"Selçuk Şirin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Selçuk Şirin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Selçuk Şirin

Münferit değil sistematik

DİLEK Yardım’ın feryadını duydunuz mu?

Babaları tarafından öldürülen 3 yaşındaki Elif Mina ile 2 yaşındaki Miray Hira’nın annesi iki minik tabutun başında bakın ne dedi: “Hepinize yalvardım, hepinizin kapısına gittim hiçbiriniz sahip çıkmadınız bana. Polisine, amirine, savcısına herkese yalvardım. Beni bu adamdan kurtarın, dedim. Hiçbiriniz sahip çıkmadınız. Yeter artık!” Kadınlara yönelik şiddet ve ayrımcılığı ciddiye almayan, kadınları horlayan herkesin ve tabii ki biz erkeklerin bu sözlerden alacağı bir ders olmalı. İki seçeneğimiz var: Ya olay münferit, baba sapık deyip geçeceğiz ya da Dilek Hanım gibi biz de ‘Yeter artık’ diye itiraz edip bu cinayetleri mümkün kılan sistemi değiştireceğiz...

CAN SIKAN KONULAR ÜSTÜNDE DURMAK...

Bu tür ‘korkunç’ olaylar karşısında en çok başvurduğumuz yöntem suçu bir sapığa fatura etmektir. Çünkü can sıkan konular üstünde durmak, meselenin sistematik boyutlarına kafa yormak adı üstünde, canımızı sıkıyor. Ama gelin bu sefer bunu yaparak sorunları halının altına süpürmekten vazgeçelim. Çünkü biz meseleyi görmezlikten geldikçe sorunlar büyüyor. Dilek Yardım’ın feryadı da işte bu vurdumduymazlığa. Çünkü bu münferit bir olay değil.

BU NASIL BİR İSTATİSTİK!

Medya üzerinden yapılan taramalara göre, Türkiye’de 2010’dan bu yana toplam 1930 kadın öldürülmüş. Bayburt, Tunceli ve Artvin gibi birkaç istisna dışında her ilde birden çok kadın cinayeti var. Sadece 2017 yılında toplam 409 kadın öldürülmüş. Geçtiğimiz ay öldürülen kadın sayısı 45. Bu verilere Elif Mina ve Miray Hira gibi babaları tarafından öldürülen onlarca çocuk dahil değil... Tabii bu rakamları böyle art arda yazınca anlam kayboluyor... O nedenle sayıları bırakın tek tek bu ölenleri bir düşünün... Tanıdığınız, bildiğiniz bir kadını hatırlayın...

Cinayete varıncaya kadar şiddetin başka boyutlarında da kadınlara yönelik bir savaş var. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından gerçekleştirilen Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması’na göre ülke genelinde yaşamının herhangi bir döneminde eşi veya birlikte yaşadığı kişi tarafından fiziksel şiddete maruz kalan kadınların oranı % 36. Bu her üç kadından biri demek! Bu oran Orta Anadolu’da % 43’ü buluyor, neredeyse her iki kadından biri! Yine Türkiye İstatistik Kurumu’nun her iki yılda bir yayınladığı ‘İstatistiklerle Kadın’ raporuna göre ‘yaşadıkları çevrede gece yalnız yürürken kendilerini güvensiz hisseden’ kadınların oranı % 37. Kadınların sokakta ne işi var(!) diyenler için de aynı araştırmadan başka bir istatistik vereyim: Her 10 kadından biri kendisini evde yalnız otururken de güvende hissetmiyor!

KADINLARA YÖNELİK AYRIMCILIK HER ALANDA!

  Ayrımcılık sadece kadına yönelik şiddet olarak ortaya çıkmıyor elbette. Elimizdeki son TÜİK verilerine göre kadınlara yönelik ayrımcılığın doruğa ulaştığı konulardan biri istihdama katılım. Avrupa Birliği ülkelerinde kadınların istihdama katılım ortalaması % 60 iken bizde bu oran sadece % 30. Türkiye’de erkeklerin istihdama katılım oranı ise % 60 seviyesinde.  Genç kadınlarda durum daha da vahim bir boyutta. Neredeyse her iki genç kadından biri ne okulda ne de işte, yani toplumsal ve iktisadi hayatın dışında. Bu oranla OECD ülkeleri içinde açık ara son sırada yer alıyoruz.

