması isteniyormuşçasına tavırlara geçilir. Bir dersteki “başarısızlık” ele alınıp yine korku vermesi niyetiyle ve öfke eşliğinde “Başarısız bir çocuksun” genellemesine gidilir. Başarılı olmazsa gelecekte onu bekleyen tehlikeler anlatılır. Zaman zaman çocuklarımızı korkutmaya ayarlı tavırların ötesine de geçiyoruz. Zayıf notların tüm ailenin geleceğini karartma, aile üyelerini üzme gibi bir güç barındırdığı da ayrı mesele. Çocuğumuzun geleceğe korkarak ve suçluluk duyarak gitmesi onlar için çevirdiğimiz bu güzel ve iyi niyet filmiyle ne kadar tutarlı? Onlarla, düştüğümüz yerden kalkalım, geleceğimize ve başarısızlıkları başarıya dönüştürmenin yollarını arayalım, başarısızlığı korkulacak bir “öcü” olarak göstermeyelim.

Prof. Dr. A. Kadir Özer (Doğuş Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi)


Zayıflara takılıp kalmayın


Unutmayalım. Çocuklarımız ile bir gül bahçesindeyiz. Bu bahçeyi çok seviyoruz... Rengarenk güllere ulaşmak, onları koklamak zamanı gelince toplamak istiyoruz. O bahçenin büyümesini, genişlemesini, çeşitlenmesini istiyoruz. Bazen o bahçede yürürken veya gülleri budarken elimize dikenler batabiliyor veya kolumuzu, bacağımızı çizebiliyoruz. Belki o anda canımız yanıyor. Ancak bahçeye her baktığımızda yaşadığımız o güzel duygu, o acıyı yaşamaya değer kılıyor. Dikenler olmasaydı keşke. Ancak dikensiz gülün zevki de olmazdı belki. Çocuklarımızın karnelerinde gördüğümüz o zayıflar, bu gül bahçesinin dikenleridir. Dikene takılıp bahçeyi terk etmemenizi dilerim.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!