"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

O klişenin ardına sığınmaya gerek var mı

Nilgün Bodur’un çok satan kitabında yer alan incilerden bazıları ara sıra sosyal medyada önüme düşüyordu. Bir tanesi şöyleydi mesela: “Martılara seni anlattım, ‘Bırak Allah aşkına o denyoyu simit var mı simit’ dediler.”


Hatta YouTube’da kitabındaki yazıları seslendirdiği videolarına da denk geldim Bodur’un.
Bir dönemin şahane TRT spikeri Ayşe Egesoy’u andıran bir diksiyonla tane tane şuna benzer şeyler söylüyordu:
“En büyük intikam affetmekmiş derler. Neyini affedicem? Yerdeyken elimden yemek yiyip de uçunca kafama pisleyeni mi affedicem?”
Bu tarz şeyler yani.
Sonradan öğrendim: Nilgün Bodur kendi hayatında yaşadığı ilişkilerden yola çıkarak oluşturmuş bu “hayat dersleri”ni...
Neyse ne. Artık sosyal medyada o kadar çok buna benzer bol atarlı giderli yahut süslü cümlelerle bezeli aforizmalar/yazılar paylaşılıyor ki, hiçbiri benim ilgimi çekmiyor. Sıkıcı/sıradan buluyorum.
Ama büyük bir kitlenin de ilgisini çekiyor.
Nilgün Bodur da bu açığı görmüş, kitap yazmış, çok satmış; gayet güzel.
Bize ne kime ne...
Ama dün Ayşe Arman’a verdiği röportajda kendisini beğenmeyenlere dair kurduğu şu klişe savunma cümleleri hiç mi hiç olmamış:
◊ “Sanki ağır makineli tüfek pazarlıyorum, uyuşturucu ticareti yapıyorum ya da yetim hakkı yiyorum...”
◊ “Halkımız ünlü yapıp sonra eleştirebileceği kişileri gözüne kestiriyor. Ağır geldi sanırım bir kadının soyunmadan ünlü olması!”
YAKIŞMAMIŞ
Büyük bir kitle kitabını sevmiş, okumuş, bağrına basmış zaten.
Yazdıklarını sevmeyip vasat bulanları bu kadar önemsemiyor gözüküp sonra da sahalara yeni çıkmış assolist edasıyla bunca yanıt döşenmek neden ki?
Ayrıca “yetim hakkı mı yedim” gibi fena tribün bir klişenin ardına sığınmayı Avusturya Lisesi mezunu bir pazarlama uzmanına hiç yakıştıramadım.

Tuhaf şeyler

◊ CEKET Serdar Ortaç’a 17 kiloluk taşı tuşlu bir ceket giydirmişler Harbiye konserinde. Haliyle adamcağız ilk şarkıdan sonra çıkarmak zorunda kalmış ceketi.
Taşıyamamış. Neden işkence edilmiş ki Ortaç’a? Sahnede parlamanın başka yolları yok mu?
◊ MARTI Bitmeyen, bitemeyen Kabataş Martı İskelesi’yle ilgili dün Kanat Atkaya güzel yazdı: Yaptım oldu yapmadım oldu...
Hakikaten ne olacak orası öyle? Keşke şu çirkin martıyı da yapmasalar, keşke.
◊ GERÇEKLER Beşiktaş’ın kalecisi Loris Karius gelir gelmez Türkiye gerçekleriyle tanıştı! Instagram’dan direkt mesaj attığı iki sosyal medya fenomeni bu mesajları “Kızlarrr Karius bana yürüyor, duymayan kalmasın” tadında, ederi en az 1000 like’lık bir instoş gururuyla ifşa etti.
Herhalde Karius neye uğradığını şaşırmıştır.

Yerli vampirlerin galası

Salı gecesi şehrin tek kayda değer etkinliği yerli vampir dizisi Yaşamayanlar’ın galasıydı.
Mekan olarak Hasköy İplik Fabrikası seçilmiş.
Orası son yıllarda markaların organizasyonlarına ev sahipliği yapıyor.
Git git bitmeyen, bol oyuncaklı, koca bir mekan...
Mekanın girişine sis basmışlar. Orada buraya da neon ışıklar asmışlar.
Ortamı daha gizemli ve ürkütücü hale getirmek için...
Başarılıydı ama içerisi hamam gibiydi.
Özellikle dizinin gösterimi sırasında maalesef nemden duramadım.
İlk 20 dakikasını izleyebildiğim, geri kalanını Blu TV’ye sakladığım diziden aklımda kalan üç şey var:
1. Kerem Bürsin’in küstah vampir mimikleri (başarılıydı).
2. Yine Bürsin’in abartılı V yakalı deri paltosu (bu biraz demode olmuş).
3. Yerli hip hop gruplarının dizideki ağırlığı (enteresandı).

X