Güncelleme Tarihi:
MAINZ’in tarihi meydanında, küçük bir kız çocuğu elinde şemsiyesiyle “Mary Poppins” müzikalinden bir parçayı sergiliyordu. Kalabalık, onun cesareti ve içtenliği karşısında şaşkınlıkla gülümsedi. Belki de o gün, farkında olmadan hayatının yönünü çizmişti. Küçük yaşta sahneye olan sevgisini keşfeden Thalia Azrak, bugün uluslararası sahnelerde izleyicilerin karşısına çıkan bir opera sanatçısı. Ailesinden aldığı müzik tutkusu, onu sanatın büyülü dünyasına taşıdı. Evde herkesin bir enstrüman çaldığı, müziğin yaşandığı bir ortamda büyüyen Azrak, sahne ışıklarının altındaki yerini çok erken yaşta bulmuştu.
‘SAHNEDE KALBİNLE SÖYLE’
‘“Çocukken müziğe başladım; piyano ve çello çaldım, koroda şarkılar söyledim. Ama sahnede olmanın farklı bir büyüsü vardı. Bu büyü, sahneye çıktığım her an beni içine çekiyor. İlk hocam Thomas Heyer’in öğrettiği bir şey vardı: ‘Sahneye çıktığında kalbinle şarkı söyle.’ Bu, benim hep yol göstericim oldu” diyor genç sanatçı. Sahnede yalnızca sesiyle değil, kökleri ve geçmişiyle de var olmayı önemsiyor. İzleyicileri Türk çağdaş müziğiyle tanıştırmak ve sahneye farklı bir soluk getirmek istiyor. Bu nedenle, yüksek lisans projesi için Fazıl Say’ın “Sardunyaya Ağıt” adlı eserini seçmiş.
‘HEM TÜRK HEM ALMAN GEÇMİŞİMİ YANSITMAK İSTEDİM’
Bu eser, Can Yücel’in aynı adlı şiirine dayanıyor ve 1970’lerin Türkiye’sindeki siyasi çalkantıları anlatıyordu. “Bu projeyi hazırlarken hem Türk hem de Alman geçmişimi yansıtmak istedim. Türk çağdaş müziğini bir Avrupa sahnesinde sunmak başlangıçta biraz riskli görünüyordu. Seyirciler ilk başta çekimserdi, fakat konserin sonunda heyecanla tepki verdiler. Bu, doğru bir şey yaptığımı hissettirdi” diyor Thalia Azrak. Türk çağdaş müziğinin klasik operada yeterince temsil edilmediğini düşünen Azrak, bu repertuvarı tanıtmayı bir görev olarak görüyor. Azrak, “Fransızca, Rusça veya Çekçe aryalar söyleniyorsa, Türkçe neden olmasın? Türk çağdaş müziğinin Alman sahnelerine büyük bir zenginlik katacağına inanıyorum” diyor.
İKİ ŞEHİR ARASINDA BİR YAŞAM
Mainz kentinde doğup büyüyen Thalia Azrak, şimdilerde Leipzig ve Frankfurt arasında mekik dokuyor. Her iki şehrin sunduğu farklı dünyalardan ilham alıyor. Leipzig’de Bach’ın müzikle yoğrulmuş atmosferi, Frankfurt’ta ise çokkültürlü bir sanatsal ortam buluyor. “Bu çeşitlilik bana büyük bir ilham kaynağı oluyor. Müziğin ne kadar evrensel bir dil olduğunu her gün yeniden keşfediyorum” diyor Azrak. Onun en büyük hayali, Türk çağdaş müziği ile Batı müziğini birleştiren projeler yaratmak. Ahmed Adnan Saygun ve Muammer Sun gibi Türk bestecilerin eserlerini daha geniş kitlelere tanıtmak istiyor. Bir gün, bir opera evinde yalnızca Türk çağdaş müziği eserlerinden oluşan bir konser serisi düzenlemek en büyük hedeflerinden biri. Ancak o güne kadar, sahnede olmayı kültürlerin bir araya gelmesi için bir fırsat olarak görüyor. “Sahnede olmak, benim için köklerimle hayallerim arasında bir köprü kurmak demek. Türk çağdaş müziğiyle Alman seyircilerine ulaşmak, bu köprüyü her geçen gün daha sağlam hale getiriyor” diyor Azrak. Kısacası bu hikâye, yalnızca bir opera sanatçısının değil, iki kültür arasında bağ kurmaya çalışan bir sanatçının hikâyesi...