"Selçuk Şirin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Selçuk Şirin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Selçuk Şirin

Çocukların kaderini ne adrese ne de notlara bağlayamayız!

Türkiye’nin en başarısız ilinin en başarısız lisesinden, üstelik ikmale kalarak mezun olduğumda tek bir başvuruyla ODTÜ’ye yerleşmiştim.

 

Ol sebep şu günlerde yapılan sınav tartışmalarında aradığım birinci koşul yeni sistemin kıt kaynağı olan her çocuğa aynı fırsatı sunması. Çocukları ikamete göre değil beceri ve azimlerine göre bir üst aşamaya taşıyalım.

DÜNYAYI YENİDEN KEŞFETMEYE GEREK YOK!
Dünyada öğrencileri bir üst eğitim kurumuna yerleştirme sorunuyla uğraşmayan ülke yok. O nedenle dünyayı yeniden keşfetmeye çalışmak anlamsız. TEOG’un yerine gelecek yeni sistem şu dört kriterden biri ya da birkaçını kullanmak zorunda: Adrese dayalı yerleştirme, okul notlarına dayalı yerleştirme, merkezi sınava dayalı yerleştirme veya bireysel portfolyeye dayalı yerleştirme. Biz şimdiye kadar TEOG ile üçüncü seçeneği, yani merkezi sınava dayalı yerleştirme yapıyorduk. TEOG’un yerine gelecek sistem anlaşılıyor ki sınavları tamamen kaldırıp yerine çoğunluğun adrese dayalı olarak kalan küçük bir grubun da notlara dayalı olarak yerleştirildiği bir karma sistem olacak. Şimdi gelin tek tek yeni modelin ana omurgasını oluşturan bu iki kriterinin Türkiye’ye uygunluğunu irdeleyelim.

TÜRKİYE’DE ÖĞRENCİLERİN KADERİ DOĞDUĞU ADRESE BAĞLANAMAZ!
Adrese dayalı yerleştirme aslında en basit ve aileler için en stressiz seçenek. Sınav yok. Başvuru yok. Mahalledeki ilkokuldan ortaokula, oradan liseye uzanan rahat bir geçiş sistemi. Dünyada bu sistemin uygulandığı pek çok ülke var. Hatta en iyi eğitim sistemine sahip pek çok Avrupa ülkesi bu sistemi uyguluyor. Ancak bu sistemin başarılı olması bir şarta bağlı: Okullar arası kalite farkı sınırlı olacak! Yani okullar arası, iller arası, bölgeler arası kalite farkı neredeyse olmayacak. Bu durumda mesela Finlandiya gibi, Norveç gibi ülkelere baktığınız zaman bu sistemin niçin başarılı olduğunu görüyorsunuz. Çocuk nerede oturursa otursun gittiği okul aşağı yukarı diğer okullarla aynı seviyede. Peki Türkiye’de durum aynı mı?


ADRESE DAYALI YERLEŞTİRME TÜRKİYE’DE EĞİTİMDE FIRSAT EŞİTLİĞİNİ ORTADAN KALDIRIR!
Türkiye, okullar arası seviye farkında OECD ülkeleri içerisinde ilk beş arasında yer alıyor. Bölgeler arası fark ise yüzde 60’ı buluyor. Bırakın farklı coğrafi bölgeler arası farkı, aynı ilde iki semt arasında bile eğitim kalitesi bakımından uçurum var. O nedenle çocukları adreslerine göre okullara yerleştirmek demek, çocukların eğitim aracılığıyla sınıf atlama şansını elinden almak demek. Finlandiya gibi okullar arası seviye farkının yüzde 10’u geçmediği bir sistemde adrese dayalı sistem tabii ki işler. Ama eğitimde fırsat eşitliğinin had safhada olduğu bir sistemde adrese dayalı yerleştirmeye sosyal mobiliteyi ortadan kaldırmaktan başka bir işe yaramaz. Bir çocuğun yaşadığı adres onun kaderini belirlememeli. Her çocuk, nerede yaşarsa yaşasın, çabalayıp en iyi okullara girme fırsatına sahip olmalı.

NOTA DAYALI SİSTEM DE TEK BAŞINA ÇARE DEĞİL!
Görünen o ki okul notları önümüzdeki dönemde merkezi yerleştirmede önemli bir rol oynayacak. Daha evvel de yazdığım gibi okul notlarının her akademik yerleştirmede muhakkak bir rolü olmalı ancak bu rolü de abartmamak gerekiyor. Zira okul notları da objektif olmayan, hatayla malul bir değerlendirme. Türkiye’de okul notları öğrencinin gittiği okula, öğretmenine ve hatta sınıftaki diğer arkadaşlarının başarı durumuna göre değişiyor. Nitekim okul notlarına göre birinci olan binlerce öğrencinin hiçbir yere yerleşemediğini biliyoruz. O nedenle elbette okul notları dikkate alınmalı ama okul notları tek başına belirleyici olmamalı.

ORTASI YOK MU?
Türkiye bir türlü eğitimde dengeli reform yapmayı beceremiyor. TEOG 12 merkezi sınavdan oluşuyordu ve ezber becerisini ölçüyordu. Hatalı bir sistemdi. Öyle olduğunu o reform yapılınca söyleyenler oldu ama ikazlar dikkate alınmadı. Şimdi TEOG yerine daha makul sayıda sınavdan oluşan ve ezber değil, 21. Yüzyıl için gerekli muhakeme ve eleştirel düşünce becerisi ölçen bir sınav koymak yerine tamamen sınavları terk ediyoruz. Eskiden yüzde 30 olan okul notlarının ağırlığını neredeyse yüzde 100 yapıyoruz. Yok mu bu işin bir ortası? Mesela, benim önerim okul kalitesi yüksek olan okullara girişte sınav ve notların ağırlığını eşitlemek ve sınavları Milli Eğitim’in uyguladığı PISA tarzına dönüştürmek. Umarım bu sefer reform yaparken bu ve benzeri ikazlar dikkate alınır...

 

X