"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

Hürriyet binasının içine girselerdi ne yapılırdı?

DÜN akşamki saldırı anının panik halini ve korkusunu yaşamamanızı isteriz. Maruz kaldığımız çirkin saldırı sırasında hangi duyguları yaşadık? İki günden beri hem tedirginiz, hem tedbirli...
Dün saat 20.30’larda odamızdan çıkıp yemekhaneye giderken, bir takım sesler gelmeye başladı. Dışarıda yüksek korna sesleri arasında bir ‘vurma-parçalama’ sesiydi bu...
Kapı çerçeve indiriliyordu. Tekbir ve sloganlar katlardan bile duyuluyordu. Başta kadınlarımız olmak üzere korkuya kapıldık. Zemin kata pazar günü aynı tabloyu yaşayan santral görevlilerimizi teskin etmek gerekiyor. Hepsinin yüzleri bembeyaz; korku içinde... Salondan bir anda ‘kaçın’ sesleri hepimizi daha da çok korkutuyor. Birinin yangın merdiveninden çatıya çıktığını öğreniyoruz; bir başkası da “Asansöre binmeyin” diye uyarması tedirginliği daha artırıyor.
Düşünün, heyecan içinde zemin kattan dört kat çıkmak...
DHA çalışanları saldırı anını görüntülemek için çabalıyor. O an binanın önüne çıkmaya cesaret edemiyoruz, çünkü daha önce ‘silah sesleri’ duyulduğu için “Aman hedef olmayalım” uyarısı ile karşılaşıyoruz.
Yarım saat kadar geçtikten sonra girişteki döner kapının iki yanındaki 6 parça kurşun geçirmez cam; tuzla buz olmuş; işte burada korumaların müdahalesiyle içeri girmeleri engellenmiş saldırganların...
İlk saldırıdan sonra bahçeye getirilen TOMA dün yoktu; üç zırhlı araç ile 8-10 polis vardı sadece. Ne yazık ki, polis yarın başına gelecekleri bildiğinden saldırganlara müdahale edemiyor. O kadar saldırgan bahçeye nasıl girebiliyor; biri de yakalanmaz mı? Bir polis şefi “Üzerinde çalışıyoruz” diyebiliyor sadece.
Dış kapının önünü boş moloz kamyonu ve dorsesi olmayan TIR çekicisi neden getirilir? Genel Yayın Yönetmeniz Sedat Ergin hemen CNN’e çıkıp “Bize bu korkuyu yaşatmaya hakkı yok” diyerek ağır bir konuşma yapıyor. Sonra patronlarımız ve çalışanlarımız bir araya geliyor ve Vuslat Doğan Sabancı şu mesajı veriyordu:
“Korkmadan birbirimize kenetlenerek dümdüz yürüyeceğiz, dik duracağız. Biz yaptığımız işten gurur duyuyoruz.”





‘Melez bir yönetim’ ve meleklerin cinsiyeti

YİNE Dağlıca’da kurulan tuzaklarda askerlerimiz öldü, yaralılar var. Çözüm sürecinin rehaveti ve askeri operasyon kapasite zaafları bir araya gelince, el yapımı bombalar ile ağır kayıplar veriliyor, milletin moral değerleri etkileniyor, Silahlı Kuvvetler prestij kaybediyor. Sorun, siyasi ve askeri olmaktan çıkmış ve bir milli beka sorunu haline gelmiştir. Bugün Türkiye, siyasi tarihimizde örneği olmayan, politik bakımımdan melez bir hükümet yönetimi/yönetimsizliği altındadır.
Askeri araçlar, belediyelerin bazılarının kazdıkları yollara yerleştirilen, uzaktan kumandalı el yapımı bombalar ile patlatılmakta olup son patlamalarda uzun süre kayıplar hakkında bilgi edinilememiştir. Bağımsız/amatör ve yönetim kifayeti tartışmalı seçim hükümeti kayıp envanteri açıklaması yapmaktan kaçınmış ve bu işi askere bırakmış; Genelkurmay da yeterli bir çabukluk ile duruma vaziyet ettiği intibaını kamuoyuna verememiştir. Genelkurmay, kronikleşmiş bir sorun olan ve daha uzun süre güvenlik meselesi olarak gündemde kalacak olan, ‘bölge savunma stratejileri’nde, yeterli bir konsept geliştirememiş veya ‘çözüm muhabbetleri nedeniyle’ akim bırakılmıştır. Sadece son birkaç ayın kayıp hanesi, başka bir izah tarzına imkân vermemektedir.


