Ceza hukuku profesörlerinin İmamoğlu dosyasıyla ilgili bilimsel mütalaası ne diyor?

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkındaki davayı çok yakından izlememiştim; içeriğini genel hatlarıyla biliyordum.

Haberin Devamı

Kendisine siyaset yasağının kapısını da aralayan hapis cezasının Türkiye’de yol açtığı büyük sarsıntı karşısında dosyanın içeriğine daha yakından bakma ihtiyacını duydum.

İlk dikkatime çarpan husus, bundan üç yıl önce kullanılmış bir sözcük üzerinden başlayan soruşturma ve onu izleyen dava sürecinin oldukça uzun bir zamana yayıldığını görmek oldu.

İmamoğlu’nun bu ifadeyi kullanma tarihi 4 Kasım 2019. Kendisi hakkında Yüksek Seçim Kurulu tarafından yapılan suç duyurusunun tarihi 15 Kasım 2019. Soruşturmanın sonuçlanıp iddianamenin düzenlenme tarihi ise 27 Mayıs 2021 ve mahkemenin kararını verme tarihi geçen çarşamba günü, yani 14 Aralık 2022.

Dava dosyasında ana suç isnadını İmamoğlu’nun “Ahmak” sözcüğünü kullanması oluşturuyor. İmamoğlu, bu ifadeye Strasbourg’da Avrupa Parlamentosu’nda yaptığı bir konuşmayı eleştiren İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun kendisine 4 Kasım 2019 tarihinde “Ahmak” demesi üzerine başvurmuştur. Daha doğrusu, gazeteciler aynı gün Soylu’nun kendisine “Ahmak” dediğini hatırlatıp tepkisini sormaları üzerine verdiği yanıtta kullanmıştır bu ifadeyi.

Haberin Devamı

İmamoğlu, bu soruya verdiği ve “Ben lafa bakarım laf mı diye, bir de söyleyene bakarım adam mı diye...” diyerek başladığı uzun yanıtın bir yerinde “31 Mart’ta seçimi iptal edenler ahmaktır...” demiş, ardından “Ben onu devlet adamlığına davet ediyorum” diye konuşmuştur.

Tartışmanın önemli bir boyutu, İmamoğlu’nun bu ifadeyi kullanırken, 6 Mayıs 2019 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini iptal eden Yüksek Seçim Kurulu’nu mu, yoksa kendisine aynı gün “Ahmak” demiş olan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu mu kastettiği sorusu üzerinde düğümleniyor. Bir de “Ahmak” yakıştırmasının hakaret, dolayısıyla suç olup olmadığı sorusu var...

SOYLU’DAN KENDİSİNE ‘AHMAK’ NİTELEMESİNE SUÇ DUYURUSU

Burada çelişkili bir duruma dikkat çekelim. Bu durum, İmamoğlu’nun 10 Ocak 2022 tarihindeki duruşmada savunmasını yaparken “Ahmak” sözcüğü ile Soylu’yu doğrudan hedef aldığını söylemesi üzerine, Soylu’nun 1 Nisan 2022 tarihinde İmamoğlu hakkında suç duyurusunda bulunmuş olmasıdır. Soylu, avukatı ile İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’na yaptığı şikâyette, İmamoğlu’nun “kişilik haklarına saldırdığını” öne sürerek kendisi hakkında ceza davası açılmasını talep etmiştir.

Haberin Devamı

Bir başka anlatımla, Soylu, “Ahmak” sözcüğünün kendisi hakkında sarf edilmesini ceza davası açılmasını gerektiren bir suç fiili olarak görmektedir. O zaman kendisinin bu ifadeyi İmamoğlu için kullanmış olması da aynı ölçüde problemli değil midir?

Anlaşıldığı kadarıyla Soylu’nun bu şikâyeti üzerine Savcılık tarafından soruşturma açılmış olmakla birlikte, bu dosya açık durmaktadır. Savcılık makamı tarafından ne takipsizlik kararı verilmiş ne de bir dava açılmıştır. İmamoğlu’nun sanık olduğu ana davanın seyrinin beklendiği tahmin edilebilir.

CEZA KANUNU’NU HAZIRLAYAN HOCALARIN MÜTALAASI

Dikkatimi çeken bir diğer nokta da Türkiye’nin ceza hukuku alanında tanınan üç önemli akademisyeninin İmamoğlu’nun avukatı Kemal Polat’ın başvurusu üzerine konuyla ilgili olarak hazırlamış oldukları 12 Aralık 2022 tarihli bilimsel mütalaadır.

Haberin Devamı

Bu görüş, İstanbul Üniversitesi’nden Prof. Adem Sözüer, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi’nden Prof. İzzet Özgenç ve Marmara Üniversitesi’nden Prof. Ahmet Gökçen tarafından hazırlanmıştır. Her üçü de 2005 yılında çıkan yeni Türk Ceza Kanunu’nun hazırlanmasına önemli katkı sağlamış olan akademisyenlerdir.

Bu hocalardan Prof. Sözüer, 2009-2017 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığı görevini yürütmüştür. Prof. Özgenç ise 2007-2015 yılları arasında YÖK üyeliğinde bulunmuştur. Prof. Gökçen de 2010’lu yılların başlarında Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeliği yapmıştır.

