"Uğur Vardan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Vardan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Vardan

Bunu saymayız, yeniden dön gel

Peyami Safa’nın Server Bedi takma adıyla yazdığı polisiyelerin ana kahramanı ‘Kibar hırsız’ Cingöz Recai’nin sinema tarihimizdeki üçüncü uyarlaması ‘Cingöz Recai: Bir Efsanenin Dönüşü’, vasat senaryosunun kurbanı olmuş.

Peyami Safa, ilginç bir kalemdi. O zamanlar, henüz emekleme döneminde sayılacak Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatı serüvenimiz içinde daha çok psikolojik türde eserler vermişti. Ama kendini belli çizgilerle sınırlamadı, belki de Doğu-Batı ikilemimdeki konumuna yeni cepheler kazandırmak amacıyla ‘yerli’ polisiyenin de yolunu açtı; ‘Server Bedi’ mahlasını kullanarak ‘Cingöz Recai’ adlı bir karakter yarattı. Söz konusu tiplemenin ilham kaynağı ise ‘Kibar hırsız’ namlı ‘Arsen Lüpen’di.

Bunu saymayız, yeniden dön gel

CİNGÖZ RECAİ: BİR EFSANENİN DÖNÜŞÜ

Yönetmen: Onur Ünlü

Oyuncular: Kenan İmirzalıoğlu, Haluk Bilginer, Meryem Uzerli, Fatih Artman, Meriç Aral, Boran Kuzum, Algı Eke,
Musa Uzunlar, Serkan Keskin

Türkiye yapımı

Yeşilçam, Safa’nın polisiye kahramanını daha önce, 1954 ve 1969 tarihli yapımlarla iki kez perdeye taşımış; karakteri ilk olarak Turan Seyfioğlu, ikincisinde de Ayhan Işık canlandırmıştı. Şimdi sıra üçüncü adımda... Sinemamızın verimli yönetmenlerinden Onur Ünlü’nün imzasını taşıyan bu yapımın ismi ise ‘Cingöz Recai: Bir Efsanenin Dönüşü’.

Filmin konusu kısaca şöyle: Yıllardır ortalıkta gözükmeyen Cingöz Recai, ekibiyle birlikte sahalara döner. Önce çok değerli mücevher kolyeyi çalıp tekrar polislere teslim ederek hem ‘şovunu’ yapar hem de her daim peşindeki Başkomiser Mehmet Rıza’ya varlığını hatırlatır. Sonra da bir teknoloji dehasının evini soymak için harekete geçen başka bir çeteye dahil olarak farklı bir hedefe yönelir. Asıl derdi, aralarından çok eski günlerden kalan bir hesabı olan ‘Hayalet’tir...

‘CLARK BIYIKLI’ İMİRZALIOĞLU

‘Cingöz Recai: Bir Efsanenin Dönüşü’ popüler sinema açısından ümit vaat eden bir projeydi. Ya da şöyle diyelim; yerli cephe adına sezonun merakla beklenen filmlerindendi. Ne var ki kâğıt üzerinde prodüksiyon kalitesi yüksek, oyuncu kadrosu ve yönetmenlik koltuğuna oturan kişi itibariyle heyecan verici görünen bu proje, uygulamada beklenen kapıları çalamamış. Kuşkusuz bu durumun öncelikli nedeni kötü senaryo gibi görünüyor. Çok da çarpıcı olmayan olay örgüleri, basit trükler ve karakterden ziyade tipleme düzeyinde kalan öykü kahramanlarıyla ‘Cingöz Recai’, sanki önemli fırsatın kaçırıldığı bir proje olmuş. Oysa senaryoya imza atan Kerem Deren-Pınar Bulut ikilisinin daha iyi işlerine rastlamıştık.

Karakter yaratma meselesine gelince; aynı rolde daha önce izlenen ‘rahmetli’ Ayhan Işık’a gönderme görünen ‘Clark bıyıklı’ Kenan İmirzalıoğlu’nun canlandırdığı ‘Cingöz Recai’, ama asıl olarak Haluk Bilgener gibi bir büyük ustanın hayat verdiği Başkomiser Mehmet Rıza, ne yazık ki karikatür düzeyinin ötesine gidememiş. Son olarak ‘Kurtlar Vadisi’ni hatırlatan bir ‘Dış mihraklar’ meselesi var filmde. Sen bu sahneleri, bazı şeyleri ti’ye almak için çektiler sandım ki, yanılmışım. En azından bu noktada özel bir dokunuş olsaymış, öykü bir nebze sineye çekilirmiş gibi geldi bana.

