Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yolsuz'luk

Bu iddialar, doğruysa suçlananları, değilse suçlayanları toplumun gözünden ve siyasetten silecek büyüklükte iddialardır.

Dünyanın her yerinde devlet gücüne sırtını yaslayan bazı yöneticilerin görevlerini kişisel çıkarlarına alet ettiği biliniyor. Bu sapmalardan geriye kalan; istifa ve hatta -arzu edilmez elbette ama- intiharlardır. Japonya’da Kobe depreminde, Kobe Belediye Başkanı’nın, kentin imarını söz verdiği tarihte gerçekleştiremediği gerekçesiyle intihar ettiğini bilen ya da hatırlayan var mı? İstifalardaysa siyasetçinin demokrasi kültürü kadar, sistemin denetim gücü de öne çıkar. Sistem denetim mekanizmalarının işlekliğiyle, suça bulaşan siyasetçiyi tespit eder ve ona istifa ya da azilden başka seçenek bırakmaz.

DÜNYADA VE BİZDE

Batı ülkelerinde geleneksel olarak işleyen istifa müessesesine, geçmişte de bugün de Türkiye’de hemen hiç başvurulmuyor. Hakkını yemeyelim Turgut Özal, kabinesindeki bakanlardan İsmail Özdağlar’ın sadece makamından değil vekillikten de istifasını istemişti. Belki tek tük başka uygulamalar da olmuştur ama ülkemizde gün yüzüne çıkarılmış yolsuzluklarda, zanlı ve faillerinin kendi rızalarıyla istifa yolunu seçmedikleri malumdur. İtalya’daki ‘Temiz Eller’ operasyonu... Savcı Di Pietro, davada adı geçen tüm siyasi ve bürokratları sorgulamış, şaibe altında kalan bakanlar, başbakanlar görevlerinden ayrılarak, ‘temiz toplum ve yönetim’ için ülkelerinin önünü açmıştı.
Türkiye’de ise yolsuzluklar, görev ihmalleri haber yapılabilseler bile derin soruşturmalara uğramadan, geniş zamanın koridorlarında yitirilip unutturuluyor. Siyasi ilkesizliğin cezasız kalması, yurttaşın gözünde siyaset ve siyasetçiye bakışın giderek olumsuza evrilmesine yol açıyor. Siyasi tarihimiz gerçekleşmeyecek vaatlerle dolu. En sık ısıtılan örnek; birçok ilçeye il olma vaadi olmuştur. Çiller’in ‘her seçmene iki anahtar’ vaadi kaç seçmenin rüyasını işgal etmiştir dersiniz? Önümüzdeki yerel seçimde seçilirse seçmene -bir iç Ege şehrine- denizi getirmeyi vaat eden aday adayını izlemişsinizdir.
Politikanın siciline gölge düşüren bir etken daha: Siyaset ve sermaye ilişkisi. Seçim öncesi propaganda için büyük miktarlarda harcama yapılması, politikayı zenginlerin meşgalesi haline getiriyor. Siyasete girecek bir yurttaş yeterli maddi kaynağa sahip değilse ya da bir kapital sahibince finanse edilmiyorsa, vekilliğe aday olmaya bile yaklaşamıyor. Hal böyle olunca siyaset, halkın gözünde bir rant ve çıkar sağlama faaliyetine dönüşüyor.Bir tane daha: Siyasetçinin dokunulmazlık zırhıyla cezadan korunması. Üstüne bir de; siyasi partilerin suça karışmış ya da şaibeli vekillerini cezalandırmak yerine, “Yedirmeyiz” pişkinliğine gönül indirerek iç disiplin mekanizmalarını rafa kaldırmaları...

DENETLEME

Siyasetçiyi denetleme görevi öncelikle TBMM’ye ait. Partiler bu denetim görevini, anayasa ve içtüzüğe uygun ‘yazılı-sözlü soru, gensoru, araştırma ve soruşturma önergeleri’ ile kullanırlar. ‘Yüce Divan’ da ciddi bir denetleme yolu. Ancak; önergelerin kabul veya reddinde, siyasi hesapların önemli rol oynaması, söz konusu denetleme enstrümanlarını çoğu zaman devre dışı bırakıyor. Peki denetlemenin devlet kanadını oluşturan başka kurumlarda durum nedir? Anayasa Mahkemesi ve Danıştay’ın denetleme fonksiyonlarının sağlıklı işletildiğini söyleyebilmek için elimizde olumlu somut olay ve örnekler var mı? Hak getire! Son yıllarda adını sıkça duyduğumuz Kamu Denetçiliği Kurumu ve Ombudsman. Adları var, icraatları yok.
Gelelim hafta boyunca kamuoyunda çalkantıya yol açan, hükümeti son derece huzursuz eden, ‘rüşvet, görevi kötüye kullanma, karapara aklama’ gibi suçlamalar içeren yolsuzluk iddialarına. Başbakan’ın iddialar hakkındaki tepkisi oldukça net. Başbakan; “Bu, siyasi bir komplodur, çete işidir, pabuç bırakmayız”, yani ezcümle; “Yedirmeyiz” diyor. Nitekim soruşturmanın 24 saati dolmadan emniyet teşkilatı içerisinde operasyonu planlayan ve yürüten ilgili tüm emniyet şube müdürleri, yardımcıları görevden alındı veya görev yerleri değiştirildi. Görevi kötüye kullandıkları gerekçesiyle. Emniyet ve savcılar -sürdürebilirlerse- bu soruşturmada alışık olduğu hükümet desteğini bu defa yanlarında hissedemeyecekler.

GEZİ İLE DIŞ MİHRAKLAR

Elbette haklarında iddialar öne sürülen bürokratlar, siyasiler ve akrabaları aksi kanıtlanana kadar masumdur. Evet; bu hükümetin iktidarda bulunduğu süre zarfında 55 çete çökertilmiştir. Doğrudur; iddialar, gerek kamuoyuna yansıması, zamanlaması, gerek muhataplarının niteliği itibariyle muhaliflerin ekmeğine yağ sürmektedir. Kuşkusuz; süreç, Türkiye’nin ekonomik istikrarını ve dünyadaki imajını zedelemektedir. Borsanın ilk iki gündeki değer kaybı 25 milyar doları bulmuştur. Ancak; iddialar Gezi ile dış mihrakların üstüne yıkarak savuşturulamayacak kadar büyük ve kuvvetlidir. Bu da açık ve nettir.
Biz sıradan fanilerin -her zaman olduğu gibi- meselenin bütününü, zamanlamasını prizmatik biçimde kavramamıza izin verilmeyecek. Ancak bu iddialar doğruysa suçlananları, değilse suçlayanları toplumun gözünden ve siyasetten silecek büyüklükte iddialardır. Künhüne varamasak da bu kez gözümüzü, kulağımızı, belleğimizi dört açıp meseleyi sonuna kadar takip edelim. Çünkü o Meclis, bu memleket, havaya savrulan bunca nema, hâlâ bu halkın. Bu insanları oylarımızla o noktalara biz taşıdık. Tarafların maaşlarını vergilerimizle ödüyoruz. Olup bitende sonuçları itibariyle, olumlu ya da olumsuz payımız bulunduğunu, ödenecek bedel için faturanın yine halka çıkacağını unutmayalım.Uyanık ve esen kalınız…

Yolsuzluk

Bu yazı Yazı İşleri’ne perşembe sabahı teslim edilmiştir! Perşembeden cumartesiye kadar meydana gelebilecek olası gelişmelerden muaftır!

X