GeriAdvertorial Reklamsız Schneider Electric salgın sonrası sanayide güçlenmenin yol haritasını çizdi!
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Schneider Electric salgın sonrası sanayide güçlenmenin yol haritasını çizdi!

Schneider Electric salgın sonrası sanayide güçlenmenin yol haritasını çizdi!
Abone Olgoogle-news

Schneider Electric Türkiye ve Orta Asya ve Pakistan Ülke Başkanı Bora Tuncer: “COVID-19 sürecindeki başarılı olduğunu gördüğümüz çözümlerimiz doğrultusunda hazırladığımız yol haritası 4 temel adımı içeriyor: Her şeyi ‘uzaktan’ yönetebilmek, esnekliği öncelikli kılmak, verimliliği hızlandırmak, sürdürülebilirliğe odaklanmak.”

100’ün üzerinde ülkede 180 yılı aşkın bir geçmişe sahip olan Schneider Electric’in çalışmalarını özetler misiniz?

Schneider Electric, 180 yılı aşkın bir süredir faaliyet gösteren ve bu süreçte endüstrinin gelişimine öncülük eden kurumlardan biri. Enerji yönetiminin dijital dönüşümü ve otomasyon alanında liderlerden biri olarak 100’ü aşkın ülkede, 135 binden fazla çalışanımızla sürdürülebilir bir gelecek için dijital enerji ve otomasyon çözümleri sağlıyoruz. Ev, bina, veri merkez, altyapı ve endüstri sektörü için ileri enerji teknolojilerini, gerçek zamanlı otomasyonu, yazılımı ve hizmetleri entegre çözümlerle birleştiriyoruz. 

Türkiye’de ise Manisa ve Gebze’de bulunan 2 üretim tesisimizde ürettiğimiz yenilikçi ürün ve çözümlerimizi 80’i aşkın ülkeye ihraç ediyoruz. 1.200’ü aşkın çalışanımız, 14 satış ofisimiz ve 200 iş ortağımız ile endüstride gelişimin öncüleri arasındayız. Güçlü çalışmalarla 30 yılı aşkın süredir ülkemize değer katıyoruz. 

Firmanızın geçtiğimiz günlerde sanayicilerle paylaştığı koronavirüs salgını sonrası sanayide güçlenmenin yol haritası hakkında bilgi verir misiniz?

COVID-19 sürecindeki başarısı kanıtlanmış çözümlerimiz doğrultusunda hazırladığımız yol haritası 4 temel adımı içeriyor:

Schneider Electric salgın sonrası sanayide güçlenmenin yol haritasını çizdi

Her şeyi ‘uzaktan’ yönetebilmek

Uzaktan bağlantı ve izleme teknolojileri daha fazla esneklik, daha güvenli çalışma şartları ve daha yüksek seviyede güvenlik sağlıyor. Operasyonların kesintisiz olarak devam etmesini, sosyal mesafe protokollerine uyulmasını mümkün kılıyor. Kriz sırasında birçok sektörde çalışanlar sahada görev yapamadı ve bu durum operasyonlarda gecikmelere neden oldu. Oysaki operatörler makineleri uzaktan izleyebilir ve arızaları teşhis edebilir ve insan güvenliğini riske atmadan operasyonları sürdürebilir.  

Esnekliği öncelikli kılmak

Toplum, ekonomi ve çevre kaynaklı krizleri aşmak için esnekliği artırmak şirketlerin temel önceliği olmalı. Kurumların bu anlamda üç faktöre odaklanmaları gerekiyor: Bağlanabilirlik, öngörülebilirlik ve önlenebilirlik. Bugün bağlantı, izleme olanağı sağlarken, operatörler yazılım ve analitikler aracılığıyla sorunları öngörebiliyor ve işaretlenen sorunları, kesinti gerçekleşmeden onarılmaları için servise yönlendirebiliyor. 

Verimliliği hızlandırmak

Verimlilik sanayi için her zaman kritik öneme sahip olmuştur. Ancak COVID-19 krizinin sonrasında endüstriler maliyetleri azaltmanın yollarını ararken, bu konu daha da önem kazandı. Dijitalleşme aynı zamanda verimlilik demektir.

