"Osman Müftüoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Osman Müftüoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Osman Müftüoğlu

Karaciğeriniz acaba sağlam mı?

Türkiye’de, sağlıklı olduğunu zanneden her dört kişiden birinin karaciğeri yağlı...

Ve bu sorun, siroz, hatta ‘karaciğer tümörüne’ kadar gidebilen bir yolculuğun başlangıç vuruşu da olabiliyor. Bu nedenle “Bana bir şey olmaz” deyip konuyu hafife almamak lazım...


Karacİğer yağlanması önemli bir sorun ve pek çok sağlık problemimiz gibi o da beslenme hataları, alkol kullanımı, hareketsizlik gibi yaşam tarzı hatalarımızın bize hediyesi.
Rakamlara göre, sağlıklı olduğunu zanneden her dört kişiden birinin karaciğeri yağlı. Diyabet veya kilo sorunu olanlarda ise durum daha da vahim! Bunlardan her iki kişiden birinin karaciğeri yağlanıyor.

HABERİMİZ OLMUYOR

Karaciğeriniz tıka basa yağ depolasa da, genelde bundan haberiniz olmuyor. Seyrek olarak sağ kaburga yayı altında müphem ağrılar, yorgunluk, halsizlik, gaz, şişkinlik vs. gibi işaretler olsa da, yağlanan çoğu kişide belirti vermiyor. Böyle olduğu için de pek çoğumuz yağlı bir karaciğerle dolaşıyoruz.
Teşhis başka amaçla yapılan tıbbi değerlendirmeler ya da yıllık sağlık taramaları esnasında konuluyor. Ultrasonda karaciğerimizin yağlı olduğu ya da kan analizlerimizde karaciğer enzimlerimizin yüksek bulunduğunu (SGOT, SGPT, GGT) gören doktorlar bize “Karaciğeriniz yağlı, bu konuda daha ileri araştırmalar yapılması, bazı önlemler alınması gerekiyor” deyince şaşırıp kalıyoruz.

TEHLİKESİ VAR MI?

Yağlanma genelde önemli bir sağlık sorununa yol açmasa da bazen yağlanmaya bağlı iltihaplanma (steatohepatit) gelişebiliyor.
Karaciğerde biriken yağ zamanla önce “kronik karaciğer iltihabına”, sonra “karaciğer sirozuna”, hatta “karaciğer tümörüne (hepatoma)” kadar gidebilen bir yolculuğun başlangıç vuruşu da olabiliyor. Bu nedenle “bana bir şey olmaz” deyip konuyu hafife almamak lazım.

BIRAKIN, ‘NEFES ALSIN’

Karaciğer vücudun en büyük ve en güçlü organlarından biri.
Özellikle metabolizma süreçlerinde tecrübeli bir orkestra şefi gibi çalışıp yiyeceklerle bedenimize giren protein, yağ ve karbonhidratları bir bir işlemden geçiriyor. Bizim için onun sağlam ve sağlıklı kalması çok önemli. Diğer taraftan karaciğer kendi kendini tamir etme bakımından çok yetenekli bir organ.
Müthiş bir “yenilenme” kabiliyeti de var. Biraz fırsat verilip dinlenmesi sağlandığı, rahatsız edebilecek toksinler (alkol, ilaçlar, farklı kimyasallar), yanlışlar (hareketsiz yaşam, kötü beslenme) ortadan kaldırıldığında bırakın yağlanmayı iltihabını bile kendi kendine tamir edebiliyor.

PEKİ, NE YAPMALI?

Bu nedenle yağlı karaciğeri olanların da ilk yapmaları gereken şey yanlışlarından vazgeçmeleri olmalı.
Mesela beslenme yeniden gözden geçirilmeli. Fazla miktarda yağ (özellikle kızartmalar), şeker tüketimi (özellikle fruktozdan zengin yiyecekler) kontrol altına alınmalı. Kullanılan ilaçlardan karaciğeri rahatsız edenler varsa değiştirilmeli.

ENGİNAR KÜRÜ ÖNEMLİ

Beslenme modeline daha fazla sebze eklenmeli.
İsterseniz bir “fenomen” haline gelen “enginar kürlerinden” de faydalanabilir, hemen her yemeğinizi zeytinyağlı enginarla tamamlayabilirsiniz ama esas hedefiniz düşük kalorili bir beslenme planı uygulayıp şekerden, undan/nişastadan vazgeçmek olmalı. Fazla kiloları vermek de karaciğerin içindeki yağın boşalmasına yol açar ama burada da küçük bir ayrıntı var. Hızlı kilo vermek karaciğerdeki yağın azalmasına değil, tersine daha da şiddetlenmesine yol açıyor.

