Bize güvenin

Güncelleme Tarihi:

Bize güvenin
Oluşturulma Tarihi: Haziran 16, 2012 10:07

NSU Araştırma Komisyonu üyesi Yeşiller federal milletvekiliWolfgang Wieland, seri cinayetlerin aydınlatılmasıiçin gereken her türlü çabayı göstereceklerini söyledi.Kurbanların sadece Türk oldukları için öldürüldüklerinibelirten Wolfgang Wieland, güvenlik birimlerininde çok ciddi hataları olduğuna dikkat çekti.

Haberin Devamı

Almanya’da 8 Türk, bir Yunanlı ve bir de Alman polisi öldüren Nasyonal Sosyalist Yeraltı Örgütü (NSU) teröristleri tarafından işlenen seri cinayetlerin aydınlatılması için oluşturulan Federal Meclis NSU Araştırma Komisyonu, hiçbir şeyin gizli kalmayacağı sözü verdi.

Komisyonun Yeşiller Partili üyesi ve Federal Meclis milletvekili Wolfgang Wieland, Almanya’da yaşayan Türklere “Bize güvenin” çağrısı yaptı. Bir dönem Berlin Eyaleti Adalet Senatörü olarak görev yapan Wolfgang Wieland, Hürriyet’in sorularını yanıtladı:

Seri cinayetlerin aşırı sağcı NSU teröristleri tarafından işlendiğini duyunca neler düşündünüz?
Şoke olmuştum. Ben bizim emniyet birimlerimizin çalışmalarını tek yönlü sürdüreceğini hiç düşünmemiştim. Bu denli hatalı davranacaklarını da. Bu beni gerçekten çok şaşırttı.. Özellikle de beni daha çok gizli haberalma teşkilatlarının bu gelişmelerinden hiç haberdar olamaması şaşırttı.

Nasıl oldu da yıllarca aşırı sağ unsuru hep gözardı edildi ve 10 yılı aşkın süre mafya hesaplaşması gibi masallar anlatıldı?
Gerçekten bu cinayetlerin faillerinin sadece organize suç işleyen çevrelerde aranması ve soruşturmaların o yönde sürdürülmesi çok şaşırtıcıdır. Öldürülenlerin çoğu Türk kökenli olduğu halde bu cinayetlerin ırkçı, aşırı sağ boyutunun gözönünde bulundurulmaması büyük bir hatadır.

Bavyera’nın eski İçişleri Bakanı Günther Beckstein, emniyet birimlerinin de gizli haberalma teşkilatlarının da bu cinayetlerin araştırılıp soruşturulmasında hiçbir hatası olmadığını ileri sürdü. Bunlara inandınız mı?
Buna gerçekten çok üzüldüm. O dönemde Bavyera Eyalet İçişleri Bakanı olan Günther Beckstein, cinayetler araştırılırken aşırı sağ unsuruna da ağırlık verilmesi gerektiğini isteyebilirdi. Böyle bir öneride bulunabilirdi. Ama bu yapılmamış. Beckstein gibi tecrübeli bir politikacının bu boyutu da gözönünde bulundurması gerekirdi.

Dortmund’da Mehmet Kubaşık’ın öldürülmesinden sonra görgü tanıkları aşırı sağcı görünümlü iki kişiyi kaçarken gördüklerini söylemişler. Bu emniyet birimlerinin kayıtlarına da geçmiş. Acaba soruşturmalarda bu niye gözönüde bulundurulmamış?
Görgü tanıkları da tam olarak şüphelilerin aşırı sağcı görünümlü olduklarını söylememişler. Sokak serserisi olabileceklerini de söylemişler. Bu insanlar sadece Türk oldukları için öldürüldüler. Cinayeti işleyenler öldürdükleri insanları tanımıyorlardı. Yalnız Türk olduklarını biliyorlardı. Onun için, yani Türk oldukları için öldürdüler bu insanları.

