"Sıtkı Şükürer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sıtkı Şükürer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sıtkı Şükürer

Bülent Börekçilik

SON dönemlerde “Adana Böreği” diye farklı bir lezzet gastronomi dünyasında boy gösteriyor.

 

Su böreğini andıran, hamuru ve böreğin içinden eriyip taşan peyniri, organik tereyağı ile sıcak yenilen şahane bir tat Adana Böreği.

İzmir’de Bülent Börekçilik adıyla açılmış mekanda bu lezzete tesadüf ettik.
Hakikaten denenmesi gereken özel bir tat...
İşletmeci Ali Fethi Bali ile konuştuğumuzda işyerini üç ay önce açtıklarını ve çok ilgi gördüklerini söyledi.
Bu arada tekrar vurgulayalım, bu börek sıcak ya da fırında ısıtılarak yenecek ve anında tüketilecek.
Biz başımıza bela ettik, size de tavsiye olunur. (Halit Ziya Bulvarı No: 49, Tel: 0232 425 61 21)

-----

Mc Kinsey’yi hemen asmayalım

TÜRKİYE’de hükümet etme sistemi değişti.
Artık Cumhurbaşkanı icra organının başında yer alıyor.
Bu olgu Türkiye için yepyeni bir deneyim.
Haliyle adaptasyon bir anda olmuyor.
An itibariyle baktığımızda devlet kademelerinin yeni düzene henüz alışılmadığı haberlerini alıyoruz.
Mesela Külliye’de ihdas edilen Başkanlık kurumları ile Bakanlıklar arasında hiyerarşik ilişki tam netleşmemiş gibi...
Yine, diyelim Külliye’de Strateji ve Bütçe Başkanı Naci Ağbal, ilgili bakanlardan daha mı yetkili, kim kimin amiri, henüz bürokratların nezdinde bile açıklığa kavuşmuş değil...
Hal böyle olunca “kıble”si belli olmayan devlet memuru zor adım atar ve verimlilik düşer.
Yine eski sisteme göre milletvekillerinin “fonksiyonu” ve bağlı olarak “ağırlığı” azalmış durumda.
Ama gelin görün ki, vekiller bu durumun henüz tam farkında değillermiş.
Bu neviden karmaşanın ortadan kaldırılması için devlet yeni sisteme göre organize edilmeye muhtaç.
Kamu Maliyesi Değişim ve Dönüşüm Ofisi bu amaçla kurulmuş.
İşte MC Kinsey’e, anladığımız bu işler için ihtiyaç duyuluyor.
Devlet; fonksiyonları, görev tanımları, yetkileri itibariyle daha verimli ve etkin çalışabilecek bir yapılanmaya dönüştürülecek, strateji oluşturma ve uygulama süreçlerinde danışmanlık yapılacak, kaydedilen performansların izlendiği üçer aylık raporlar hazırlanacak.
Diyeceğimiz, Mc Kinsey’i komplo teorileri ile özdeşleştirmek sosyal medya için renkli bir malzemedir. Ancak, bahse konu servisler için bu seviyede sınırlı sayıda kuruluş olduğunu bilmek gerekiyor.
Mc Kinsey aracılığıyla bir anlamda YEP’de ortaya konan programın denetimi yaptırılacak, uluslararası camiaya güven verilecek.
Bu arada, uluslararası lisansla çalışan şirketler zaten bu ülkede devletin pek çok kademesinde servis veriyorlar.
Örneğin, TCMB’den kamu bankalarına, hep Uluslararası Bağımsız Denetim kuruluşları rapor hazırlar.
Yani laf olsun torba dolsun mahiyetinde konuşmuyor olmamız lazım.
Kaldı ki, günümüz dünyasında hangi finansal bilgi, neden saklı tutulma gayretindedir, bu da ayrı bir mevzu...
Hatta şeffaflıktan kaçınmak madrabazlıkla eş anlamlı değerlendiriliyor.
Bu yönü itibariyle “kozmik oda” söylemleri, kusura bakılmasın popülist bir söylemden öteye geçmiyor.

-----

Stagflasyon

ÜFE %46, TÜFE %24 olunca uzunca bir süredir unuttuğumuz eski dost(!) “Enflasyon” yüksek oranlı haliyle kendini hatırlattı.
Dikkat ederseniz ÜFE ile TÜFE arasında fark büyük.
Yani üretim sektörü maliyetlerini henüz tüketici fiyatlarına yansıtabilmiş değil...
Hani imkanı var da keyfinden zam yapılmıyor değil.
Bu yüksek fiyatları emebilecek bir talep ortada yok.
Diyeceğimiz “stagflasyon”, yani durgunluk içinde enflasyon sürecine girmeye başladık.
İş dünyası bir yandan enflasyonun baskısını hissederek giderlerini kontrol etmeye çalışacak, diğer yandan da satışlarını ve tahsilat kalitesini korumaya gayret edecek.
Hakikaten zor bir dönem.
Örneğin, çalışanlara en az enflasyon oranında (geçmiş enflasyon) zam yapabilecek sektör çok sınırlı duruyor.
İhracatçılardan söz etmiyoruz. Onlar haliyle mutlular.
Devlet, kendi çalışanlarına geçmiş değil “beklenen” enflasyona göre zam yapılması konusunda eğilim belirtti.
Muhtemelen özel sektör de bu uygulamayı tercih edecektir.
Enflasyonun bu denli yüksek çıkması, acaba bir “faiz-enflasyon” sarmalı mı başlıyor, endişesi yaratıyor.
Zira CDS’lerimiz (ülke risk primi) hemen arttı ve TCMB’den faiz artırımı beklentisi oluşmaya başladı.
Pek tabii, yüksek enflasyon hem kredi hem de mevduat faizlerini yukarılara taşıyacak.
Hani %40-50’lerle kredi alan, açık söyleyelim, bugünkü ekonomik ortamda zor geri öder.
Öte yandan, mevduata %30’ların üzerinde faiz veren banka, hani bir de kredi batırırsa, zaten sendikasyonlarını da yenileyemiyor ya da pahalıya mal ediyor, tam sıkıntıya düşer.
Yani, moralleri yüksek tutalım tamam, ama bunun için ilave bir şeyler yapılması gerekiyor.
Dememiz odur ki, en az 80 milyar dolar “cansuyu kredisi” ile IMF programı sanki dertlerin dermanıdır ve ekonominin önünü açar.

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI