COVID-19 ile mücadelede gevşeme adımları

Geçen hafta COVID-19 ile mücadelede birbiri ardına alınan bir dizi karar ve bu kararların bazılarının sonradan geri alınmasının yol açtığı kafa karışıklığı, salgınla mücadelenin ne ölçüde tutarlı ve bilimsel çerçevede yürütüldüğü konusunda bir dizi soru işaretini beraberinde getirdi.

Haberin Devamı

Meseleyi değerlendirmek üzere yola çıkarken önce bu son kararların öncesindeki arka planı kısaca hatırlayalım. Özellikle aralık ayının sonundan itibaren küresel yönelişle de uyumlu bir şekilde, öncekilere kıyasla çok daha bulaşıcı olan Omikron varyantının yayılmasıyla birlikte, Türkiye’deki vaka sayılarında da yüksek bir artış eğrisi gözlenmeye başlamıştı.

Örneğin Sağlık Bakanlığı verilerine göre, 27 Aralık haftasına günlük 26 bin vakayla girilmiş, bunu izleyen 3 Ocak’ta başlayan haftanın ilk günü toplam 45 bine yaklaşmıştı. Ve nihayet geçen hafta başı 10 Ocak Pazartesi günü 65 binin üstünde vaka kayda geçmişti. Geçen hafta 12 Ocak Çarşamba günü 77 bin 722 yeni vaka açıklandı.

Bir başka anlatımla, yaklaşık iki hafta içinde vakalarda üç kat dolayında bir artış söz konusuydu. Bu, yaklaşık iki yıldır süren salgının en yüksek günlük vaka rakamıydı. Bundan önce bir gün içinde kaydedilen en yüksek vaka sayısına 16 Nisan 2021 tarihinde 63 bin 82 vakayla rastlanmıştı.

Haberin Devamı

Aslında geçen son iki hafta pek çok Avrupa ülkesinde de salgın yukarı doğru tırmanma eğilimini korumuştu. Günlük vakalarda İngiltere ve İtalya’da 200 bin, Fransa’da 300 bin, İspanya’da 150 bin, Almanya’da 80 bin eşikleri görülmüştü.

BELİRTİ GÖSTERMEYENE PCR TESTİNE SON

İşte vakalardaki tırmanış sürerken geçen hafta Ankara’dan birbirini izleyen iki kritik açıklama geldi. Birincisi, 12 Ocak Çarşamba akşamı, yani vakaların 77 bini geçtiği akşam duyuruldu.

Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca’nın yaptığı bu açıklamaya göre, aşısını ve hatırlatma dozunu olmuş “temaslı kişiler” artık karantinaya alınmayacaktı. Ayrıca, pozitif vakaların tamamı yedi gün izolasyonu tamamladıktan sonra test yaptırmaksızın izolasyondan çıkabileceklerdi.

Koca’nın ifadelerinin daha çok tartışma yaratan kısmı bunun ardından geldi. Buna göre, A) Tarama amaçlı yürütülen PCR testleri kaldırılıyor, ayrıca B) Temaslı kişilerde yapılan PCR testi zorunluluğuna da son veriliyordu. Koca, “Bundan böyle PCR testi yalnızca semptom gösteren kişilere yapılacaktır” dedi.

Haberin Devamı

PCR testlerinin uygulama kapsamının bu şekilde daraltılmasının görülebilir en somut sonucu, yapılan test ve pozitif çıkan vaka sayılarında hemen bir düşüş trendinin ortaya çıkması oldu. Örneğin geçen çarşamba günü 422 bin civarında olan test sayısı önceki gün 364 bine düşmüştü. Vaka sayıları da 13 Ocak Perşembe günü 75 bine, 14 Ocak Cuma günü 67 bine, cumartesi 63 bine ve önceki gün 54 bine düştü.

 Bu noktada şu hususu hatırlatalım: Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Avrupa Bölge Direktörlüğü, 21 Aralık’ta yaptığı açıklamada Omikron varyantıyla ilgili olarak yaklaşan “fırtına” karşısında ülkelerin test yapma ve izleme kapasitelerini güçlendirmelerini önermişti.

Haberin Devamı

Türkiye’de ise tam tersine tarama testleri kaldırılıyor, belirti göstermeyenlere test uygulamasına son veriliyordu. Yalnızca semptomu olanlara test yapılması, virüsü alıp semptom göstermeden taşımaya ve yaymaya devam eden kişilerin radarda görülmemesine yol açacaktı.

ZORUNLU DİĞER TESTLER DE KALDIRILINCA

Bu sırada geçen cumartesi günü PCR testleriyle ilgili ikinci bir adım daha atıldı. Bu adım, İçişleri Bakanlığı’nın, Sağlık Bakanlığı’nın inisiyatifiyle, buradan gelen değerlendirmeler doğrultusunda valiliklere gönderdiği bir genelgeyle birçok alanda PCR testi yapılması zorunluğunu kaldırmasıydı.

Bu genelgeye göre, aşısız veya aşı sürecini tamamlamayan ve son 6 ay içinde hastalığı geçirmemiş kişilerden uçak, otobüs, tren veya diğer toplu ulaşım araçlarıyla gerçekleştirecekleri şehirler arası seyahatlerden ve konser, sinema, tiyatro gibi etkinliklere katılmadan önce PCR testi ile tarama uygulamasına son veriliyordu.

Haberin Devamı

Buna ek olarak, Milli Eğitim Bakanlığı okullarında görev yapan personele (öğretmen, servis şoförü, temizlik personeli gibi), tüm kamu ve özel işyerlerinde çalışanlara da test yapılmasına artık gerek duyulmuyordu.

Özetle, aşısız ya da aşı sürecini tamamlamamış olan kişilere toplum içinde çok geniş bir hareket serbestisi getiriliyordu.

Genelgenin dikkat çekici bir noktası, Sağlık Bakanlığı’nın bu değerlendirmeleri “Bakanlık Koronavirüs Bilim Kurulu’nun tavsiyeleri çerçevesinde” yaptığının belirtilmesiydi.

MESLEK KURULUŞLARINA GÖRE SALGINDA KONTROL KAYBEDİLEBİLİR

Söz konusu genelge tıp çevrelerinde kuvvetli eleştirilerle karşılandı. Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği’nin (KLİMİK) aynı gün yapılan açıklamasında, atılan bu adımlar nedeniyle kaygı ifadelerine yer verildi.

Haberin Devamı

Açıklamada, virüsün kapalı ve kalabalık ortamlarda çok sayıda kişiyi enfekte etme olasılığına karşı bu ortamlara girecek kişilerin uygun testlerle taranmasının “hayati önem taşıdığı” belirtilerek, bakanlığın bu tür tarama testlerinin kaldırma kararıyla ilgili şöyle denildi:

“Bu uygulama için henüz hiçbir bilimsel dayanak yoktur ve bu durum salgında kontrolün tamamen kaybedilmesine yol açabilir... Salgınla mücadele ancak bilimsel yöntemlere sıkı sıkıya uymakla başarıya ulaşabilir.

Sağlık Bakanlığı kararını Bilim Kurulu’nun önerilerine dayandırırken, enfeksiyon alanındaki uzman doktorların, akademisyenlerin önde gelen derneklerinden biri, bu uygulama için hiçbir bilimsel dayanak olmadığını savunuyor ve bakanlığı kararını gözden geçirmeye davet ediyordu.

Türkiye’deki doktorların en üst meslek örgütü Türk Tabipler Birliği (TTB) ise daha sert içerikli bir açıklamayla bu kararlarla “toplum sağlığının tehlikeye atıldığını” belirtti. TTB de KLİMİK gibi kararın bilimsel temelden yoksun olduğu görüşünü tekrarladı.

Açıklamada, test sayısının azaltılmasının hastalığın gerçek boyutunun toplum tarafından anlaşılmamasına neden olduğu, bu kontrolsüzlük halinin de her vatandaşı potansiyel bir COVID-19 vakasına dönüştürebileceği kaydedildi

Bu arada çekince belirten pek çok akademisyen oldu. Örneğin, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Enfeksiyon Derneği Başkanı Prof. Mehmet Ceyhan, “Bu kararı bilimsel olarak yorumlamak ne yazık ki mümkün değil. Bilim Kurulu’nun tavsiyeleri ile alınması da üzücü” paylaşımını yaptı.

GENELGEDE DÜZELTME VE GÜVEN FAKTÖRÜ

 Bu tepkilerin hemen ertesinde önceki gün İçişleri Bakanlığı’nın genelgesi yeniden düzenlenerek, valiliklere ikinci bir genelge gönderildi. Bu genelgede huzurevi, bakımevi, sevgi evleri ile hapishanelerde aşısız ve son altı ay içinde hastalığı geçirmemiş çalışanlar ile yurtdışına seyahat edecek kişilerin PCR testi ile tarama yapılmasına devam edileceği açıklandı. Keza, uçakla şehirlerarası seyahat edecek kişiler için de PCR testinin süreceği bildirildi.

Bunun dışında 15 Ocak tarihli genelgedeki düzenleme ile PCR testi taraması kaldırılan kategoriler aynen korundu. Eğitim kurumları, konser ve sinema, tiyatro gibi etkinlikler ve uçak dışı ulaşım araçları için tarama yapılmayacak.

Tabii bu karar ciddi bir çelişki yaratıyor. Uçakla seyahat edenler için PCR testi aranırken, otobüs ve tren gibi toplu ulaşım araçlarında seyahat edenlerde istenmemesi izaha muhtaç bir durum. Her bakımdan düzenlemeye getirilen eleştiriler ve bilimsel çerçevede yöneltilen itirazlar dinecek gibi görünmüyor. Ayrıca, salgınla mücadelede getirilen bu gevşeme birçok Batı ülkesindeki uygulamalardan da ciddi bir şekilde ayrılıyor.

Düzenlemenin en somut sonucu Türkiye’de vaka sayılarının kâğıt üstünde düşüyor gibi görünmesidir. Ancak bu yanıltıcı algının da kamuoyunda salgınla mücadele için şart olan güven duygusuna zarar vereceği izahtan varestedir.

Yazarın Tüm Yazıları