Şu ana kadar birkaç oturum yaptınız. Ne gibi bulgulara ulaştınız?
Bizim için olayların aydınlatılması amacıyla görüşlerine başvurduğumuz m insanları dinlemek önemliydi. İlk önce ‘Ombudsman’ Barbara John’u dinledik. Bunun amacı, bizim için ilk planda kurbanların ve kurbanların yakınlarının geldiğinin sinyalini vermekti. Biz bu cinayetlerin toplumsal boyutlarını önemsediğimizin de bilinmesini istedik. Bu nedenle Türk tarafıyla da irtibata geçtik. Tanıkları dinlemeye cinayetlerin işlendiği Nürnberg ve Münih gibi kentlerle başladık. O dönemde Bavyera’da bu cinayetleri aydınlatmak için oluşturulan ‘Soko Bosphorus’un şefiyle görüştük. Günther Beckstein, 2006 yılında kendi başlattıkları soruşturmaların federal düzeyde sürdürülmesine karşı çıktı. Yetkinin kendilerinde kalmasını istedi.

Göçmen kökenliler kendi paralarıyla Almanya Milliyetçi Demokrat Parti (NPD) gibi aşırı sağcı partilerin finanse edilmelerini istememektedir. Bunu anlayabiliyor musunuz?
Hem de çok iyi anlayabiliyorum. Sonuda kadar haklı bu insanlar. Ama ben bu aşırı sağcı partilerin benim paramla da finanse edilmesini istemiyorum.

Güven kaybından bahsettiniz. Gerçekten Almanya’daki Türk toplumunda bu olayların üstünün kapatılacağı yönünde bazı şüpheler var. Bu insanların güveni yeniden nasıl kazanılır?
Şunun altını özellikle çizmek istiyorum. NSU Araştırma Komisyonu’ndaki tüm arkadaşlar -hangi partiden olursa olsun- bu cinayetlerin ve arkasında kim veya kimlerin olduğunun aydınlatılması konusunda tam bir görüş birliği içindeler. Ben şahsen herhangi bir şeyin gizli kalacağına ve üzerinin örtüleceğine kesinlikle ihtimal vermiyorum. Zaten o yüzden de Komisyonu’nun oturumları kamuya açık yapılıyor. İsteyen gelip dinleyebilir. Örneğin Almanya Türk Toplumu (TGD) Başkanı Kenan Kolat da izleyici sıralarında oturup söylenen her şeyi duymaktadır. Yani örtbas etmek kesinlikle söz konusu değildir. Biz saydamlıktan ve açıklıktan yanayız. Bu olayların üstüne kararlı bir şekilde gitmeyi sürdüreceğiz. Tabii insanların güven kaybını anlıyorum. Ama ben şunu söylüyorum: Bize güvenin.

Suçlu ailede arandı

Burada şunu özellikle vurgulamak istiyorum: Türk oldukları için gereken şekilde soruşturma yapılmadı, cinayetlerin üzerine gidilmedi suçlamasında bulunulamaz. Çok şey yapıldı. Yalnız Almanya içinde değil, Avrupa genelinde soruşturma yapıldı.

Hapishanelerde bile sorgulamalar yapıldı. Ama sonuçta cinayetlerle onların bir bağlantısı olmadığı ortaya çıktı. Kurbanlar farklı bireylerdi. Ama soruşturmalar zaman zaman uyuşturucu çevrelerde sürdürüldü. Polis bunu hep yapar. Doğrudur. Ama bir motif aranırken aile bireylerinin de suçlanması bu şahıslar için acı vericidir. Maalesef öyle de olmuştur. Bazı durumlarda ailelerin içinde suçlu, zanlı aranmıştır.

Bu korkunç bir durumdur. Farklı kültürden insanların yaklaşımı gözönünde bulundurulmalıdır. Bunun öğrenilmesi için de polis memurlarının farklı kültürden polis memurlarıyla çalışması gerekir. İşte o yüzden ben Adalet Senatörlüğüm döneminde bunu önerdim. Cinayetlerin aydınlatılması hepimizin çıkarınadır. Genelde güvenlik konusunda Alman makamların çok titiz olduğu ve her şeyi düzgün yaptığı düşüncesi vardır.

Ama bu cinayetlerden sonra bir güvensizlik baş göstermiştir Türk toplumunda. Bu çok da haksız değildir. Canilere göz yumulduğu düşüncesi hakimdir. Suçu sadece poliste aramak doğru olmaz. ‘Yabancılar dışarı’ diye sokaklara dökülen nazilere karşı mücadele vermeliyiz. Bu mücadeleyi tüm demokratlar hep birlikte vermeliyiz. Yerlisiyle göçmen kökenlisiyle hep birlikte bu mücadelenin içinde yer almalıyız.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!