MEYVE NE ZAMAN NE KADAR YENMELİ?

Ülkemİzde karaciğer yağlanmasının çok yaygın olmasının bir nedeni de meyve sever bir toplum olmamız ile ilgili. Meyveleri yanlış zamanda ve fazla miktarda tükettiğimizi düşünüyorum. Sahip oldukları antioksidan güç, vitamin, mineral, posa muhtevası onları sadece lezzet açısından değil, beslenme bakımından meyveleri vazgeçilmez yapar ama “ifrat-tefrit” kuralına özen gösterip “makul” çizgide kalmak ve doğru zamanda ve miktarda meyve yemek mühimdir. Temel kural şu olmalı:

‘KABUKLU’ İYİDİR

“Kabuğuyla yenilebilen meyveler soyulmuş meyvelerden daha faydalıdır. Meyveyi doğal haliyle tüketmek meyve salatası yemekten, meyve salatası yemek meyve püresinden, meyve püresi tüketmek meyve suyu içmekten, doğal taze sıkılmış meyve suyu içmek ise meyve suyu konsantreleri ve meşrubatlardan daha doğrudur!”

GECE UZAK DURUN


Diğer bir nokta da şudur: Meyveleri yemeğin hemen üstüne yemek doğru değildir. Doğrusu meyveyi sabah saatlerinde, kahvaltıda, ara öğünlerde ya da yemeklerden bir saat önce veya iki saat sonraki zaman dilimlerinde yemektir. Özellikle akşamları yemeğin üstüne yenen meyveler hem açlık hissini yeniden uyandırabilir, hem de karaciğerinizin yağlanmasını, yani meyvedeki şekerin –fruktozun- karaciğerde yağ şeklinde depolanmasını, hatta kanınızdaki ürik asidin fazlalaşmasını kolaylaştırabilir.

‘ŞEKER’E KADAR GİDER

Birçok çalışmada gösterildi ki, fazla miktarda fruktoz kazanımı –ister fruktoz şurubundan ister meyve suları ya da meyvelerden gelsin- karaciğerde yağ üretiminin artmasına (trigliserid ve VLDL), kan yağ dengesinin bozulmasına, insülin direncinin tetiklenmesine, kısacası obeziteden hipertansiyona, hatta şeker hastalığına kadar gidebilen değişikliklerin oluşmasına zemin hazırlıyor. Akşam meyvelerini azaltın, özellikle yatmadan hemen evvel ki meyve ziyafetlerinden uzak durun.

Mamografi: Kime ve ne zaman

Özellİkle yaşı kırkı geçen kadınların sağlık taramalarından geçirilmesi söz konusu olduğunda mamografi bir şekilde gündeme gelir.
Nedeni son derece önemli: Meme kanseri, kadınların en sık karşılaştıkları kanser türü. Şunu hemen belirtelim ki, görüntüleme ve diğer tanı yöntemleri içinde meme kanserini en erken saptayabilen yöntem mamografidir. Tabiî ki hanımların elleriyle yapacakları kontroller, onları muayene eden doktorun değerlendirmeleri de işe yarar ama ister tarama amacıyla, ister mevcut bir sorunun değerlendirilmesi hedeflenerek bir karar verileceğinde, mamografiden faydalanmak gerekir.

‘ALTIN STANDART’


Ayrıca standart mamografi yöntemleri son yıllarda geliştirilen yeni teknolojilerle –mesela dijital mamografi ve tomosentezli dijital mamografi- daha etkili, hassas, güvenli ve daha az zararlı hale getirildi. Bu nedenle kırk yaş üstü kadınlarda düzenli sağlık taramaları söz konusu olduğunda mamografiden faydalanmak en doğru yaklaşımdır.
Önemli olan incelenen kadının yaşı, genetik mirası, sağlık hikâyesi ve diğer riskleri göz önüne alınarak mamografi sıklığının ve seçilecek mamografi yönteminin doğru belirlenmesidir. Gereğinden sık yapılmaz, doğru ellerde, standardasyonu güvenli cihazlarla uygulanır ve değerlendirmeleri bu konuda uzmanlaşmış radyoloji uzmanları tarafından yapılırsa, mamografi bugün için de kırk yaş sonrası kadınlarda meme sağlığını değerlendirmede “altın standart” olmaya devam ediyor.

Yağlanmanın tedavisi var mı


KARACİĞER yağlanmasında en etkili tedavinin “beslenmeyi düzeltip fazla kilolardan kurtulmak, karaciğere zarar verebilecek kimyasallar, özellikle alkolden uzak durmak, ayrıca hareketli bir hayat tarzını ısrarla uygulamak” olduğunu unutmamanız lazım.

