"Sıtkı Şükürer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sıtkı Şükürer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sıtkı Şükürer

Patron

BÜYÜK şirketlerde “patron” konumlu bir “pozisyondur”...

Her büyük organizasyon bir takım kademelerle şekillenmek zorundadır.

Bu çerçevede, kritik konularda daima bir nihai karar vericinin varlığına gerek vardır.
Aktif konumunda kalmayı tercih eden “patron” daha ötesine talip olmamalıdır.
Bu makamı yönetim şemasının bir parçası olarak görmek, onu değersiz kılmak değildir.
Aksine bu konum “en kritik post”tur.
Bu sebepten, işletmenin menfaatleri gereği “açık yıpranmaya” karşı dikkatli bir şekilde korunmalıdır.
Patron’nun “adil” bir imajının olması iyidir.
Ancak “adil” olmak “verici” olmak demek değildir.
Bu sebepten bu imajın kolaylıkla test edilemiyor olması icap eder.
Yani patronun “ulaşılabilirliği” zorlaştırılmalıdır.
Hani, mavi kanlı, soğuk, mesafeli, flu bir tavır bu postun rasyoneldir.
Pek tabii, patron pozisyonunda olan kişi de kurumsal yapının kendisine sağladığı yetkileri “ego kullanımı” izlenimi yaratmadan makuliyet ipini tutunarak icra etmesi gerekir.
Buraya kadar kurumsal yapılar için geçerli olabilecek bir “patron” tarifi yapmaya çalıştık.
Böylesi bir denge, esasında “patron”lara da büyük bir konfordur.
Kimse, onlardan Fırat’ta kaybolan koyunun hesabını sormaya kalkmaz.
Bağlı olarak, en azından güncel dertlere yönelik “teflon” bir tutum almasını imkan dahiline sokar.
Böylece sıradan problemleri üzerine yapıştırmaz, anlık dengeleri gütmek zorunda kalmaz.
Son olarak, iş hayatının ona biçtiği rol maalesef “vefa adamı” olmasına engeldir.
Pek tabii, aynı zamanda, “duygular üzerinden iz sürme” ve “kin gütme” gibi anlayışlara da mesafeli kalmayı becerebilmelidir.

-----

Profesyonel yönetici

PATRON kısmı genelde “Hancı”dır.
Oysa profesyonel yöneticinin işyeri değiştirmesi sıklıkla görülen bir durumdur.
Gözlemlerimiz odur ki, şayet şirket kurumsal bir yapıda değilse, böyle bir yerde “üst düzey yönetici”nin ömrü “kelebekler” kadardır.
Bu tip yerlerde profesyonellerin işi zordur.
Yüzünü sadece patrona çevirdiğinde mesleki kaliteleri ister istemez “rafa” kalkar.
Böylesi durumlarda patron, yönetim tarzına göre “trafik memuru” ya da “maşa” konumunda olunur.
Hani hayat şartları böyle bir yerde çalışmayı mecbur kılıyorsa, yönetici mümkün olduğunca, kendisi ile patron arasına “profesyonel vicdanını” koymayı becerebilmelidir.
Aksi takdirde nefret objesi haline gelir ki, bir müddet sonra patron da ona sırtını çevirir.
Neyse ki, bu dediklerimiz, tarifli kurumsal yapılar için geçerli değildir.
Hiç şüphesiz insanları mutsuz eden vesileler, her işyerinde söz konusudur.
Ama kurumsal yapılarda, hele huzurlu bir atmosfer varsa profesyonel yöneticilik sıkıntısız ve keyifli bir kariyerdir.

-----

Meleklerin cinsiyeti

TECRÜBELİ kalemler ülkemizin çok kritik bir tarihi sürecin içinde olduğunu ifade ediyorlar.
Peki, biz bunun farkında mıyız?
Ya da, önemsiyor muyuz?
Daha birkaç hafta önce yepyeni bir yönetim modeline onay verildi.
Güneydoğu’da, sınırlarımızın az ötesinde tüm ülkeyi ilgilendiren ve giderek hızlanan gelişmeler var.
Batı ya da uluslararası toplum “demokrasi karnemizi” sürekli kırıyor.
Bu ülkenin “gizli değeri, tertemiz vicdanı” Sezen Aksu, açlık grevinde olanlar için yine çırpınmaya başladı.
Ekonomi deseniz, o çok güvendiğimiz kamu finansman dengemiz ve borçluluk oranlarımız süratle bozuluyor.
Dünya liginde, endekse, reytinge gelen hemen her konuda geriye gidiyoruz.
HDP’nin yöneticileri içeride, MHP seçimli kurultaya müsaade etmiyor, CHP kendi içinde kaynıyor, AK Parti ve parlamento fonksiyonlarının azalmasına aldırış etmiyor, Başbakan “topal ördek”, Cumhurbaşkanı yorgun ve sinirli...
Özetle, listeyi uzatmak mümkün ve durum hiç de iç açıcı değil...
Buna rağmen, geniş kitleler, yani “bizler” için hayat devam ediyor.
Olumsuzlukları düşünmüyoruz.
Sıradan dertlerimizle uğraşıyoruz, her şey yolunda gidiyormuş gibi, ötesine kafayı takmadan planlar yapıyor, hayaller kuruyoruz.
Sanki tüm sıkıntıları, bize değmeyeceğini düşündüğümüz bir televizyon dizisi gibi seyrediyoruz.
Hallerimiz, kuşatma altındayken “meleklerin cinsiyetini” tartışan Bizans rahiplerini anımsatıyor.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI