"Selçuk Şirin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Selçuk Şirin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Selçuk Şirin

Üniversiteye gidip gözlerini yorma!

BİZDEKİ sözde ‘başarı’ fotoğraflarında kadınların eksikliğini kendime dert ettim.

Her hafta size hayatın farklı zirvelerinden bir kadını tanıtmaya gayret ediyorum. Bu hafta size akademinin zirvesinde bir kadını, Prof. Dr. Tülin Erdem’in hikâyesini anlatmak istiyorum. Bunun özel bir de nedeni var. Tülin Hoca benim de ders verdiğim New York Üniversitesi’nin Marketing Bölüm Başkanı olarak seçildi. Resmi olarak yüzde 40 görüşe sahip olduğu için babasının ‘Üniversiteye gidip gözlerini yorma’ dediği Tülin Hoca nasıl oldu da hem akademinin zirvesine çıktı hem de Samsung-Apple davasında olduğu gibi dev şirketlerin aradığı bilirkişi oldu?

Üniversiteye gidip gözlerini yormaBERKELEY’İN EN PAHALI HOCASI!

Babası memur, annesi ev hanımı olan Tülin Hoca’nın başarısı yeni değil. Boğaziçi Ekonomi Bölümü’nden birincilikle mezun oluyor. Kanada’da burslu okuyup doktorasını bitirdiğinde, bütün alanlardaki tüm doktora öğrencilerinden sadece bir kişiye verilen Kanada Altın Madalyası’na layık görülüyor. Yale, Chicago, MIT gibi dünyanın en iyi 12 üniversitesinden birden teklif alan başka bir akademisyen var mı bilmiyorum... NYU’ya gelmeden önce UC Berkeley’de 10 yılda kürsü başkanı bir profesör oluyor ve aldığı maaşla gazetelere haber oluyor. Zira Tülin Hoca o yıllarda Berkeley’in en yüksek maaş ödediği 10 akademisyenden biri ve listedeki tek kadın!

‘BİR SİNYAL OLARAK MARKALAMA’

Markalama sahasında en önemli kuramlardan birine imza atan Tülin Hoca’ya göre her marka bize bir şeyleri ‘sinyal’ ediyor. Bu anlamda en etkili sinyal, bizim duygularımıza hitap eden sinyaller. Hedef kitlesine duygusal düzeyde hitap eden bir hikâye olmadan iyi bir marka ortaya çıkmıyor.

KADINLARIN AVANTAJI VAR...

Tülin Hoca’ya Türkiye’de kadınların işgücüne katılımını da soruyorum. Fotoğraflarda arka sıralara itilen kadınları hatırlatınca çok umut veren bir şey söylüyor: “Markalar duygusal kodlarla yaratıldığı için kadınlar marka yaratmada erkeklerden daha avantajlı. Türkiye’deki kadın girişimcilerin çoğunun da çok ilham verici öyküleri var ve bu öyküler duygusal kodlarla müthiş markalara dönüşebilir. Bunun örneklerini görmeye başladık ama bu daha başlangıç. Ben önümüzdeki dönemden daha da umutluyum.”

İNSANLAR NEDEN DOĞRU OLMADIKLARINI BİLDİKLERİ ŞEYLERE İNANIYOR?

UZAYDAN çekilen fotoğraflara, her türlü bilimsel veriye rağmen dünya düzdür yalanına inananların sayısı artıyor. Bilimsel veriler tartışmasız bir şekilde küresel ısınma gerçeği var derken başta Amerika olmak üzere pek çok ülkede insanlar bunun tersine inanmakta ısrar ediyor. Çocuklara yapılan koruyucu aşılar zararlıdır yalanına inanan pek çok ebeveyn çocuklarının sağlığını tehlikeye atıyor. Siyasette de durum aynı. İnsanlar yalanlara inanmakta ısrar ediyor. Peki ne yapmalı? İnsana dair, yaşadığımız gezegene dair sonuçları tehlikeli olacak yalanlara inanmış birine doğru olanı nasıl anlatmalı?

HAKİKAT YALANI PERÇİNLİYOR!

Yalan olduğu kanıtlanmış bir fikre inanan birine doğruyu göstermenin ilk yolu nedir? Evet, insanları bilgilendirmek. Doğru olanı gören bir kimse yanlış olanı terk eder... Bu temel prensip öğrenmenin de temeli sonuçta. Okulda, bilimde böyle ilerliyoruz. Acaba bu temel prensip bir konuda kesin bir fikre inanmış kişiler için de geçerli mi? Yani, bir kere bir yalana inanmış bir kişi, doğruyu görünce fikrini değiştirir mi? Brendan Nyhan ve Jason Reifler tam da bu soruya yanıt arayan bir deney yapmış. Acaba bir politikacı tarafından ortaya atılan yalan bir iddiaya inanmış kişiler o iddianın gerçek olmadığını görünce fikirlerini ne ölçüde değiştirdi dersiniz? Araştırma sonucu çok ilginç. Yalan beyanata başta bir kere inandığını iddia eden kişiler doğru bilgiyi duyunca o yalana daha sıkı sarılır olmuş! Evet doğru okudunuz! Gerçek, yalana olan inancı arttırıyor! Bir anlamda bir hurafeye bir kere inanmış birini verilerle ikna etme çabası o kişinin o inanca daha sıkı sarılmasına sebep oluyor. O nedenle bu duruma literatürde ‘Geri Tepme Etkisi’ deniyor. 

