İnsan Hakları Eylem Planı okumanın kaçınılmaz duygusal karmaşası

Geçen salı günü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan “İnsan Hakları Eylem Planı”nın Adalet Bakanlığı’nın web sitesine konan tam metnini okurken, iç dünyamda çok farklı duyguların çekim merkezleri arasında gidip geldiğimi hissettim sıkça.

Haberin Devamı

Girişte “Belgenin arka planında insan hakları hukukunun evrensel standartlarının öne çıktığının” vurgulandığı bölümden özellikle etkilendiğimi belirtmeliyim. Bu bölümde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları ve Avrupa Birliği müktesebatı, İnsan hakları hukukuna ilişkin standartları sürekli yükselten bölgesel düzeyde uluslararası enstrümanlarolarak kayda geçiriliyor.

AİHS ile bu sözleşmenin yorumlarını içeren AİHM içtihatlarına eylem planında merkezi bir rol verilmesinden, ana doğrultu olarak gösterilmesinden memnuniyet duydum tabii ki.

Özellikle planın giriş bölümünde insan olmak nedeniyle sahip olunan hakların “hukuk devletinin varlık sebebi olduğu” vurgusu çok önemli. Bu vurgudan hemen sonra “Hukuk devletinin ahlaki özü ve meşruiyetinin, evrensel nitelikteki değerler ile hak ve özgürlükler perspektifinde yattığı” belirtiliyor. Burası da yine altını çizerek okuduğum bir bölümdü.

Haberin Devamı

İnsan hakları ile hukuk devletinin varlık nedeni ve meşruiyeti arasında doğrudan bir ilişki kurulması ileri bir bakışı yansıtıyor. Bu kabulden yola çıktığımızda, insan haklarının, hak ve özgürlükler perspektifinin zemin kaybettiği her durum, kaçınılmaz olarak hukuk devletin meşruiyetinin de hasar almasına yol açmayacak mıdır?

BU HEDEFLER ÇOKTAN GERİDE KALMIŞ OLMALIYDI

 Ardından, insan hakları alanında yapılması gerekenlerin 11 temel ilke etrafında 9 amaç, 50 hedef ve 393 faaliyet olarak sıralandığı başlıkların üzerinden tek tek giderken, önümüzde kat edilecek bir hayli uzun bir yolun bulunduğunu gördüm. Duygu iklimim tamamen farklı bir yöne doğru savruldu. Birden tepkili bir ruh hali içinde buldum kendimi.

İşin gerçeği şu ki, 2021 yılı Türkiye’sinde insan haklarını korumak ve güçlendirmek için hâlâ kapsamlı eylem planlarının hazırlanması gerekiyor. Hâlâ yargı bağımsızlığı, tutukluluklar ve ifade özgürlüğü alanlarındaki sorunlar ülkenin gündemini kaplamaya devam ediyor.

Bugün hukukun üstünlüğünün geçerli olduğu gelişkin demokrasilerde olağan görülen, özümsenmiş olan birtakım ilkeler, hayatın parçası haline gelmiş rutin uygulamalar, bizde hayata geçirilmesi gereken hedefler olarak iddialı projeler halinde karşımıza çıkıyor.

Haberin Devamı

Bu tepkili ruh halini sıkıştıran bir durum daha var. Hedefler manzumesi halinde bugün önümüzde asılı duran konuların anlamlı bir bölümü, aslında yıllar önce anayasa değişikliğiyle taahhüt edilmiş, dolayısıyla çoktan tamamlanıp geride kalmış olması gereken meseleler.

 2004’TE TARİHİ BİR ADIM ATILMIŞTI

 Şöyle açıklayalım: AK Parti iktidarı, AB’ye tam üyelik hedefine yönelik gerçekleştirdiği reformlar çerçevesinde 2004 yılında CHP ile işbirliği içinde tarihi bir adım attı. Yapılan bir anayasa değişikliği ile temel hak ve özgürlükler söz konusu olduğunda, uluslararası sözleşmelerle ulusal yasaların çelişmesi halinde uluslararası sözleşmeleri esas alacağını taahhüt etti.

Haberin Devamı

Özetle, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve AİHM içtihatlarına ulusal yasalarının üstünde bir hukuki statü verilmiş oldu. Türkiye, AİHM içtihatlarını ulusal yargı kararlarında uygulama yükümlülüğü altına girdi. Gelgelelim geçen 17 yıl zarfında bu içtihatların birinci derece mahkemelerde geniş bir şekilde benimsendiğini söyleyebilmek güçtür.