SİSTEMATİK BİR AYRIMCILIK

Bu istatistikleri çoğaltmanın bir anlamı yok. Hayatın her alanından istediğiniz veriyi seçin bakın. Durum gayet net: Kadınlara yönelik sistematik bir şiddet ve ayrımcılık var! O nedenle bir dahaki sefer yürekleri dağlayan bir ‘kadın’ haberi okurken unutmayın: Olay münferit değil, sistematik. Meseleyi nasıl tarif edersek, çözümü de o şekilde ararız.

Münferit değil sistematik

BU FOTOĞRAFTA KADIN YOK!

AÇIK söyleyeyim. Gözüm yaşlı bir şekilde genç anne Dilek Yardım’ı izlerken bir kere daha kani oldum: Bizim bir ciddi bir erkek problemimiz var! O nedenle kadınlara yönelik ayrımcılığı anlamak için benim yaptığım gibi istatistikleri taramanıza hiç gerek yok. Size daha basit bir test önereyim: Toplu tören fotoğraflarına bakın! Hemen şimdi internete girin ve Türkiye’nin herhangi bir yerinde gerçekleşen önemli bir etkinlikte çekilen toplu bir fotoğrafa bakın. O fotoğraftaki kadın ve erkek oranına bakın. Saymaya kadınlardan başlarsanız vakit kaybetmezsiniz. Ben her hafta bunu yapıp sonuçları Twitter hesabımdan paylaşıyorum. En son paylaştığım fotoğrafta özel sektörden 60’a yakın erkek yönetici arasında kaybolmuş tek bir kadın vardı... Kadının fotoğrafta dahi yeri yok!

KADINLAR VARDIR!

Türkiye’de yetenekli, başarılı, kendini dünya çapında yetiştirmiş pek çok kadın var. Sorun eğitim sorunu da değil. Elimizdeki en objektif kriterlerden biri olan üniversite sınavlarında kadınlar erkeklerden daha başarılı. Sorun yetenek sorunu da değil. Uluslararası platformlarda fırsat bulan kadınların Türkiye’yi nasıl en iyi şekilde temsil ettiğini görüyoruz. Yani sorun kadınlarda değil, sorun bu toplu fotoğrafları çektiren erkeklerde. Kadınları ekonomik ve sosyal hayatın dışına iterek şimdilik kendimize podyumlarda yer buluyoruz ama farkında olmadığımız bir gerçek var. Sadece erkeklerin işgal ettiği hiçbir girişimin bu çağda rekabet etme şansı yok. Türkiye, nüfusunun yarısını ve en iyi eğitilmiş kuşağını bu fotoğraflara almayarak sadece kadınları değil, geleceğini de kaybediyor. Çünkü bu çağda rakipleriniz kadınlı erkekli çalışırken sizin nüfusun yarısını devre dışı bırakarak hedefe ulaşma ihtimaliniz yok!

 

HAFTANIN SORUSU

Çocuğumun kodlama öğrenmeye ihtiyacı var mı?

KODLAMA bu devrin alfabesi. Etrafta gördüğünüz ‘akıllı’ her şeyin arkasındaki sistemin işlemesi için kodlamaya ihtiyaç var. O nedenle kodlamaya talep çok fazla. Bakın sırf code.org sitesi yarım milyarı aşkın online ders vermiş. Bizim de bu yarışa çocuklarımızla girmemiz gerekiyor. Çünkü kodlama becerisine sahip çocuklar global dünyada akranlarından bir adım daha önde olacak. Tabii her çocuk illa kodlama öğrenip yeni bir yazılım ortaya çıkaracak diye bir kural yok. Ama tıpkı spor ve sanatta olduğu gibi çocuklarımıza kodlama öğrenme fırsatı sunmamız gerekiyor. Kodlamanın başlangıcının mantık olduğunu hesaba katarsak kodlama öğrenmeye okulöncesi dönemden başlanabilir. İngiltere 5 yaşındaki çocuklara kodlama algoritmasını yapboz ve mantık oyunlarıyla öğretiyor. Estonya ve Finlandiya gibi pek çok ülke kodlama dersini 1. sınıftan itibaren başlatıyor. Ama kodlama okulda öğrenilmek zorunda olan bir konu değil, tıpkı matematik gibi her yaşta öğrenilebilecek bir beceri. Evde ebeveynle çocuk arasındaki diyaloğu arttıran bir öğrenme süreci kodlama için mümkün. Nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız geçen sene bu köşede yazdığım ‘Evde kodlama için anne babalara 5 somut öneri’ başlıklı yazımda tüm detaylar mevcut. Hadi çağırın çocuğunuzu... İyi eğlenceler!

X