AMAN BUNLARA DİKKAT

Tedavide kullanılan reçeteli ilaçlar var ama etkileri oldukça sınırlı. Mesela “ayı safrası reçinesi” ve insülin direnci olanlarda “metformin” kullanılabiliyor. Bitkisel desteklerden de yararlanmanız mümkün.
Özellikle kaliteli “silimarin” preparatlarının işe yarayabileceği belirtiliyor. Ben de aynı kanaatteyim. Güvenli silimarin özleri ile iyi sonuçlar alınabiliyor. Ne var ki “bitkisel ilaçlar faydalıdır” diye düşünülerek, hele hele “bitkiseldir, doğaldır, zararsızdır” şeklinde bir mantık yürüterek önünüze gelen her ota çöpe sarılmayın! Özellikle bu işin ticaretini yapan lavanta suları, limon kürleri vs. ile karaciğer şifacılığına soyunan üçkâğıtçıların önerilerinden uzak durun.
Daha da önemlisi bu tür kontrolsüz tedavilerin sağlam bir karaciğerin bile canına okuyabileceğini aklınızdan çıkarmayın.

PSA’ya ne kadar güvenebiliriz

Yaşı elliyi geçen erkeklerin ortak bir korkuları var: Prostat kanseri.
Haksız da sayılmazlar. Yaşı ilerledikçe her erkeğin prostat kanserine yakalanma riski artıyor. Zaten böyle olduğu için de kırk yaş üzeri erkeklerin sağlık taramalarında parmakla prostat muayenesi yapmak ve ek olarak kanda PSA (prostat spesifik antijen) seviyelerini araştırmak vazgeçilmez bir tarama metodu oldu. Peki, kimdir, nedir bu PSA?

SIK İDRARA ÇIKMA

Güvenilir bir tarama testi midir? PSA prostatın epitel hücreleri tarafından üretilen bir enzim. Normalde kana –seruma- çok az miktar karışır. Bu nedenle kandaki seviyesi oldukça azdır. Genel kabul olarak da 4 ng/ml.nin altındadır.
Eğer prostatta bir problem ortaya çıkar, örneğin prostat bezi iltihaplanır (prostatit) ya da bir prostat tümörü söz konusu olursa bezin normal yapısı bozulacağı için kana karışan PSA miktarı da artar. Zaten böyle olduğu için de doktorlar –tabii ki öncelikle ürologlar- “sık idrara çıkma, idrarda kanama, idrar yapmada zorlanma vb.” rahatsızlıklardan yakınan hastalarını incelerken PSA testine de müracaat ederler.

NE ZAMAN YÜKSELİR

Öncelikle şu noktayı bilelim: Kanda PSA nın yükselmesi mutlaka bir prostat kanseri sorununun olabileceği anlamına gelmez.
PSA’sı bir hayli yüksek olmasına rağmen bırakın prostat kanserini, prostatında iltihap bile olmayan, yani tamamen sağlıklı prostatı olan biri de olabilirsiniz. Bir gün önceki cinsel ilişkiniz, atla ya da bisikletle gezmeniz bile PSA’yı yükseltmiş olabilir. Diğer taraftan prostat kanseriniz olmasına rağmen PSA düzeyiniz normal de kalabilir.


SEN KONTROLÜ ÜROLOG YAPSIN

Kısacası sadece PSA’ya güvenilerek “kanser var” veya “kanser yok” şeklinde bir mantık yürütülemez.
Zaten böyle olduğu için de PSA testi bir erkekte prostat kanseri olup olmadığını tespit etmek için değil, tarama amacıyla yapılan bir testtir. PSA’nın yüksekliği söz konusuysa problemin bir prostat kanserinden mi, prostat iltihabından mı ya da başka bir nedenle mi ortaya çıktığı konusunda daha ileri araştırmalar yapılır. Doğru olanı sadece PSA testine güvenmeyip parmakla yapılan muayenelerden de geçmek, yani işi PSA’nın sonucuna değil, bir üroloji uzmanına emanet etmektir.
Son yıllarda PSA değerlerinin 4’ü değil, 2.5 rakamını geçmesi bile hoş karşılanmıyor. Diğer taraftan normal sınırlar içinde olsa da PSA seviyelerindeki artışlar hızlıysa –örneğin bir önceki değerlendirmenin önceki yıla göre %60’dan fazla yükselme olursa- bu da dikkati çekici ve önemli bir değişim olarak yorumlanıyor. Özetle PSA konusunda en doğru kararı üroloji uzmanlarının verebileceğini unutmayalım.

X