"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Yeni bir ödlek erkek tipi var

Dün başlayan Psikiyatr Cem Mumcu röportajı bugün de devam ediyor...

"Terapi nasıl bir şey merak ettim geldim" diyen hastalarınız var mı?

Olmaz mı? Ama öyle diyenlerin gelme sebeplerinin hiç de öyle olmadığı, seanslar ilerledikçe anlaşılır. Mutlaka başka bir motivasyonu vardır. Amerikan filmleri o kadar her şeyi zehirledi ki, insanlar Amerikan filmlerinde gördükleri gibi zannediyorlar terapiyi.

Değil mi?

Hiç alakası yok. Terapide süreç şöyle işlemez: "Hadi bakalım bana çocukluğunu anlat." Biz zaten günceli konuşurken, geçmişteki figürler, yavaş yavaş başlarını uzatırlar. Bir de, "Küçükken seni bakkal amca sıkıştırıp taciz etmiş. Bulduk, bütün her şey bundanmış!" gibi kesitsel travmatik bir şey insanların hayatlarında genellikle yoktur. Bu sadece filmlerde olur.

Daha çok erkekler mi, kadınlar mı geliyor size?

Sadece bana değil bütün psikiyatrlara daha çok kadınlar gidiyor. Çünkü kadınlar değişime, dönüşüme ve gelişime çok da açıklar. Zaten kitabı da en çok onlar okuyor.

En çok hangi problemlerle geliyorlar?

Böyle bir genelleme yapmak zor. Ama hem her şeyi isteyen hem de her şeyden kaçan yeni bir erkek tipolojisi var. Son zamanlarda bunlarla dolu etraf: Ödlek erkek.

Ne öneriyorsunuz bu tip erkeklerle problemi olan kadınlara?/images/100/0x0/55eb501cf018fbb8f8b93408

Hiçbir şey önermiyorum. Süreci iyi görmeli ve orada ne yaşadığını kendileri fark etmeliler. Ben kimseye, "Böyle böyle yapın" demiyorum, sadece yardımcı oluyorum.

Ayrılın - mayrılın...

Yok tam aksine, "Bir süre daha statükonun içinde kal" derim. Ki tam olarak ne olup bittiğini kendisi görebilsin.

İşe yarar mı?

Bazen. Bazen de şöyle şeyler oluyor. Geliyor diyor ki: "Lanet olası bir adamla beraberim, alkolik ve bana şiddet uyguluyor!" Ne var ki daha önceki üç sevgilisi de alkolikmiş, onlar da şiddet uygulamış. Ve bu kadın, bu konuşmadan sonra yurtdışına gidiyor, sonra geri dönüyor ve bana ne anlatıyor: O süre zarfında bir Hans bulmuş, o da alkolik, o da onu dövüyormuş.

Sizce bu tesadüf mü?

Hayır.

Woody Allen filmlerinde vardır, bir taraftan hayat akar, bir taraftan da kişi her hafta aynı saatte terapistini görmeye gider...

Ben bunun anlamlı olduğunu düşünmüyorum. Bu ne ya! Niye terapiyi sonsuza kadar sürdüreyim? Sürekli bir terapiste ihtiyaç duymanın kendisi bir patolojidir...

Artık insanlar sadece terapistlere, psikiyatrlara değil, yaşam koçlarına da danışıyorlar...

Evet, en büyük sorunlardan biri de bu. Edebiyat mezunu olan arkadaşlar çıktı, kendilerine "yaşam koçu" diye isim vermişler. Çok çok acayip bir durum.

Tıp eğitimi almamış olanlara gidilmemesi mi gerekiyor?

Ben psikiyatrinin varlığını tartışıyorum, geçtim diğerlerini. Hipokrat, "Önce zarar vermeyeceksin"diyor. Bir doktor olarak, hastana geçtim faydanın dokunmasını, önce zarar vermeyeceksin.

Bütün bir röportaj boyunca sahicilik anlattınız... Ya sizin için, "Sahici değil o, yalancı!" derlerse...

Zaten diyorlar. Bir noktadan sonra ne dediklerinin önemi kalmıyor. Çünkü her şey deli saçması olmuş durumda. Beni sevmeyenler genellikle beni hiç tanımayanlar.
X