"Yonca Tokbaş - Kelebek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş - Kelebek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş - Kelebek

Bir küçük İstanbul yazısı

Geçtiğimiz hafta sonu, kelimenin tam anlamıyla rüzgar gibi geçen, oradan oraya gidip, tamamen ilahi tesadüfler sayesinde arka arkaya geldiği için yetişebildiğim bir İstanbul koşturmacası yaşadım.


Bu sene Dubai’de 18’inci senemiz doluyor. O derece içindenim Dubai’nin yani düşünün.
Ve her İstanbul’a geldiğimde, ki hayli sık -ayda en az 1 gel git yapıyorum-, yine yeniden bambaşka şeyleri görüyor, şaşırıyor, anlamaya çalışıyorum.
Bugün onları tek tek yazmaya karar verdim.
Yonca
“gerdan”

Sigara kokusu

İstanbul sigara kokuyor ahali! Mekanlar, ortamlar, havası, hayatı, saçı başı.
Mekanlarda belirli bir saatten sonra herkes yasağa rağmen çat çut sigarasını yakıyor. Ben “A aa kapalı yerde birden herkes sigara yaktı” şokumu yüksek sesle dile getirince bir garson, “Rahatsız mı oldunuz?” dedi. “Evet, yasak değil mi zaten?” deyince de, “Tavanımız yüksek” dedi. Dilim tutuldu.
Kime anlatsam, herkes yılda üç kere cezasını ödüyormuş, bir tür kazanç olmuş ceza; ama üçüncü cezadan sonra kimse ceza kesmeye de gelmiyormuş gibi şeyler dinledim. “Aaaa burası İstanbul burada her şey mümkün” nidaları da sık sık tekrarlandı bana.
Adalet diye çığlık atarken her fırsatta kanunları çiğnemeye bu kadar istekli olmak çok ağır bir vaka.
Kişi kendi bu sorumluluğu alır en başta. Olay bireyde bitiyor. Her an sigara soluyorsun İstanbullucum, kendini koru, hak ihlal etme.

Sokaklar da, insanlar da gri

Sokaklarda herkes aynı renklerde giyiniyor. Gri, siyah ağır basıyor. Oysa biz rengarenk bir ülkeyiz. Barındırdığımız kültürler, tarihimiz sonsuz renk taşıyor.
İstiklal Caddesi’nin başında durdum ve insanın veya bir şehrin ruh hali nasıl da yansıyor hayata dedim. “Değiştir Yonca” dedim, kendi kendime. Hop hop hop değiş TonTonlar vardı hani, onlar gibi. İngilizler “fake it till you make it” der, yani “yapana kadar olmuş gibi yap” (ay tam çeviremedim).
Eğer şehir veya insanların ruh hali bu kadar siyah-beyaz-gri ve tekdüze ise, o zaman bunu değiştirene kadar rengarenk giyinmek gerek belki de.
Belki de o renkler iyi gelir sönük, donuk, yalnızlığa bürünmüş ruh rengimize.
Gökkuşağı boyamak istedim caddelerce.

Vale olayı

Yıllardır İstanbul’da araba kullanmadığım için dikkatimi çeken bir şey değildi. Kelebek yazarları dile getirince dikkatimi çekti. Restoranların vale servisi var, hem restoranda yemek yeniyor, harcama yapılıyor, hem de valeye para ödeniyor. Hem de hiç az olmayan bir rakam. Kanıksanmayacak bir durum gerçekten. Hani mekana gelmeyen birisi kullanmıyor ki valeyi o sırada. Bunu söylediğimde de cevap “Eeee burası İstanbul” oldu anında.

Swissotel Concierge’e övgü

İstanbul’a gelen yabancı dostlarımızdan da duyduğumuz, seyahatler sırasında kendimizin de deneyimlediği olağanüstü bir Concierge var Swissotel’de. Yanlış hatırlamıyorsam, Adnan Öner’in başında olduğu Concierge ekibi, resmen her derde deva.
Adnan Bey, 27 yıldır görevinin başında, tanıştığınızda saygı uyandırıyor anında.
Keşke turizm otelcilik sektörü deneyimlerini yeni nesille paylaşma ortamı sağlasa.
Bilmiyorum bu sektörde mesleğinde kaç kişi 20 yıldan fazla zamandır çalışıp Concierge olarak yerli yabancı herkeste bu kadar iz bırakabilmiştir...

Masa Dağı’nda bir Yonca

Ve şu anda, Vodafone Red ile Dünya Avucunuzda takımı olarak, Capetown yolcusuyuz. Hep hayalimdi Masa Dağı’na koşarak çıkmak, Lion’s Head’i koşarak inmek. Bu sefer olacak. Pazartesi günü Hurriyet.com.tr’nin Facebook hesabından canlı yayınımız olacak. Erkenden haber veriyorum. Ayrıca pek tabii Instagram’da gani gani maceralarımı paylaşmaya çoktan başladığımdan hiç şüpheniz olmasın.
Yonca
“gergedan”

X