Sürdürülebilirliğe odaklanmak

Nüfus artışı, artan şehirleşme ve yüksek nüfus yoğunluğunun sonucu olarak ortaya çıkan COVID-19 ve iklim değişimi, toplumu tehdit eden temel unsurlar. İnsanlar yaşanan bu süreçte sürdürülebilir bir dünyaya olan ihtiyacın daha fazla farkına varıyor. Global sıcaklık artışını 1,5°C ile sınırlamak için yapılan çalışmalarda ivmeyi artırmak gerekiyor. Sürdürülebilirlik yolculuğu dijitalleşme ile başlıyor. Verimlilik optimizasyonu için her şeyin ölçülmesi gereklidir. Enerji ve kaynak kullanımı verilerini kullanarak şirketler verimlilik, elektriklendirme, döngüsellik ve karbondan arındırmaya odaklanmış, uygulayabilecekleri ve tekrarlayabilecekleri bir strateji geliştirebilir. 

Dijitalleşme, pandemi öncesinde de dünyanın gündeminde olan bir kavramdı. Pandemiden sonra bu kavramın kazandığı ivme hakkında neler söylemek istersiniz?

COVID-19 krizi ile birlikte içinden geçmekte olduğumuz yeni koşullar çeviklik, verimlilik ve dayanıklılığın önemini pekiştirdi. İş dünyası hem güçlü hem de daha fazla kapasiteye sahip olmaya, aynı zamanda maliyetleri düşürmeye ihtiyaç duyuyor. Her ikisine de ulaşmak için tek bir çözüm var: dijitalleşme. Dijital dönüşüm pandemiden çok önce başlamıştı. Kriz sırasında tamamen bağlantılı teknolojilere sahip olanlar önemli bir üstünlüğe sahipti ve olmayanlar, şimdi bunu yakalamaya çalışıyorlar. COVID-19, uzaktan erişim, esneklik, verimlilik ve sürdürülebilirliğin önemini artırdı ve aynı zamanda dijitalleşmeyi hızlandıran bir etkisi oldu. 

Biz de dijitalleşme alanındaki uzmanlığımızı müşterilerimize bir değer olarak sunmaya odaklanıyoruz. Bu hedefleri gerçekleştirmek için EcoStruxure mimarisi adını verdiğimiz dijital ve teknolojik altyapımızdan yararlanıyoruz. Bu alanda çözümlerimiz üç katmandan oluşuyor: internet bağlantılı ürünler, edge kontrol, uygulamalar ve servisler. EcoStruxure, üretim bölümünden yönetim katına kadar işletmelerdeki her katman arasında bağlantı kurulmasını, sensörlerden buluta kadar kritik verilerin toplanmasını, verilerin anlamlı içerikler oluşturacak şekilde analiz edilmesini ve bu döngüyü gerçek zamanlı bilgiyle tamamlayarak eyleme geçilmesini sağlıyor. Bu platform sayesinde müşterilerimizin verimliliği, kârlılığı ve güvenilirliği garanti altına alınmış oluyor. 

Schneider Electric Global CEO’su Jean-Pascal Tricoire’ın “Kurumların kriz durumlarında esnek ve çevik olabilmesinin altın anahtarları güven ve iş birliğidir” şeklinde bir açıklaması bulunuyor. Bu ifadeyi biraz açar mısınız?

Dijitalleşme ve Endüstri 4.0 ile inşa edilen yeni iş dünyası bağlantılı, hızlı, esnek ve çevik olmayı gerektiriyor. Dolayısıyla biz son yıllarda artan bir ivme ile buna uygun iş birliklerinin ve ekosistemlerin kurulması gerekliliğini ortaya koyuyoruz. İş yapış biçimimizi de buna göre dönüştürerek ve sektör liderleri kurumlar, teknoloji geliştiriciler, girişimciler ve tedarikçiler gibi geniş bir ağ ile çalışmalarımızı yöneterek iş dünyasına örnek oluyoruz. 

