Dörtlü ittifak ve demokrasi kültürü

İTTİFAKIN en kuvvetli paydaşı, kimliğini laikliği sahiplenen sosyal demokrat bir duruş üzerinden tanımlıyor. (CHP)

Haberin Devamı

Diğeri, Türk milliyetçiliği ile özdeşleşmiş MHP’den kopan muhaliflerin başını çektiği, ancak kapıları merkez sağ kadrolara da açık bir sentezi oluşturuyor. Bu arada, AK Parti içindeki hoşnutsuz kesimlere ve hatta CHP içindeki ulusalcı damara da göz kırpıyorlar. (İYİ Parti)

Üçüncü ortak, Prof. Necmettin Erbakan’ın kurduğu, kuvvetli mütedeyyin çizgisiyle temayüz etmiş ‘Milli Görüş’ hareketinin bugünkü mirasçısı durumundaki bir parti. (Saadet Partisi)

En küçük ortak ise DYP ve ANAP’ın kendilerini feshederek oluşturdukları, niceliksel açıdan olmasa da, 1946 ruhunu simgeleyen Demokrat Parti’nin isim hakkını taşıması yönüyle sembolizminden güç alan bir parti. (DP)

Çok farklı soyağaçlarından gelen, birbirlerine uzak ideolojik çizgileri temsil eden bu dört partinin ortak bir demokrasi platformunda bir araya gelerek geniş bir seçim ittifakı kurabilmiş olması, Türkiye’deki demokrasi serüveni açısından yeni, özgün bir tecrübeyi gösteriyor.

*

Haberin Devamı

Aslında geçmişte siyasi partiler arasında uygulanmış muhtelif seçim ittifakı örnekleri yok değil. Örneğin, 1991 seçiminde SHP’nin DEP’i, keza Refah Partisi’nin de Alparslan Türkeşin Milliyetçi Çalışma Partisi’ni kendi listelerinden parlamentoya sokmaları barajı aşma amaçlı işbirliği modelleriydi. Bunun gibi 1995 seçiminde ANAP’ın BBP’yi TBMM’ye taşıması örneği de hatırlatılabilir.

Ayrıca, bundan farklı bir kategoride olmakla birlikte birbirine zıt partiler arasında gerçekleşmiş koalisyon denemeleri de var. Örneğin, 1974 yılında kurulan CHP-Milli Selamet Partisi koalisyonu, en azından programında ifade edildiği üzere “Geçmişin kırgınlık ve acılarını giderecek karşılıklı bağışlama ve hoşgörüye dayanan bir kardeşlik ortamının kurulmasını” hedefliyordu.

1996’da Refah Partisi ile DYP arasında kurulan koalisyon ise büyük bir siyasi krizi tetiklemesi itibarıyla biraz farklı bir duruma işaret ediyor.

Bütün bu örnekleri bir tarafa koyarsak, bu kez sergilenen işbirliğinin, geçmişteki benzerlerinden ayrılan bir dizi yönü var. Dünya görüşü çeşitliliği anlamında çok daha geniş bir alana yayılması bunlardan biridir. Seçim barajını etkisiz kılma çabasına ek olarak, bu dört partinin mutabık oldukları değer ve ilkeler üzerinden bir ortak irade beyanında bulunmuş olmaları daha az önemli değildir.

*

Haberin Devamı

Dört partinin imza attıkları ‘Seçim İşbirliği Bildirisi’ metnine baktığımızda, vurgulanan temel kavramları şöyle özetleyebiliriz:

Kuvvetler ayrılığı, güçlü parlamento, farklı yaşam tarzlarına saygı, uzlaşma, kutuplaşmaya son verme, normalleşme, çoğulcu demokrasi, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı, ifade ve basın özgürlüğünün hayata geçirilmesi, temsilde adalet...

Bu dört partinin aralarındaki görüş ayrılıklarını bir tarafa bırakarak, demokrasi ve hukuk devletinin üzerine oturacağı ana parametrelerin şekillendirdiği bir konsensusta buluşabilmeleri, Türkiye’de siyasetin olgunlaşması anlamında dikkat çekici bir adımdır. Türkiye’nin siyasi kültürü bu değerleri içselleştirdiği oranda demokrasisi de karşılaştığı sarsıntılar karşısında daha büyük bir direnç ve dayanıklılık kazanacaktır.

Haberin Devamı

Ortaya çıkan ittifakın kritik bir sonucu, barajı aşma meselesinin de önüne geçerek, 24 Haziran’ı ülkedeki rejim modeli üzerinde bir seçimin yapılacağı ikinci bir referanduma dönüştürmesi olmuştur. Bir tarafta başkanlık sisteminin tüm kurum ve kurallarıyla yerleşmesi için kader birliği yapan AK Parti/MHP ittifakı, diğer tarafta ise parlamenter demokrasiyi ön plana çıkartan tercihiyle CHP-İYİ Parti-SP ve DP ittifakı...

*

Bir diğer önemli nokta, 2018 yılında gerçekleşen bu uzlaşının geçmişe dönük taşıdığı dolaylı özeleştiridir. Farklı yaşam tarzlarına saygı, yakın zamanlara kadar bu başlıkta birbirine çok uzak duran gruplar arasında bugün ortak bir değer olarak vurgulanabiliyor.

Haberin Devamı

Uzun yıllar ülkede kutuplaşmanın ana kaynaklarından biri olan bu konuda gözlenen evrim, Türk demokrasisi için aslında gecikmiş bir karşılıklı el sıkışma hadisesidir. Bu adım çok daha önce atılmış olsaydı, muhtemelen Türkiye’nin siyasi yolculuğu da bugün farklı bir nehir yatağında akıyor olacaktı.

Ne yazık ki bazı değerlerin tekamülü ancak büyük krizlerden geçilip ağır bedeller ödenmesi, acı tecrübelerin yaşanmasından sonra tamamlanabiliyor.

 

Yazarın Tüm Yazıları