NATO’DAN KUVVET YARDIMI İSTENMELİ


Terör ile müzakere sonucunda herhangi bir çözüme ulaşılamayacağı, terör örgütünün her türlü operasyonsuzluk halini suistimal ederek meskûn mahalleri ve buralardaki silahlı unsurları ağır silahlarla ve patlayıcılarla tahkim ettiği açığa çıkmıştır. Genelkurmay, acilen NATO’dan özerk ve özel teçhiz edilmiş bir kuvveti (ordu seviyesinde) bölgede konuşlandırmalı ve istihbarat başta olmak üzere operasyon inisiyatifini inhisarına almalıdır. Uluslararası mafya teşkilatı gibi çalışan güçlerin su kaynaklarına hâkimiyet ve enerji paylaşım kavgaları arasında, güvenlik ayağı boşa alınmış, naif çözüm süreçleri ile ülke kan ve güç kaybetmektedir. Bu ahval ve şerait içinde tekrar seçim, ancak ‘meleklerin cinsiyetini tartışmak’ kadar önemlidir. S.Ö.


Parlamentosu çalışmayan ülke!


Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı’nın amiri mi?

7 HAZİRAN seçimleri öncesi TBMM’nin tatile girmesi ile birlikte yasama organı neredeyse 5 aydır çalışmıyor. Pardon! Yemin törenleri ve Başkanlık Divanı seçimi hariç. Dünyanın neresinde var bu garabet? Bu ülkenin tarihinde de yoktu. Kim bilir daha neler göreceğiz.
Okurumuz E.B. hatırlattı; “Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana Türk anayasa ve yasama organı geleneğimizde hiç böyle bir dönem yaşanmadı. Bırakın yasamanın ‘denetim’ fonksiyonunu icra etmesini, zaten etkisi altında olduğu ‘yürütmenin’ denetimi altına girdi” dedi.
Önceki gün medyaya bir de baktık ki koskoca TBMM Başkanı, bakanlar ve bürokratlar ile birlikte bir masanın etrafında Cumhurbaşkanı’nın başkanlığında yapılan ‘güvenlik zirvesi’ toplantısında... Usluca verilen bilgileri dinliyor! Belki bir şeyler de söyledi ama biz bilmiyoruz. Meclis Başkanı yürütmenin emrinde mi? Ne işi var yürütmenin güvenlik zirvesi toplantısında? Bilgi edinmesi gerekiyorsa Cumhurbaşkanı’na çıkar, kendisine bilgi verilir. Ya da Başbakan veya bakanlar gelir kendisine bilgi arz eder!
Ama asla böyle bir toplantıya katılmaz, katılamaz! Hem de bürokratlar ile birlikte! Bu parlamenter demokrasiye taban tabana zıttır! Meclis Başkanı inanmıyorsa anayasa profesörü Burhan Kuzu’ya sorsun. O bile “Gelme!” derdi...
Türk Parlamento tarihinde buna benzer tek bir örnek bulamazsınız!
En bunalımlı dönemlerin yaşandığı 1960-70’lerin Türkiye’sinde çok moda olan Çankaya’daki yuvarlak masa toplantılarına dahi Meclis Başkanı ya da Senato Başkanı çağrılmamıştır. Bu düşünülmemiştir bile!
Yeni Türkiye’de TBMM Başkanı’nın artık Cumhurbaşkanı başkanlığında yapılan Bakanlar Kurulu toplantılarında da görürsek şaşırmayın! E.B.