COVID-19 süreci iş birliğine dayalı bu modeli neredeyse mecburi kıldı. Benzeri görülmemiş bu kriz koşullarında mevcut operasyonlarını bırakıp salgınla mücadeleye yönelik üretime başlayan kurumlara ya da operasyon durdurmak zorunda kalan şirketlerin çalışanlarını farklı kurumlarda görevlendirerek işsizliğin önüne geçilmesi için yapılan iş birliklerine şahit olduk. Örneğin, biz de yerel üreticilerle birlikte solunum cihazlarına yönelik makineler geliştirilmesine odaklandık. Bu sayede ülkemizin salgınla mücadelesinde iş ortaklarımızla birlikte aktif rol aldık diğer yandan bu makineler yurt dışına ihraç edilerek ekonomik ve sosyal bir faydaya dönüştüler. 

Bununla birlikte COVID-19 hem sağlık hem ekonomi açısından toplumları sınarken, insanların fayda sağlayan eylemler için harekete geçmesini sağlayabilecek temel şey güven. Bu nedenle hem kurum içinde, hem de kurumlar arası inşa edilecek güven ortamı, şartlar ne olursa olsun aksiyon alabilmeyi ve ilerlemeyi mümkün kılıyor.

Schneider Electric olarak biz bu bakış açısıyla ilerliyoruz, birbirimize güvenerek, süreçleri sadeleştirerek ve mikro yönetimden kaçınarak ilişkilerimizi güçlendiriyoruz. Bu sayede esneklik kazanarak koşullara daha hızlı yanıt veriyoruz ve daha yüksek bir performans gösteriyoruz. Bu bakış açısını yaygınlaştırarak, güven, dayanışma ve dijitalleşmenin hayati öneme sahip olduğu bu yeni dönemden hep birlikte güçlenerek çıkabileceğimize inanıyoruz.

Salgın firmaların “Güvenli Çalışma Yöntemleri” geliştirmelerine neden oldu. Schneider Electric olarak çalışanlarınız için ne gibi önlemler aldınız?

Her zaman olduğu gibi bu kritik süreçte de birincil önceliğimiz çalışanlarımızın, ailelerinin ve müşterilerimizin sağlığı ve güvenliği oldu. İlk vaka görülür görülmez hemen şirket içinde çalışma grupları oluşturduk. Böylelikle hem genel merkezimiz hem de fabrikalarımız ve dağıtım merkezimizde globalin ve yerel otoritelerin yönlendirmeleriyle gerekli tüm sağlık ve güvenlik tedbirlerini hayata geçirmeye başladık.  

Tabii bu süreci destekleyen en önemli unsurlardan birinin de şeffaf ve hızlı şirket içi iletişim olduğunu söyleyebilirim. Çalışanlarımızı yaptığımız düzenli dijital toplantılar ve intranet aracılığı ile devamlı bilgilendirdik ve her şeyden önce onları dinledik ve sorularına cevap verdik. Dijital araçlar sayesinde hem çalışanlarımıza ve hem de müşterilerimize ulaştık. 

Şirket içinde yeni dijital araçları kısa süre içinde devreye alarak dijital eğitimi hızlandırdık. Her bir çalışanımız son 3 ayda ortalama 15 saatlik online eğitim aldı. Satışçılarımıza 150’den fazla dijital satış eğitimi verdik. Bu dijital araçlar sayesinde hibrid çalışma modeline geçtik ve pandemi sürecinin başından itibaren çalışma arkadaşlarımızın çalışma alanlarını kendilerinin seçmelerini sağladık. Aynı zamanda Schneider Electric Global’de başlatılan ‘çalışmanın yeni ve daha verimli yolları’ adlı projemizi çalışanlarımıza daha iyi bir çalışma deneyimi sunmak amacıyla hayata geçirmeye karar verdik.  Amacımız, çalışanlarımızın daha iyi toplantı, daha iyi email yönetimi ile daha sosyal çalışacakları yeni bir kurum kültürü oluşturmak. Genel Merkezimizi yeni çalışma kültürümüze paralel olarak daha dijital, daha akıllı ve daha esnek ofis haline dönüştürdük. Böylelikle çalışanlarımızın daha fazla etkileşimde ve paylaşımda bulunabileceği aynı zamanda nitelikli kişisel gelişim ve well-being aktivitelerine de katılabileceği kısacası şirkete aidiyet duygusunu da hissedecekleri bir ortam oluşturmayı istiyoruz. İlandır...

False