"Osman Müftüoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Osman Müftüoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Osman Müftüoğlu

Başınız mı ağrıyor

Baş ağrısı yaygın bir sorun. “Sağlıklıyım” diyen her altı kişiden birinde baş ağrısı sorunu var ama çoğu bunu ciddiye almıyor. Uzmanlara bakılırsa yine sağlıklı olduğunu düşünen her üç kişiden biri hayatının bir döneminde bir şekilde baş ağrısıyla tanışıyor.

Başımızı ağrıtan dertlerin sayısı oldukça fazla. İşi ters gidenin, canı bir şeye sıkılanın, üzülenin, yakınını, sevdiğini kaybedenin başı ağrıyabiliyor ama tansiyon yüksekliği, beyin baloncukları, tümörleri, baş boyun iltihapları gibi önemli sağlık sorunları da baş ağrıtabiliyor.
Uykusuz kalınca veya tam tersi çok uyuyunca, açlık süresi uzayınca, kapalı bir yerde uzun süre oturunca da baş ağrısı yaşanıyor. Kısacası baş ağrısının bin bir çeşit sebebi olabilir.

MİGRENİM Mİ VAR?


Bin bir sebebi olsa da “migren” baş ağrılarının her daim en popüler olanı ve en çok bilineni.
Hele bir de baş ağrısı yarımsa, başın yarısını tutuyorsa, ağrıya bulantı, ışık ve sesten rahatsız olma, göz sulanması ve kızarıklığı gibi işaretler de eşlik ediyorsa teşhis hemen hazırdır: Sende migren var! Uzmanlar burada iki noktaya özellikle dikkati çekiyor.
Bir: Migren yukarıda saydığımız belirtilerden çok farklı şekilde de ortaya çıkabiliyor, hatta baş ağrısız migren bile var.
İki: Migren baş ağrılarının en popüler olanı ama en sık görüleni değil, en sık görülen baş ağrısı tipi “gerilim baş ağrıları” oluyor.
Anlaşılan o ki başımızı hastalıklarımızdan çok sorunlarımız, dertlerimiz, streslerimiz ağrıtıyor.

NASIL BESLENİYORSUNUZ?

Belki şaşıracaksınız ama beslenme ile baş ağrısı arasında ciddi bir ilişki var.
Yani sadece “düşündüklerimiz” değil, “yediklerimiz, içtiklerimiz” de baş ağrısı nedeni olabiliyor. Migreniniz varsa, ne yiyip içtiğinize daha fazla dikkat etmeniz lazım.
Migrene eğilimi olanlarda işlenmiş etler, peynirler, bazı soslar, kakao içeren besinler baş ağrısı ataklarını tetikleyebiliyor. Kafein zengini içeceklerin ve alkolün de (özellikle şarap) birer migren tetikçisi olabileceği hatırlatalım.
Önemli bir ayrıntı da şu: Eğer bazı besinlere karşı duyarlılığınız/intoleransınız varsa yani o besinleri yiyip içtiğinizde vücudunuzda uyumsuzluk işaretleri, alerjik değil ama bağışıklığı ilgilendiren bazı tepkiler gelişebiliyorsa bunlar da baş ağrısı yapabiliyor.
Burada yapmanız gereken en basit şey, en ucuz strateji “size neyin dokunduğunu, başınızı hangi yiyeceklerin ağrıttığını” anlamaya çalışmak.
Bunu başaramazsanız gıda intoleransı testlerinden yardım alabilirsiniz.
Bu testlerin hangileri daha güvenli, hangileri değil, iyi bir araştırma yapmanız, hatta bu konuda uzmanlaşmış doktorlarla konuşmanız faydalı olur.
Unutmamanız gereken bir nokta da şu: Asidik besinlerin baş ağrısını tetikleme ihtimali biraz daha fazla gibi görünüyor.
Bu nedenle migrenden ya da benzeri kronik baş ağrısından yakınanların salam, sosis, pastırma, sucuk ve diğer hayvansal proteinlerden zengin besinlerden uzak durmaları gerekiyor.
Tabiî ki her başı ağrıyanın problemin sebebini yiyecek içeceklerde araması doğru değil. Yorgunluğun, kronik stresin, depresyonun, uyku sorunlarının, uyku apnesinin, burun tıkanıklığının, alerjik rinitin, tansiyon yüksekliğinin ve kan şekeri düşmelerinin de baş ağrısına yol açabileceğini hatırlatalım.

