"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

NATO zirvesi Türkiye için ne anlama geliyor?

İttifakın 70’inci kuruluş yıldönümünün de kutlanacağı NATO liderler zirvesi Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un geçen ay “NATO’nun beyin ölümünün gerçekleştiği” yolundaki çıkışının tetiklediği tartışmaların gölgesi altında bugün Londra’da başlıyor.

İttifakın kurumsallığı, sürekliliği bakımından önemli bir kilometre taşının geride bırakıldığını gösteren 70’inci yıldönümü, aynı zamanda bazı NATO savunma belgeleri üzerinde Türkiye ile bir grup müttefik arasında ciddi bir görüş ayrılığının belirdiği bir döneme de rastlıyor.

*

Anlaşmazlık şu konuda yaşanıyor: NATO’da Türkiye hakkında hazırlanan bir savunma planı belgesinde PKK’nın Suriye’deki uzantısı YPG ‘tehdit’ olarak nitelendirildiği için bu belgenin işleme konması ABD tarafından durdurulmuş bulunuyor. Türkiye de buna tepki olarak NATO’nun Baltık ülkeleri ve Polonya’nın savunmasıyla ilgili hazırladığı bir belgeyi bloke ediyor. NATO’da kararlar oybirliğiyle alındığından bir ülkenin taslağa çekince koyması karar alınabilmesini önlüyor.

Bu şekilde bir karşılıklı çekişmenin patlak vermesi, Türkiye’nin NATO içinde özellikle ABD ile bir süredir yaşadığı oldukça derine inen bir anlaşmazlığın dışavurumu olması bakımından önemli. Mesele, doğrudan Türkiye’yi hedef alan bir terör örgütünün uzantısının (YPG) ABD tarafından Suriye’de sahada askeri müttefik olarak kabul edilmesi ve bu örgütle yoğun bir işbirliğine girilmesidir.

‘Kuzey Atlantik Antlaşması’ çerçevesinde müttefik ülkeler bir saldırı karşısında birbirlerinin savunmasına yardımcı olmak yükümlülüğü altındalar. Bu, kuşkusuz birbirlerinin güvenliğine dönük -terör dahil- her türlü tehdit karşısında işbirliğini zorunlu kılıyor.

ABD, Türkiye-Suriye sınırının kuzeyinde Ankara’nın NATO müttefikidir. Aynı ABD, bu sınırın güneyinde Fırat’ın doğusuna yayılan coğrafyada ise PKK türevi YPG ile sahada askeri ittifak içindedir. Ve Türkiye ile ABD, Brüksel’deki NATO merkezinde iki müttefik olarak aynı çatının altında bulunuyorlar.

Bu yönüyle bakıldığında, NATO’nun yardımlaşma, dayanışma ve işbirliği felsefesini boşlukta bırakan bir çelişki var bu durumda.

*

Buna karşılık, Türkiye de Rusya’dan S-400 hava savunma sistemleri almasından dolayı NATO’nun ruhuna uygun hareket etmediği yolundaki yaygın eleştirilerin hedefi durumundadır ittifak içinde. NATO’nun, resmi belgelerinde ve askeri planlamasında Rusya’yı öncelikli tehdit olarak görmeye devam ettiği dikkate alındığında, ittifakı tehdit ettiği kabul edilen ülkeden savunma sistemi alıyor olmak Türkiye’yi bu eleştirilere açık hale getiriyor.

Sonuçta bütün bu karşılıklı rahatsızlıklar yan yana geldiğinde, NATO içinde sancılı bir durum ortaya çıkıyor.

*

Ancak NATO’nun işleyişinin Türkiye açısından taşıdığı anlamı da göz ardı etmemek gerekiyor. YPG ve Baltık belgeleri konusunda yaşanan karşılıklı vetolaşma meselesi ciddi bir krize işaret etse de, Türkiye’nin Batı dünyası içinde karar alma sürecinde yer aldığı, gerektiğinde karar mekanizmasını kilitleyebildiği bir ortama da projektör tutuyor.

Özetle, Batı dünyası içinde Türkiye’nin ‘eşit üye’ statüsünde söz sahibi olduğu en önemli kurumsal yapı NATO’dur. Bu yönüyle, Türkiye’nin Batı ile ilişkilerindeki en güçlü kurumsal bağı oluşturuyor NATO. Avrupa Birliği’ne tam üyelik perspektifinin iyice belirsizleştiği bir dönemde Kuzey Atlantik İttifakı, Türkiye ile Batı dünyası arasındaki en kritik iki köprüden biri olma özelliğini taşıyor.

NATO’da bu bağ savunma ilişkisi üzerinden yürürken, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ni de içermek üzere Avrupa Konseyi sistemi de, Türkiye ile Batı arasında demokrasi değerleri, hukukun üstünlüğü ve insan hakları alanlarında bir köprü işlevi görüyor.

*

Burada altını çizmemiz gereken bir durum, Türkiye’nin Batı ile ilişkilerini konu alan bütün tartışmalara, bu çerçevede siyasette, kamuoyunda Batı karşıtı söylemlerin bir hayli güçlenmesine, zemin kazanmasına karşılık, NATO ile kurumsal işbirliğinin günümüzde bu olumsuz yönelişlerden çok da fazla etkilenmeden devam etmekte oluşudur.

Rusya ile girilen bütün yakınlaşmaya rağmen, Türkiye NATO sistemi içinde yoluna devam etme iradesini sürdürüyor. Belli ki, Türkiye’nin NATO güvencesi olmaksızın Rusya ile tek başına karşı karşıya kalmasının ciddi bir risk faktörü olduğu yolundaki bakışta bir değişiklik söz konusu değil.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bugün katılacağı Londra’daki NATO zirvesi bu açılardan değerlendirilebilir.

X