"Osman Müftüoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Osman Müftüoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Osman Müftüoğlu

Kalsiyum takviyesi için mühim tavsiye

Sağlığımıza ilişkin doğru bilgiler, yerini bazen asılsız dedikodulara bırakabiliyor. Bugünlerde “kalsiyum destekleri” ile ilgili böyle bir durum var. Biliyorsunuz, kalsiyum desteklerinden faydalanma konusu en çok kadınları, özellikle de menopoz dönemindeki hanımları ilgilendiriyor.

Hızla yayılan bir dedikoduya bakılırsa “kalsiyum hapları külliyen zararlı, bu haplara el bile sürmemek lazım. Zira kalp krizine davetiye çıkarabiliyorlar.” Peki bu gerçekten doğru bir bilgi mi yoksa sadece bir dedikodu mu? Kalsiyum hapları kalp için gerçekten zararlı mı? Buyurun...

1- Beslenmenizde yeteri kadar kalsiyum kazanıyorsanız kalsiyum desteği almanız gerekmez. Günde iki su bardağı kadar yoğurt, bir-iki bardak ayran, avuç içinizin yarısı kadar peynir yiyorsanız “kemiklerinizi korumak” için kalsiyum hapı yutmayınız.
2- Yeteri kadar kalsiyum almıyorsanız günlük ihtiyacınızın toplamda ortalama 800 mg civarında olduğunu düşünerek eksiğinizi “kaliteli/güvenli” kalsiyum desteği ile tamamlayabilirsiniz. Bu da 400-600 mg’ı geçmemek üzere kalsiyum sitrat veya kalsiyum glisinat desteği almanız anlamına gelir. Dozu ikiye bölüp sabah ve akşam alın. Tek dozda alacaksanız akşamı tercih edin.
3- Günde 1000 mg ve üzerinde kalsiyum desteği almak çok ciddi bir karardır, sadece çok özel hallerde gerekir. Dolayısıyla işin uzmanı bir hekim önermişse kullanılabilir. Bu durumlarda bile ben bir “İKİNCİ GÖRÜŞ ALIN!” derim.
4- İşinizi garantiye almak istiyorsanız kalsiyum haplarıyla yetinmeyip D vitamini eksikliğinden korunmaya ve destek olarak K2 vitamini (menakion) de almaya çalışın.
Zira bu ikilinin eksikliği halinde yuttuğunuz haplardaki kalsiyum kalp damarlarınızda birikebilir ve plak oluşturup kalp krizine davetiye çıkarabilir.
Dedikodunun nedeni ve içindeki gerçeklik payı da işte bu nokta. Biz kalsiyum desteği verdiğimiz hastalarımıza D3 ve K2 (menakion) takviyesi de tavsiye ediyoruz.
5- Unutmayın ki, kalsiyum bağırsaklardan emilebilmek ve bedendeki işini görebilmek (kemiğe yerleşebilmek) için D vitaminine ihtiyaç duyar. D vitamini seviyenizi iyi izleyin, eksikse tamamlayın.
6- Osteoporozu veya osteopenisi bulunmayan genç veya orta yaşlı birinin ille de kalsiyum desteği alması gerekmez. Her gün bir su bardağı doğal yoğurt ve 50 gr kadar peynir yiyorsanız, hele bir de sebze ağırlıklı (özellikle lahana grubu) besleniyorsanız ihtiyacınızı karşıladığınızdan emin olabilirsiniz.
7- Kalsiyum takviyelerini de onun bunun tavsiyesiyle değil, konuyu bilen bir hekimin önerisi çerçevesinde kullanın. Böyle bir olanağınız yoksa en azından eczacınızdan yardım almaya çalışın.
8- “Kalsiyumu nereden kazanacağım?” sorusu aklınıza hemen ve sadece “süt, ayran, yoğurt, peynir, kefir” beşlisini getirmesin. Süt ürünlerine karşı alerjiniz varsa, bunlar örneğin gaz yapıyorsa ya da vegansanız bitkisel kalsiyum kaynaklarına da yönelebilirsiniz.
Özellikle lahana ve bu grupta yer alan karnabahar gibi besinlerle kalın yapraklı yeşil sebzelerin çoğunda da bol bol kalsiyum var.
Benim tavsiyem burada da değişmiyor: Hayvansal ve bitkisel kalsiyum kaynaklarını dengeli ve birlikte tüketin.
9- Bir kez daha hatırlatayım, piyasada satılan kalsiyum haplarının içindeki tuzlar birbirinde farklı ve bunların biyolojik yararlanımı eşdeğer değil. Bana göre en etkilileri sitrat ve glisinat tuzları, yani içinde “kalsiyum sitrat” ve “kalsiyum glisinat” ihtiva edenler. Etiketleri lütfen dikkatli okuyun, satın aldığınız ürünlerin içerikleri ve güvenilirlikleri hakkında bilgi edinin.
10- Bazı kalsiyum destekleri fayda vermek bir yana zararlı da olabiliyor. Özellikle kemik kaynaklı kalsiyumlar (bon meal) ile deniz ürünlerinden elde edilen kalsiyumlarda (oyster shell) ağır metal zehirlenmesi tehlikesi var. Lütfen uyanık olun.

Kalsiyum takviyesi için mühim tavsiye

YAŞAM REÇETELERİ

ÖNEMLİ
Zihin gücü neden önemli?

