"Selçuk Şirin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Selçuk Şirin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Selçuk Şirin

Türkiye’de Milli Park Hayalleri

Türkiye topyekün tatile çıkarken, size Amerikalıların tatil planlarının omurgasını oluşturan bir yapıyı tanıtmak istiyorum. Ege ve Akdeniz’in betonlaşmış kıyılarına hapsolmuş, Karadeniz’in birkaç yaylasına sıkışmış tatil alışkanlığımızı değiştirmek için yeni bir önerim var: Milli park seferberliği.

Amerika'da geçen sene her 4 kişiden 1’i milli parka gitti!
Resmi verilere göre milli park ziyaretleri her yıl rekor kırarak artıyor ABD’de. Geçen sene toplam 331 milyon ziyaret olmuş, bir giden birkaç kere gidiyor anlaşılan zira bu rakam ABD nüfusuna denk. O nedenle bireysel ziyarete bakınca durum daha da netleşiyor. ABD’de yaşayan her 4 kişiden 1’i her sene en az bir parkı ziyaret ediyor.

 

Milli Parklar neden bu kadar popüler?
Geçen hafta yazdığım gibi Grand Canyon, Yellowstone, Yosemite, Brice Canyon gibi pek çok Milli Park’ı ziyaret ettik ailece. O tecrübeye dayanarak ABD milli parkları üzerine biraz araştırma yaptım. Ama önce parkları anlatayım. Bu parklar aslında koruma alanları. Ama bu parklar, bu koruma işlevini yaparken yurttaşlara da doğaya karışma fırsatı veriyor. Doğada ‘iz bırakmadan’ kamp yapmaktan söz ediyorum. Her bir parkın kontrollü girişi, tuvalet ve duş gibi temel ihtiyaçlarınızı gidereceğiniz müştemilatı ve en önemlisi de size ayrılmış, güven içinde çadırınızı kurup kamp yapacağınız bir dinlenme alanı var. Bunların ötesinde iyi işaretlenmiş yürüme, tırmanma güzergahları, ‘ormancı’ dediğimiz her biri doğa bilimleri konusunda uzman park bekçileri, çocuklar ve yetişkinler için ayrı ayrı organze edilmiş pek çok etkinlik de mevcut bu parklarda. Ve işin en güzel tarafı bütün bu hizmetlerin neredeyse ücretsiz olması. Bizdeki Müze Kart uygulamasına benzer bir sistemle tüm parkların yıllık girişi tüm aile için birkaç saatlik asgari ücret bedeline tekabül ediyor. Hal böyle olunca da zengin fakir herkes çadırını arabasının arkasına atıyor ve soluğu bir milli parkta alıyor.

 

Amerika gibi özel sektörün her şeye hakim olduğu bir yerde bu parklar nasıl kuruldu?
Bu köşeyi okuyanlar biliyor, nerede bir güzellik yaşasam tek bir soru soruyorum: Nasıl çoğaltabiliriz? Bu park sistemine benzer bir sistemi Türkiye’de orta ve dar gelirli aileler ve özellikle çocuklu ailelere nasıl sunabiliriz? ABD gibi özel sektörün ormanlar dahil herşeye egemen olduğu, eğitim ve emniyet gibi temel hizmetlerin bile merkezi devlet yerine yerel birimlere teslim edildiği bir sistemde nasıl oldu da bu kadar devasa bir güç merkezi hükümete bırakıldı?

 

Hayalperest bir çevrecinin inadı!
Amerika'daki milli park sistemi, her büyük proje gibi, bir hayalle başlamış. John Muir adındaki bir çevreci gezgin endüstrileşme devrimiyle birlikte betonlaşan kentlerin insanların ruhunu fakirleştirdiğini iddia ederek doğal güzellikleri koruma altına almak için yola çıkmış. Bugün de etkin bir çevreci örgüt olan Sierra Club, Muir tarafından kurulmuş ve bu çevreci grup halkı eyleme geçirerek ilk milli parkların ortaya çıkmasını sağlamış. Muir’in yaktığı bu kıvılcım aydınlar, dini gruplar ve dönemin doğa sever zenginleri tarafından sahiplenilmiş. Kiliseler, zengin aileler çeşitli kampanyalarla özel mülkiyette olan arazileri alarak milli park ilan etmiş.

 

Siyasetçiler toplumsal talebi görüyor!
Başlangıçta tamamen sivil olan bu hareket bir süre sonra siyasetçilerin de gözardı edemeyeceği toplumsal bir boyuta ulaşıyor. 1903 yılında Başkan Teddy Roosevelt, benim de kamp kurduğum dev sekoya ağaçlarının dibinde John Muir ile iki gece kaldıktan sonra şunları yazıyor:

“Sekoya ağaçlarının dibinde olmak, hiçbir mimarın yapmayı tahayyül dahi edemeyeceği kadar güzel ve yapımında hiç bir insanın emek harcamadığı bir tapınakta olmak gibi bir histi. Umarım bu büyük ağaçların olduğu koruluğu koruruz, çünkü bu büyük ağaçların yok olmasına göz yummak, medeniyetimiz için bir kara leke olacaktır. Bu ağaçların herbiri sanki bir abideyi andırıyor, bundan dolayı bu ağaçların korunmasını istiyorum. Ben, gelecekte bunların taşıyacağı değeri düşündüğümde; bu paha biçilmez doğal güzelliklerin zarar görmeden korunmasını, gelecek nesillere bırakılması gerektiğini düşünüyorum ve istiyorum."

 

Çevreciler, iş dünyası ve siyasetçiler
Teddy Roosevelt bu duyguları sözde bırakmıyor. Dönemi boyunca onlarca alanı milli park ilan ederek tarihe ‘Doğayı en çok seven başkan’ olarak geçiyor. Ardından gelen Başkan Wilson da bu talebi görerek 1916 yılında ABD Milli Parklar sistemini merkezi hükümetin bir kolu olarak kuruyor. Kısaca, Amerika'da bugün milyonlara hizmet veren bu doğal alanları ortaya çıkaran üç ayak var: Çevreciler, iş dünyası ve siyasetçiler.

 

Bizde neden olmasın?
Bu soruya yanıt ararken Türk İdare Dergisi’nde Dr. Cahit Çelik’in makalesini buldum. Çok önemli bilgiler ve somut öneriler ortaya koyuyor Dr. Çelik. Meraklıların bu makaleyi indirip okumasını öneririm. Bizde ilk milli park 1958 yılında ilan edilen Yozgat Çamlığı. O tarihten beri toplam 40 alan milli park olarak ilan edilmiş. Bu alanların ziyaretçi verilerine ulaşamadım fakat şunu biliyorum ki 10 günlük bayram tatilinde tatile çıkan milyonların güzergahında milli parkta kamp yapmak yok, bagajda çadır yok, doğada yürüyüş yok.

 

Tatil alışkanlığımızı değiştirmenin zamanı geldi!
Otel odalarında bir tatilin ötesini hayal etmenin zamanı geldi de geçiyor. Her bir yanı ayrı bir iklim, doğasıyla tarihiyle bir büyük mirasın sahibiyiz biz. Şimdi bu mirasın hakkını vermenin tam zamanı. Ülkenin her bir yanında yeni alanları koruma altına almanın, yeni milli parklar talep etmenin ve en önemlisi de varolanları halkın kullanımına açmanın tam zamanı. Özellikle çocuklu aileler için… Doğanın kıymetini bilmek, yaşadığımız coğrafyayı hakkıyla sevmek için önce doğaya karışmamız gerek…

X