Zarif bir spor adamıydı

BABIÂLİ/İkitelli’nin gazeteci kesiminin önemli bir ‘kıymetlisi’ idi Onur Belge. Önceki gün ikindi namazını müteakip Kınalıada’da toprağa verildi. Kınalıada böyle bir kalabalık görmedi dersek yeridir. Kalp krizi sonucu vefat eden Belge’nin, işsizlik sorununun üzüntüsünü yaşadığı Kınalıada Camisi’nde toplanan meslektaşları tarafından ‘üzüntüyle’ dile getirildiğine tanık olunması hazin bir durumdu.
Bir yakını, “O kadar müdürlük, şeflik yapmasına, TV’lere çıkmasına rağmen bilgi ve becerisine karşın başka bir gelir kaynağı yoktu” dedi. Aziz Yıldırım, Ali Yıldırım, Yemen Ekşioğlu, İlhan Ekşioğlu, Tahir Sarıoğlu, Mustafa Denizli, Nezih Alkış, Niko Kovi, Prof. Dr. Turgay Biçer, Engin Biçer, Naci Arkan, Mehmet Arslan, Deniz Yıldırım, Atilla Gökçe, Mehmet Atalay, Çoşkun Türk, Bülent Tuncay dostlarını, Onur Belge’yi yalnız bırakmadılar. Umut Oran da Belge ile yakın arkadaştı. Son yazılarının yer aldığı Aydınlık da tam kadro gelmişti.
Dostlar dedi ki, ‘Kınalıada tarihinde hiçbir zaman böyle bir cenaze töreni görmedi’. Topluluk, dil, din, ırk ayrımı yapılmadan Onur Belge’nin ardından ‘duasını’ yaşlı gözlerle yaptı. Tanju Cılızoğlu onu çok güzel anlattı: “İsmiyle müsemma diye bir deyim vardır; bu Onur kardeşimizdi. Zarif bir aydındı; çağdaş, yurtsever ve her şeyin ötesinde o mutlak bir ‘makul’dü. Son görüşmemizde, meslek yaşamındaki önderi Doğan Koloğlu’nu anmıştık.”
Bedri Rahmi Eyüboğlu, ‘Arkadaş Dökümü’ şiirinde ne demişti:
“Evvela dişlerimiz döküldü /Sonra saçlarımız /Ardından birer birer arkadaşlarımız.”


Biliyor musunuz?


-CHP’nin 92. kuruluş yıldönümü anısına bugün Muğla’da bir dizi etkinliğin ardından 13.30’da Milas Belediyesi Evlendirme Salonu’nda siyaset sosyoloğu Dr. Serdar Taşçı’nın ‘Türkiye’nin Geleceği, Küresel Medya ve Demokrasi’ konulu panelde konuşacağını...
-CHP Tekirdağ örgütünün, partinin kuruluş yıldönümü nedeniyle vatandaşlara pilav, ayran ve tatlı dağıttığını...





Asker ve polise nasıl ‘moral’ verilir


BU notu bir iletişim uzmanı olarak paylaşma ihtiyacı hissettim. Son dönemde askerlerimize ve güvenlik güçlerimize yönelik terör saldırılarının canlı kaydedilmiş görüntüleri sosyal medyada yer alıyor. Söz konusu videolar binlerce kişi tarafından da paylaşılıyor.
Propaganda, kitleleri belli bir görüşe inandırmak ve etkilemek amacıyla kullanılan, tek taraflı bir iletişim yöntemidir. Görüntülerin terör örgütü tarafından kaydedildiği açıkça anlaşıldığı halde bunları izlemek, paylaşmak ve yayılmasını sağlamak terörle mücadele açısından yanlış bir tutumdur. Bu tür içerikler paylaşılmamalıdır. Teröre tepki olarak sosyal medyada profil resmini karartmak ya da kimi zaman kızgınlık veya üzüntüyle yazılan “artık bu ülkede yaşamak istemiyorum” gibi bir isyanı ifade eden tepkiler, terör örgütlerinin halkın üzerinde yaratmak istediği yılgınlık, yorgunluk, nefret, öfke, isyan gibi olumsuz sonuçları besler.
Propagandaya karşı mücadele etmek, yüksek bir toplum bilinci ve duruşu gerektirir. Duygusal mesajlar yazmak yerine, ülkemiz lehine olan içerikleri paylaşmak, başta Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ve tüm emniyet güçlerimize moral ve destek verici içerikler yazmak ve birlik içinde olmak gerekir. Elbette şehitlerimiz yokmuş gibi yapamayız, ancak duyarlı olmaya çalışırken, ülkemize karşı yapılan propagandalara da destek olmayalım.
Kerem TÜRKMAN

X