"Sibel Arna" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sibel Arna" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sibel Arna

Ben o fotoğraftaki kadın değilim

Bir yıl önce tası tarağı topladı Mikonos’a yerleşti. Hafta sonları sevgilisi Can Verdi için geliyor ama o artık yabancı arkadaşlarıyla Mikonos’u ‘yerlisi gibi’ yaşıyor. Mikonos’a gittik, Eda Taşpınar’la evinde buluştuk. İşte karşınızda Eda’nın Mikonos’u ve fotoğraftaki Eda’dan çok daha fazlası...

 

Türkiye’den size dedikodu getirdim; “Eda Taşpınar çok zengin Yunan bir sevgili buldu, Mykonos’a yerleşti” diyorlar...


- Bir kadın hayatında yenilik yapıp yeni bir şeylere başladığında bu neden hep erkeklere bağlanıyor? Bu durum bence insanların düşünce seviyesini gösteriyor. Ben aslından tam da bu zihniyetten kaçıyorum.


Çünkü biz toplumca sizin gibi güzel bir kadının yalnız kalabileceğine inanmıyoruz...


- Ben yalnızlığı çok seviyorum. Hayatta bazen yalnız kalmak ve kendinle yüzleşmek gerekiyor. Neyi, neden yaptığını, hayatındaki insanları niye seçtiğini irdelemek iyi geliyor. Ve bunlar insanlarla beraberken olmuyor. Korkmamak lazım, kendi iç sesini duymaya başlıyorsun o zaman.


ERKEĞİMLE BÜTÜN  OLMAYI SEVİYORUM

Bu kadar özgür ruh olmanın temelinde ne var?


- Ailem. Annem İsveçli. Ben altı yaşındayken boşandılar. 11 yaşında Miami’ye gittim 13 yaşıma kadar tek başıma uzak aile fertlerinin yanında yaşadım. Anne, baba yok. 13 yaşında geri geldim Robert’e girdim, çok kötü bir öğrenci olduğum için lise ikide atıldım. Ardından Londra’ya gittim altı sene... Orada moda okudum. Yalnız büyüdüm, yalnız yaşadım ve bu beni özgürleştirdi.


Aslında siz ilişki kadınısınızdır da bir taraftan. Biz sizi uzun ilişkilerinizle biliyoruz.


- İkisi nasıl oluyor diyorsun değil mi? Ben bir bütün olmaya inananlardanım. Çok da seviyorum erkeğimle bütün olmayı. Ama insanın ara ara kendiyle kalması gerektiğini de düşünüyorum. İkisini sadece çok iyi dengelemek lazım. Biri birini geçmemeli. Bir de ayrılık sonrası mutlaka ara veriyorum. Hemen yeni bir şeye başlamayı içim almıyor.


Mikonos’a yerleşmenizin gerçek sebebi nedir?


- Geçen sene hayatımda yenilikler arıyordum. Yeni enerjiler, yeni insanlar, yeni arkadaşlar... Ben her yeni insanın bize kendi kişiliğimizle alakalı farklı şeyler öğrettiğine inanıyorum. Biliyorsun ben yedi sene Bodrum’da kaldım. 18’li yaşlardaydım, enerjim orada öyleydi ve o bana iyi geliyordu. Sonra iyi gelmemeye başladı. Alaçatı’ya gittim daha sportif bir hayat seçtim. Ve sonra o da yetmemeye başladı. Dünyanın farklı yerlerinden gelmiş insanlarla beraber olmak istedim, kalktım, Mikonos’a geldim. Evimi kiraladım, yaşamaya başladım. Tek başıma! Yani sanıldığı gibi bir erkekle ya da bir erkeğin peşinden değil. Geldiğimde bir ilişkim yoktu.


YOLUNDA GİDEN  BİR BİRLİKTELİĞİM VAR AMA...

Ne buldunuz burada?


- Herkes özgür. Herkes istediğini yaşıyor, birbirine istediğini söylüyor. Biz ne yazık ki kültür olarak elalem ne der anlayışıyla büyüyoruz. Oysaki hayat bir tane, kendi hayatını dilediğince, özgürce yaşayabilmelisin. Benim arada yurtdışına kaçma sebeplerimden bir tanesi bu. İnsanlar özgür. Ne giymişsin, ne yapmışsın kimsenin umurunda değil.