Eğitimi ve inancı ne düzeyde olursa olsun herkesin beden ve ruhunda “gizlenmiş” bir “kendiliğinden iyileşme gücü” var. Bu gücün zihinsel yanı ise çok ama çok mühim. Mühim, zira zihin beden üzerinde inanılmaz etkili. Düşündüğünüzden çok daha önemli, çok daha köklü değişimleri tetikleyebilen bir güç.
Zihin gücüyle bazı hastalıklardan kurtulabilmek de, durduk yere hastalıklara davetiye çıkarmak da mümkün. Bu bilimsel araştırmalarla da kanıtlandı.
Daha önce de yazdım, hatırlatayım: Harvardlı Dr. Benson olumlu düşünmenin ve meditasyon çalışmalarının fiziksel, kimyasal çok farklı etkilerini çeşitli çalışmalarıyla gösterdi.
Kanıtlandı ki, düzenli meditasyon yapanlar ya da iç dünyasına dönme çalışması içine girenler (dua edenler) yükselmiş tansiyonlarını ve hızlanmış nabızlarını düşürebiliyorlar.
Aynı çalışmalarla stresin azaltılabildiği, bağışıklık sisteminin gücünün ikiye, üçe katlanabildiği de anlaşıldı. Zihin gücünü doğru kullanan, endişeden, korkudan uzaklaşıp geleceğe daha olumlu yaklaşan, olumlu düşünüp olumlu yaşayan hastalar da daha çabuk iyileşiyor. Aynı şekilde bu uygulamaların ameliyat sonrası iyileşmeleri hızlandırdığı, hastanede kalma süresini kısalttığı da net ve açık şekilde ispat edildi.
Zihin gücünden faydalanmak belleğe de müthiş destek sağlıyor. Yine zihin gücünden faydalananlarda kalbe ilişkin sorunlar daha seyrek görülüyor, migren krizleri sıklığını ve şiddetini azaltıp neredeyse yok olma seviyesine inebiliyor.
Bunun için yapmanız gerekense son derece basit: Sessiz ve sakin bir yerde bir inanca, güzel bir düşünceye –ya da objeye- odaklanmanız ve mümkün olduğunca uzun bir zaman diliminde bulunduğunuz çevreden uzaklaşmanız yeterli.
Unutmayın; zihinsel odaklanma heyecan verici ama sakinleştirici, zor fakat kolay ama her halükarda mükemmele ve iyileşmeye giden güzel bir yolculuktur.
Hepimiz zaman zaman bunalımlı dönemlerden, öfkeli, endişeli, korkulu zamanlardan geçeriz ama bilmeliyiz ki her gecenin bir sabahı, her karanlığın bir aydınlığı ve her sorunun –bir şekilde- bir çözümü vardır.
Bunlara ulaşmanın öncelikli yoluysa kendinizi zihne emanet edip ona odaklanmaktır. Emin olunuz ki sadece bu yolla bile çağın en önemli ruhsal sorunları stresten ve depresyondan uzak kalma ihtimaliniz var! Benden söylemesi...


UNUTMAYIN
HDL’yi yükseltmenin etkili yolları

HDL kolesterol damarlarınızın çöpçüsü gibi çalışır. Kötü kolesterol atıklarını temizleyen, damarlarınızı koruyup kollayan, pıhtılarla daralıp tıkanmalarına direnen gücün önemli bir parçasıdır.
Sadece bu neden bile onu tavsiye edilen rakamın, 50 mg/dl’nin üzerinde tutma çabasını haklı kılar. HDL azaldıkça, özellikle 45’li rakamların, hele hele 40’ların, 30’ların altına indikçe “kalp damar hastalığı riskiniz” artıyor.
İşte bu nedenle HDL kolesterolü izlemek çok ama çok önemli bir konu. Bazı insanlarda hatalar ya da genetik miras nedeniyle HDL kolesterol çok düşük. Artırmanın yolu ise oturmayı bir yana bırakıp yürümekten ve direnç egzersizleriyle tanışmaktan geçiyor.
Araştırmalara göre de iyi kolesterolü artıran en önemli faktör egzersiz. Özellikle aerobik egzersizlerin direnç egzersizleriyle birleştirilebildiği durumlarda HDL kolesterol yavaş yavaş yükseliyor.
HDL kolesterolü düşük olanlara iki önemli tavsiyem daha var:
Bir; omega-3’ten zengin beslenin veya omega-3 desteklerinden faydalanın.
İki; sigaradan uzaklaşın.

KESİP SAKLAYIN
İYİ YAŞAMAK İÇİN 5 ÖNERİ
Og Mandino, “İyi yaşamanın kuralları” kitabında bakın bize neler tavsiye etmiş.
1- Her sabahı gülümseyerek karşılayın.
2- Her sıkıntıda iyilik tohumları arayın.
3- Hiç kimsenin yaşamınıza kasvet örtüsü yaymasına, gözyaşı yağdırmasına, yenilgi saçmasına izin vermeyin.
4- Gerçek mutluluk kendi içinizdedir. Huzuru ve sevinci dışarıda arayarak zamanınızı ve çabanızı boşuna harcamayın.
5- Küçük şeyleri ihmal etmeyin. Ek bir çabadan, ilave birkaç dakikadan, yumuşak sevgi ve teşekkür sözcüklerinden, elinizden gelenin en iyisini yapmaktan çekinmeyin.

X