Karar duruşmasından bir gün önce geçen salı günü mahkemeye sunulan ve dava dosyasına giren bu mütalaada, üç ceza hukuku profesörü, ortak görüşlerinde konuyu iki açıdan değerlendiriyorlar. Birincisi, soruşturma ve kovuşturma süreçlerinde İmamoğlu bakımından“Adil yargılanma hakkı”nın ihlal edilip edilmediği sorusuyla ilgilidir. İkinci başlık “Ahmak” şeklindeki nitelemenin eleştiri hakkı kapsamında kalıp kalmayacağı meselesini ele alıyor.

Haberin Devamı

‘MASUMİYET KARİNESİ İHLAL EDİLDİ’

Önce “Adil yargılanma hakkı” açısından tespit edilen sorunlara bakalım. Burada özellikle dikkat çekilen bir unsur, yargıyla ilgili görevi olan kolluk ve diğer devlet yöneticilerinin (Soylu) hem soruşturma hem de kovuşturma aşamalarında İmamoğlu’nu hedef alan beyanlarıdır.

Rapora göre, böylelikle dava ile ilgili sürekli biçimde onu suçlu olarak damgalayıcı beyanlarda bulunmak suretiyle kamuoyunda kendisinin suçluluğu yönünde bir önyargı oluşturmaktadır.

Hocalar, bu noktada AİHM içtihadından da yola çıkarak, bakan ve diğer devlet gücü kullanan yetkililerinin soruşturma/kovuşturma süreçlerinde kişiyi suçlu gösteren açıklamalarının “masumiyet karinesi” ile bağdaşamadığını vurguluyorlar.

Haberin Devamı

‘HÂKİMİN DEĞİŞTİRİLMESİ SORUNLU’

Ceza hukuku profesörlerinin gördükleri bir diğer sorunlu konu davadaki duruşma sürecinde hâkimin beşinci celse de dahil olmak üzere değiştirilmiş olmasıdır. Hâkim Hüseyin Zengin alınarak yerine Mehdi Komşul getirilmiştir.

Metinde, “Hâkim değişikliğinin olağan bir işlem olmadığı, bu davaya özgü olarak gerçekleştirildiği konusunda ciddi bir kuşkunun doğduğu” belirtiliyor. Hâkimin yargılama faaliyetini icra ederken herhangi bir etki veya baskıya maruz kalmaması gerektiği kaydedilerek, “Mahkeme hâkiminin görevini yaparken görevinden alınmaması dış müdahaleler bakımından önemli bir güvencedir” deniliyor. Ardından “Olayda söz konusu güvencenin sağlanmamış olduğu anlaşılmaktadır” kanaati kayda geçiriliyor.

‘SAVUNMA HAKKI KISITLANDI’

Yine bu başlıkta altı çizilen bir sorun, geçen 11 Kasım’da görülen duruşmada bilimsel mütalaa hazırlamış olan Doç. Murat Önok’un “Uzman tanık” olarak dinlenmesi talebinin hâkim tarafından reddedilmiş olmasıdır.

Gerek Ceza Muhakemesi Kanunu’nun hükümleri gerek Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun “bilimsel görüş hazırlayan tanığın mahkemede dinlenmesi gerektiği” yolundaki kararları hatırlatılıyor mütalaada. Bu bölümde tanığın dinlenmesi talebine “davayı uzatma amaçlı olduğu” gerekçesiyle verilen ret kararının “kanuna açıkça aykırı olduğu” ve böylece “savunma hakkının kısıtlandığı” belirtiliyor.

YSK’YA DEĞİL, BAKANA SÖYLEDİ

Peki, İmamoğluAhmak” ifadesini kullanırken kimi kastetti? Soylu’yu mu yoksa YSK’yı mı? Ceza Hukuku hocaları, şu yanıtı veriyorlar: “Basın mensubunun sorusuna verdiği cevap bir bütün olarak olarak değerlendirildiğinde, sanığın ‘ahmak’ sözcüğünü YSK’ya karşı değil, daha önce bu sözcüğü kendisine karşı kullanan İçişleri Bakanı’na bir cevap, ona bir tepki olarak kullandığı anlaşılmaktadır.

‘BU İFADENİN ELEŞTİRİ OLARAK KABUL EDİLMESİ GEREKİR’

“Hakaret suçu oluşuyor mu?” sorusuna da yanıt aranıyor mütalaada. Bu başlıkta bir dizi AİHM ve Yargıtay kararına gönderme yapılarak şöyle deniliyor:

“Bu içtihatlar ışığında dava konusu olay değerlendirildiğinde, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini kazanan sanığın, seçimin iptaline yönelik karara tepkisi herkesten daha fazla sert olabilecektir. Yine sanığın bir siyasi kişi tarafından kendisine açıkça ahmak denilmesinin karşılığında, buna bir tepki olarak aynı sözlerle karşılık vermesi de somut olgu temeline dayanan eleştiri olarak kabul edilmek gerekir.”

Bu bölümde sanığın sözleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde, “İptal kararı veren veya verdirenleri küçük düşürmeye matuf olmadığı, bu nedenle hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı” kanaatine varılıyor.

Öyle anlaşılıyor ki Ekrem İmamoğlu hakkındaki mahkûmiyet kararı, önümüzdeki dönemde istinaf, ardından Yargıtay’daki temyiz aşamalarında yol alırken kamuoyunda da geniş bir şekilde tartışma konusu olmaya devam edecektir.

Bu çerçevede ceza hukuku hocalarının hazırladığı bu değerlendirme, önümüzdeki günlerde yapılacak tartışmalara referans oluşturacak önemli bir hukuki çerçeve sunuyor.

Yazarın Tüm Yazıları