Toparlarsak ‘Cingöz Recai’ halen popüler sinema için çekici bir malzeme; umarım efsanenin daha iyi döndüğü projeleri de izleriz...

Bunu saymayız, yeniden dön gel

TAŞ

Yönetmen: Orhan Eskiköy

Oyuncular: Muhammet Uzuner, Jale Arıkan, Beste Kökdemir, Ahmet Varlı, Saygın Soysal

Türkiye yapımı

BAĞRINA ‘TAŞ’ BASANLAR…

Anne, baba ve bir kız... Öte yandan yıllar önce kaybettikleri ve umutla dönüşünü bekledikleri oğulları... Günün birinde yaşadıkları köy evinin kapısında genç bir adamı yerde yatar halde bulurlar. Anne (Emete), yaklaşık 20 yıldır kayıp olan oğlunun (Hasan) geri döndüğünü düşünür ve bu inancına, herkesi ortak olmaya çağırır. Çünkü evine alıp baktıkları kişinin gözleri aynı Hasan gibidir. Çünkü köyün tepesindeki bir tür adak yeri görünümündeki ‘Duvar’ da bu durumun müjdesini önceden vermiştir.

Baba (Ekber) kolay kolay ikna olmaz, ağabeyini hayal meyal hatırlayan kız kardeşte (Suna) de benzer kuşkular vardır. Köylü ise Ekber’in, babasının ölümünden bu yana sakladığını düşündüğü bir hazine planının peşindedir. Hasan sandıkları kişiyle birlikte ortaya çıkan ‘Memur’ da köydeki bütün taşların...

‘İki Dil Bir Bavul’un iki yönetmeninden biri olan Orhan Eskiköy (diğeri Özgür Doğan’dı), artık sinemasal yürüyüşünü ‘solo’ sürdürüyor. Yukarıda konusunu özetlediğimiz ‘Taş’ da bu solo yürüyüşün ilk kurgusal adımı. Filmin en belirgin özelliği bize sunduğu atmosfer. Bu noktada Eskiköy’ün maharetinin, reji başarısının altını çizmek lazım.

BİZİM ANNA MAGNANİ’MİZ

Küçük bir köy ölçeğinde, bir toplum panoraması çizen (bu açıdan ‘Taş’, Emin Alper’in ‘Tepenin Ardında’sıyla yakın akraba görünüyor) yapım, inançlar üzerinden gelişen bir öyküye göz kırpıyor. Malum, ‘Duvarlar’ tarih boyunca insanlığın önünde bazen engel, bazen bir güvenlik kaynağı olagelmiştir. Bazen de inançların, itirafların, kişisel dökümlerin ifade alanları. Eskiköy’ün filmi, meselenin bu ikinci kısmıyla sıkı bağlar kuruyor.

Öykü, gizemlerle dolu yanlarıyla ilerlerken ve neredeyse polisiye bir tada bürünürken siyah-beyaz görüntüler ve son derece estetik kadrajlar (bu noktada görüntü yönetmeni Türksoy Gölebeyi’nin ismini analım), etkili bir atmosferin yaratılmasına imkân sağlıyor. Arka plandaki politik okumadaysa çocuklarını sisteme kurban eden ebeveynlerin dramını bulabilirsiniz. Oyunculuklar da gayet tatminkâr. Anne Emete’de karşımıza gelen Jale Arıkan’ın bizim sinemamızın Anna Magnani’si olma yönünde ilerlediğini düşünüyorum. Muhammet Uzuner de bazı kadrajlar itibariyle Dostoyevski adeta!

Filme dönersek; sanki metaforlar bir noktadan sonra ser verip sır vermez hale bürünüyor ve savunma yapan takımlar misali, film kapandıkça kapandıkça kapanıyor. Bu da şiirsel anlatımı öykü düzleminde zorluyor. Lakin yine izlenmeye, kulak kabartmaya değer bir çalışma ‘Taş’.

Bunu saymayız, yeniden dön gel

MUTLU SON

Yönetmen: Michael Haneke

Oyuncular: Isabelle Huppert, Jean-Louis Trintignant, Mathieu Kassovitz, Fantine Harduin, Franz Rogowski, Laura Verlinden, Toby Jones

Fransa-Avusturya-Almanya yapımı

BURJUVAZİ YİNE ÇIKMAZDA...

ir anlamda ‘Evrim’in sinemacısıdır Michael Haneke... Avrupa’daki türümüzün vicdani ve ahlaki kökenlerinde dolaştırır kamerasını. İnsan denen karmaşanın, kapitalizm denen, sömürü denen, ırkçılık denen örtüler altındaki gelgitlerinin haritasına soyunur filmleri... Günümüzden portreler sunar; geçmişe uzanır, bilinçaltını kaşır. Serttir üslubu, hazmı zordur, mesafelidir...