Şu paradoksa bakın ki, zaten 2004 yılından bu yana uygulanması gereken bir taahhüt 17 yıl sonra bir ulusal hedef olarak İnsan Hakları Eylem Planı’na konmakta, AİHM içtihatlarının hayata geçirilmesi için neler yapılabileceği konusunda somut adımlar tanımlanmaktadır. Bu çerçevede hâkim ve savcılara meslek içi eğitimlerinde Anayasa Mahkemesi ve AİHM içtihatlarını içerecek şekilde insan hakları eğitimi verileceğini de öğreniyoruz.

Haberin Devamı

YARGI BAĞIMSIZLIĞINDA KURUMLARA DÜŞEN GÖREV

Eylem planını okumaya devam ederken, yargı bağımsızlığının hâlâ ulaşılması gereken, yani henüz tam olarak dokunamadığımız ama günün birinde muhakkak varmak istediğimiz bir yüksek hedef olmaya devam etmesi, insanın içinde büyük bir eksiklik duygusu yaratıyor.

Metnin bu bölümünde hukuk duyarlılığı olan herkesin altına tereddüt duymadan imza atacağı şu bölümle karşılaştım: “Hukuk sistemlerinde yargı bağımsızlığı kavramı, hâkimlerin kararlarını her türlü etkiden uzak bir biçimde verebilmeleri için hukuk devletinin bir gereği olarak ortaya çıkmıştır. Bu konuda tüm kurumların olduğu gibi, toplumun da sorumluluğu bulunmaktadır.”

Haberin Devamı

Daha çarpıcı kısım bunun arkasından geliyor: “Yapılmakta olan soruşturmaları ya da görülmekte olan davaları etkileyebilecek nitelikteki yorum ya da değerlendirmelerin zaman içerisinde adalete olan inancı sarsabileceği unutulmamalıdır. Bu durumdan kaçınmak tüm kurumların olduğu gibi toplumun da ödevidir.

Toplumun yanı sıra kurumların da soruşturma ve davaları etkileyebilecek çıkışlardan kaçınmaya davet edilmesi, siyaset kurumundan davalara dönük yapılan muhtelif beyanlar ışığında bana anlamlı geldi. Bu alandaki tek aktör olmamakla birlikte, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da zaman zaman yaptığı çıkışlar bu çerçevede herkesin hafızasında yer etmiştir.

Bu tür yorumlardan uzak durulması gereği eylem planında genel bir ilke bağlamında tarif edildiğine göre, önümüzdeki dönemde bu konuda siyaset kurumunda yeni bir çizginin yerleşip yerleşmeyeceği kuşkusuz merakla izlenecektir.

YÖNETİCİLERİN İNSAN HAKLARI DUYARLILIĞI

Bu arada, eylem planının dokuz amacından birinin İnsan hakları konusunda üst düzey idari ve toplumsal farkındalık” başlığı altında düzenlenmiş olmasını da önemsedim.

Burada da toplumun yanı sıra idareye, yani devlet mekanizmasına da büyük sorumluluk atfediyor eylem planı. Yargısal ve idari faaliyetlerde hak ve özgürlüklerin genişletici yorumların esas alınması isteniyor. Tabii ki, bir kez daha AİHM ve AYM içtihatları doğrultusunda. Bu başlık altında yerine getirileceği taahhüt edilen bir dizi faaliyet sıralanıyor.

Bunlardan birinde “Mülki idare amirleri ile üst kademe kamu yöneticilerinin insan hakları duyarlılığını arttırmaya yönelik faaliyetler yapılacağı” taahhüdüne yer veriliyor.

Öyle anlaşılıyor ki, eylem planı, kamudaki üst düzey yöneticilerin bu alandaki duyarlılığının arttırılması anlamında da kat edilmesi gereken bir mesafe bulunduğunu teslim ediyor. Aslında eylem planını okuduğunuzda, idarenin kendisini düzeltmesi, iyileştirmesi ihtiyacına işaret eden o kadar çok alan sıralanıyor ki...

Her şeye rağmen Adalet Bakanlığı’nın çalışması, insan hakları alanında devletin kendisinin de sorgulandığı ve pek çok kusur ve yetersizliğinin kabul edildiği bir metin olarak da görülebilir. Bu tespitler eksik bulunabilir. Yine de bu kadarının yapılmış olmasından da bir şikâyetim yok. Ama önce uygulamayı görmek istiyorum.

Biliyorsunuz, bir şeyi denemeden onun niteliği hakkında hüküm vermekten kaçınmakta her zaman yarar vardır.

Yazarın Tüm Yazıları