"Uğur Vardan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Vardan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Vardan

‘Oyunlarla yaşayanlar’ için...

Geçen yıl, “Metni zaten biliyorsunuz; biraz görsel ihtişama ve harekete ne dersiniz?” diyerek ‘Macbeth’i bir aksiyon filmi şeklinde huzurlarımıza getiren Justin Kurzel, ortaya çıkan işin gördüğü ilgiden ve ekibin çalışmasından memnun kalmış olmalı ki, oyuncuları Michael Fassbender ve Marion Cotillard’la yeni bir serüvene yelken açmış. Söz konusu serüven, çok tutmuş bir bilgisayar oyununun, ‘Assassin’s Creed’in sinema uyarlaması. Lakin ortaya çıkan ürünün sinematografik anlamda çok da çarpıcı bir adım olduğunu söylemek zor.

Önce özet: İnfazı gerçekleşme aşamasında olan idam mahkûmu olan Callum Lynch, gözlerini açtığında kendisini tuhaf bir yerde bulur. Burası hapishaneyle kimi deneylerin yapıldığı bilimsel klinik arası bir merkezdir. Sistemin yöneticisi konumundaki Dr. Rikkin’le kızı Sofia, Lynch’i ‘Animus’ adlı ‘sanal gerçeklik’ projesiyle zaman yolculuğuna çıkarır. Söz konusu mahkûmun atalarından Aguilar de Nerha, 15. yüzyıl Endülüs’ünde Katolik Kilisesi’nin ve iktidarın uygulamalarına karşı mücadele eden gizli bir suikastçı örgütün en önemli üyesidir. Yolculuğun amacı, büyük bir öneme sahip ‘Cennetin Elması’na ulaşmaktır.

‘Warcraft’ etkisinden uzak

Kişisel olarak hakkında pek de bilgi sahibi olmadığım bu bilgisayar oyununun film vasıtasıyla önümüze gelen kahramanı ve öykünün geçtiği kimi mekânlar, ister istemez ‘Haşhaşiler’i (ki bir yerde bu bilgi seyirciyle paylaşılıyor) ve Alamut Kalesi’ni hatırlatıyor.

Kurzel’in filminin aksiyonu ön planda: Sürekli yakın dövüş sahneleri, çatılardan, kulelerden, saraylardan atlama zıplama sahneleri, ok ve ‘Suikastçılar’ın alamet-i farikası olan bıçak derken görsellik belli ölçüde idare ediyor. Ya metin derseniz, ‘Tapınak Şövalyeleri’yle ‘Suikastçılar’ın ‘ezeli rekabet’ini Hasan Sabbah hikâyelerinin yanı sıra Dan Brown ve Jean-Christophe Grangé’vari hamlelerle süslemişler (aslında bence kıyısından köşesinden Martin Mystere’a da göz kırpıyor senaryo, hele bir de işin içine Kristof Kolomb’un karıştırılması). Mesele de burada başlıyor; anlatılanlar çok tanıdık ve “Tarih boyuncu kitleler siyaset ve din ile idare edildi, sonrasında tüketim devreye girdi, şimdi sıra bilimde” demekle ‘derin’ bir film yapılmıyor.

Oyunculuklara gelince: Sırtından ‘geçmişe bağlanan’ (yani ‘genetik hafıza’sıyla buluşan) Lynch’te
Michael Fassbender, bir-iki sahne dışında kayda değer bir performans sergilemiyor. Önce ‘Müttefik’, sonra da ‘Aşk Mektupları’yla üst üste huzurlarımıza gelen Marion Cotillard, iki haftalık bir ‘ara’nın ardından bu kez hırslı bilim insanı Sofia rolüyle karşımızda. Onun performansında da söz etmeye değer bir yan yok, farklılığı sadece kısa kesilmiş saçları ve de ‘Tereddüt’ün psikiyatrı Şehnaz’ı (Funda Eryiğit) hatırlatan görünümü! Zaman zaman kızıyla ilkeler konusunda çelişen Dr. Rikkin’de Jeremy Irons da sonuca katkıda bulunamıyor. Neyse belli ki bu film, bir serinin ilk adımı; devamında görüşmek üzere diyelim. Son olarak ‘Assassin’s Creed’, bu yılın bir başka bilgisayar oyunu uyarlaması ‘Warcraft’ın sinematografik olarak
yarattığı etkiden uzak...

 

X