Probiyotiklerin yeni marifetleri

Probiyotik bakteriler, bağırsaklarımızda yaşayan ve sayıları yüz trilyonu bulan faydalı mikroplardır. Uzmanlar her insanın bedeninde hücre sayısının en az 10 katı kadar probiyotik bakteri bulunduğunu ve bunların beş yüze yakın çeşidinin olduğunu söylüyor. Probiyotik bakteriler sağlıklı bir yaşam sürdürmede önemli mi önemli.
Bağırsak iç dengesini korumak, ishale de, kabızlığa da engel olmak, bazı vitaminleri üretmek (B12 vitamini), gıdaların içindeki toksik ya da alerjik olan, vücut için yabancı ve zararlı unsurları ayıklayıp temizlemek, vücudun bağışıklık sistemini takviye etmek, tümörlere karşı savunmayı desteklemek gibi pek çok görev onların sırtında.
Sizi probiyotikler konusunda önümüzdeki dönemlerde çok daha sık bilgilendireceğim ama şimdilik şunları söyleyeyim: Uzmanlar ağız hijyenini koruyan probiyotiklerle kabızlığı önleyen probiyotikleri, seyahat ishalini tedavi eden probiyotiklerle gaz ve şişkinlikle mücadele eden probiyotikleri, kalp-damar hastalıklarını azaltan probiyotiklerle kanser savunmasını güçlendiren probiyotikleri, hatta kolesterol dengesini, şeker dengesini takviyede daha çok işe yarayan probiyotik bakteri türlerini birbirlerinden ayırmaya başladılar.
Yakın bir gelecekte bu sorunların her biri için farklı bir probiyotik türü sağlığınıza destek olmak üzere eczane raflarında yer alırsa şaşırmayın!

Bilim gerçeği arar

Hayat tarzımızın nasıl olacağına karar verirken bazı dayanaklar ararız. Sağlıkta nelerin doğru ya da yanlış olduğuna dair oluşturduğumuz standartlarda bilim insanlarının, özellikle de tıp mensuplarının tavsiyelerine göre hareket etmeyi tercih ederiz. Karar verirken bilimsel verilere yaslanmak genelde daha güvenli bir yoldur. Ama “genelde”. Yani “her zaman” değil. Nedeni şu...
Bilim insanları gerçekleri arama gayretlerini sürdürürken elde ettikleri bulguları bizimle paylaşır. Bu bulgular “her zaman geçerli” ve “hiçbir zaman değişmez” hükümler olarak kabul edilmez. Onlar araştırmalarını gerçeği buluncaya kadar sürdürürler. Bulunca da araştırmalar durur. Zaten bu nedenle “bilimsel gerçek” diye bir şey olmaz, olmamalı. Gerçek olanı bilimin araştırması zaten gerekmez.
Önemli bir ayrıntı da şudur: Kanıta dayalı olsalar da araştırma sonuçları (bulgular) değişebilir. Dün doğru zannettiğimiz bilgilerin yarın yanlış olduklarının ortaya çıkması ihtimali hep vardır. Bu nedenle yeni bilgileri açıklarken eski bilgileri üretenleri eleştirebiliriz ama eleştirirken insaflı davranmak da gerekir.
Bizden öncekilerin ürettiklerini “eksik, hatalı, yanlış” değil de peşin hükümle “bilerek yapılmış insafsızlıklar” gibi damgalamak yoluna gidersek, “daha iyi yaşama kavuşmak için hayat tarzını belirlemede bilime güvenenler” bilimi bırakıp falcıların, üfürükçülerin, otçuların tavsiyelerine bel bağlamaya başlar.
Zaten bu yönde bir gelişme olduğu için üçkâğıtçılara bel bağlayanların sayısı artıyor. Toplum, sağlıklı olmak için geleneksel kültürü ve haz duygusunu tümüyle görmezden gelen tıp teröründen bunalmış durumda.
Bilim, gerçeği aramaya devam etmeli ama bunu yaparken “sıkıyönetim diyetleri”nden ve “tıbbi terörizm”den uzak durmalı.

X