TEHDİT ALGISI İNSANLARI YALANA İNANMAYA MAHKÛM EDİYOR!

Peki gerçekleri açığa çıkarmak neden insanları yalan olduğunu bildiği şeylere daha sıkı bağlanmaya itiyor? Nyhan ve Reifler’a göre bunun temel nedeni tehdit algısı. İnsanlar herhangi bir şekilde kendi kimliklerine yönelik bir tehdit sezdikleri anda yanlış olduğu ispatlanmış fikirlere sırf kimliklerini korumak için daha da sıkı bir şekilde sarılıyor. Nyhan ve Reifler yaptıkları başka bir deneyde ABD Başkanı Bush’un ‘Irak kitle imha silahına sahip’ tezine bir kere başta inanmış kişiler aksi yönde tüm bilgi ve delilleri hiçe sayıyorlar. Hiçe sayıyorlar çünkü bu bilgiler onların tüm siyasi kimliğine bir tehdit oluşturuyor. Peki ne yapmalı? Yalanlarla nasıl mücadele etmeli?

HAKİKATİN HÜKMÜ BİTTİ Mİ?

Adına kimilerinin ‘hakikat sonrası toplum’ dediği, yalan haberlerin insanları her türlü hurafeye hızlıca inandırdığı bir ortamda hâlâ yapılacak çok şey var. Bir kere herhangi bir şeye inanmış bir insana bildiğinin yanlış olduğunu ispata girişmeden evvel iki kere düşünün. Kaş yaparken göz çıkarma riski çok yüksek! Niyet çok önemli burada. Eğer niyetiniz üzüm yemek değil bağcıyı dövmekse hiç uğraşmayın. Çabanız geri tepecektir. Ama niyetiniz samimi bir şekilde hakikati ortaya çıkarmak ise o zaman denemekte ısrar edin. Çünkü yukarıdaki araştırmanın devamında da görüyoruz ki eğer gerçekler insanlara anlaşılır bir şekilde, görseller ve grafiklerle sunulursa bazı kişiler fikrini değiştiriyor. Niyet ve üslup önemli.

HAFTANIN SORUSU

Çocuklar için felsefe neden önemlidir?

BAHÇEŞEHİR Koleji geçenlerde Antalya’da bir “Felsefe Oditoryumu” açtı. Epeyce geniş bir mekân, yüksek tavanı, antik kolon ve kemerleriyle doğrudan felsefeyi çağrıştıran bir atmosfer yaratacak biçimde özenle tasarlanmış bir ortam. Peki ama, tüm bu zahmete ne gerek var? Felsefe biraz da asık suratlı bir yetişkin uğraşı değil midir? Yerinde duramayan, hareketli, kıpır kıpır çocuklar için felsefeye gerek var mı? Felsefe Oditoryumu’nun kavramsal tasarımını yapan Doç. Dr. Çetin Balanuye bu ve benzeri soruları gülümseyerek yanıtlıyor. Son zamanlarda yapılan araştırmalar felsefenin özellikle okul çağındaki çocuklar üzerinde muazzam olumlu etkisi olduğunu gösteriyor. Bu alanlardan en belirgin iki tanesi matematik ve dil becerileri. Çünkü felsefe adeta tüm bilgi alanları için zorunlu olan bir ‘zihinsel hazır bulunuşluğu’ kendisine konu edinen bir alan. İşte bu yüzden okullar, felsefeyi çocukların dünyasına yeniden sokmak için yeni ve yaratıcı yollar arıyor.

ÇOCUKLAR FİLOZOFTUR!

Çetin Hoca, “Çocuklar filozoftur ve onların bu doğal yatkınlığı eğitim-öğretim süreçlerinde hızla kaybolur” diyor. Çocuklara felsefeyi sevdirme gayretlerinin ve Felsefe Oditoryumu’nun gerisindeki fikir basitçe, bu hazin tabloyu tersine çevirmek: “Biz çocuklardaki doğal felsefi tavrın, merak, sorgulama, eleştiri ve cesaretin törpülenmeyeceği, tersine destekleneceği etkinlikler için bir ortam yaratmak istedik. Bu doğal felsefi tavır, bilimin, teknolojinin, icat ve keşfin arkasındaki itici güçtür. Daha doğrusu, ancak bu felsefi tavrın olduğu yerde diğerleri olur. Eğitim sistemimizin felsefeye hiç olmadığı kadar gereksinim duyduğu bir çağda yaşıyoruz.”

X