Bu açıdan son filmi ‘Mutlu Son’ (‘Happy End’) kendi tezleri içinde tutarlılık taşısa da daha yumuşak bir üslubun, tavrın, anlatımın ifadesi. Avusturyalı büyük ustanın bu son adımı, burjuvazinin kendi iç sorunları üzerinden sakin, ağır ağır akan bir hikâye anlatıyor.

Kısaca öykü dersek: Hayatını inşaattan kazanan bir aile... Büyükbaba Georges Laurent’de hafıza kayıpları kapıyı çalmaya başlamıştır. Kızı Anne, şirketin başına oğlu Pierre’i hazırlamaktadır. Ne var ki Pierre bu yükü kaldıracak olgunlukta ve sorumlulukta değildir. Anne’in erkek kardeşi Thomas başarılı bir doktordur ama kariyerinin görkemi özel hayatına pek uğramamıştır; ikinci evliliği ve yeni doğan çocuğuyla ilgilenmektense kaçamak bir ilişkinin peşini kovalamaktadır. Bu genel denklemin en küçük bileşeni ise, Thomas’nın önceki evliliğinden olan 12 yaşındaki kızı Eve’dir. Koca malikânenin en yeni parçası gelir ve kısa zamanda, gözlemciliğiyle kartların yeniden tanımlanmasına yol açar...

‘AŞK’A BAĞLANAN KARAKTER...

Haneke, ‘Mutlu Son’a şimdiki zamanın ifade biçimleriyle (telefonla çekilmiş görüntüler gibi) giriyor, daha sonra öyküsünü rayına oturtup dingin bir anlatımın peşine düşüyor. Film, dağınık aile ilişkileri, mutsuzluk portreleri, çıkmaz sokaklar, yaşlılık, evin Arap kökenli emekçileri, mülteciler derken acınası bir hüznün genel resmine soyunuyor. ‘Mutlu Son’, kuşkusuz ‘Benny’nin Videosu’, ‘Bilinmeyen Kod’, ‘Saklı’ gibi yönetmenin eski yapıtlarına da uğruyor ama en zarif, en ‘gönülçelen’ ilişkisini Jean-Louis Trintignant’ın canlandırdığı karakter üzerinden yönetmenin bir önceki yapıtı ‘Aşk’la kuruyor.

Isabelle Huppert (Anne’de karşımıza geliyor), ‘Mutlu Son’da üçüncü kez Haneke’yle çalışırken Thomas’yı Mathieu Kassovitz canlandırıyor. Filmin bence asıl kozu (ya da keşfi) Eve’deki Fantien Harduin. Minik oyuncu, yer aldığı her sahnede “Gelecek benim” diyor.

Sonuç? Burjuvazinin o görkemli görünen makyajının altındaki kırışıklıklarında ve ikiyüzlü ahlakında gezinen ‘Mutlu Son’, kendinizi kaptırdığınızda huşu içinde izlenecek, görünüşte yumuşak, derinde sert ve çarpıcı bir film; kesinlikle kaçırmayın derim... 

DİĞER SEÇENEKLER

Gerilim filmi ‘Ölüm Günün Kutlu Olsun’u (‘Happy Death Day’) Christopher Landon yönetmiş, oyuncular Jessica Rothe, Israel Broussard, Ruby Modine ve Rachel Matthews. ‘Kapıdaki Sır’, Mehmet Ali Zaim imzasını taşıyor, kadroda yer alan isimler ise şöyle: Natali Kayova, Şiar Zaim ve Melek Orhanoğlu. ‘Kayseri Aslanı: Çin İşi’nde Ulaş Torun, Algı Eke, Asuman Dabak, Ali Çatalbaş, Serdal Genç, Ali Erkazan başrollerde, yönetmen Ali Demirel. ‘Yerli haftası’nın bir başka seçeneği ‘Bir Nefes Yeter’in kadrosunda Seçil Özdemir, Tuvana Türkay, Zuhal Gencer Erkaya, Hakkı Ergök ve Nilüfer Kurt gibi oyuncular var. Yönetmen Yasemin Erkul Türkmenli. Wei-Feng Deng imzalı ‘Büyülü Kanatlar’ (‘Lighting Dindin’) ise haftanın
animasyon seçeneği.  

 

 

X