“Niye göbeğini o kadar açtın” diye soran yok...


- Aynen. Sana ne? Ne istiyorsam yaparım ben. Yani herkes esasında istediğini yapabilir. Bir gün çocuğum olduğunda onu böyle yetiştireceğim. Elalemin ne dediği önemli değil, mutlu olduğu sürece istediği her şeyi yapabilir.


Kışın ne yaptınız?


- İki ay New York’da, iki ay Meksika’da kaldım. Yine tek. Türkiye’ye çok az geldim. Geldiğimde de çıkmadım, ailemle vakit geçirdim.


Bu arada erkek arkadaşınızla da barıştınız...


- Aynen. Yolunda giden bir birlikteliğim var ama ortak kararımız gereği fazla dillendirmek istemiyoruz. Ama Yunan falan değil tabii, Türk.


Yunanistan’ın durumunu nasıl görüyorsunuz?


- Ben burada esnafla çok takılıyorum, gittiğim plajların çalışanlarıyla arkadaş oldum. Nakit akışları mahvolmuş durumda, altlarında 500 bin dolarlık, 1 milyon euro’luk evleri var ama nakit paraları yok. Yani tabii ki çok zor. Bir de Mikonos’un ayrı tutuyorum ben, burası başka bir yer. Çok turist geldiği için çok krizi hissetmiyorsun. Atina’da falan daha fazla hissediliyor.


ANNEMLER REFLEKTÖRLE GÜNEŞLENENLERDENDİ


Dışardan çok kokoş görünüyorsunuz ama... Ama’sını siz anlatsanıza...


- Saçımı boyatmıyorum, makyaj hiç sevmiyorum, oje sürmüyorum. Doğallıktan yanayım. Yani aslında ben o fotoğraftaki kadın değilim. Paparazzi bir fotoğraf çekiyor, altına er şeyi yazabiliyor ve o yazdığı şeye göre insanlar bir yargıya varıyor. Yani ben hep şunu söylüyorum, bir insanı sevmeyebilirsin bu senin en doğal hakkın ama en azından tanımaya, anlamaya çalış. Tanımadan hakaret çok vicdansız bir şey.


Peki yani bütün bu yalnız ve cesur hayatınızda bu kadar güzel olmak avantaj mı dezavantaj mı?


- Güzelliğin çok büyük bir etken olduğunu düşünmüyorum. Tamam, güzelsindir ama gerisi senin kafana kalmış. Yani çok güzel olan çok kadın var. Benden ne güzel, ne fıstık gibi kadınlar var. Günün sonunda önemli olan, nasıl bir iz bıraktığın. Bir de benim derdim kendimle. Ben aynada baktığımda kendimi iyi hissetmek istiyorum. Kilo aldığımda çevreme rahatsızlık veriyormuş gibi hissediyorum.


Yok artık...


- Evet, valla üç kilo alınca pareo falan bağlamaya başlıyorum.


Bunun adı takıntı değil mi?


- Evet, bizim ailede de var.


Peki bu bronzluğa doyamamak da bir hastalık diyorlar ya... O da var mı sizde?


- Kesinlikle var ama o da çocukluğumda başlıyor. Moda Deniz Kulübü’nde annemleri -sekiz kadını- reflektörlerle güneşlenirken gördüm ben!


Reflektör mü?


- 80’ler ve reflektör işte, hatırla. Cıvık cıvık yağlanırlar, reflektörlerle yatarlardı. Şimdi sen bunları görerek büyüyorsun, kodlanıyorsun. İşte benim hayatım da öyle oldu. Bu yüzden herkesi yakmak istiyorum.


Güneşin seni yaşlandırmasından korkmuyor musunuz?


- İçki içmiyorum, sigara içmiyorum, sporumu yapıyorum, sağlıklı beslenmeye çalışıyorum, arada kaçıyor ama olsun. Tek kötü alışkanlığım güneş, o da olsun.

 

Ben o fotoğraftaki kadın değilim

X