"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

İlk Türk Netflix dizisi Muhafız nasıldı

Önceki gece Sakıp Sabancı Müzesi’nde başka türlü bir heyecan vardı.

Çünkü uzun süredir beklenen ve 14 Aralık’ta yayına girecek ilk Türk orijinal Netflix dizisi “Hakan: Muhafız” özel bir gösterimle nihayet gün yüzüne çıktı.
Davete gelen hemen herkesin torpilli duygularla dizinin ilk bölümünü izlediğini söylemem gerek.
Nitekim diziye dair duygularını sorduğum oyuncu, yönetmen, senarist kim varsa ilk önce şu cümleyi kurdu:
“Ne olursa olsun desteklenmesi gereken bir iş. Çünkü bize başka bir kapı açıyor.”
Peki ama dizi nasıldı? Söyleyeyim:
◊ İlk beş dakikası İstanbul tanıtım filmi gibiydi. Öyle ki eski ve yeni İstanbul’u havadan karadan tüm detaylarıyla (çay, simit, kedi, gökdelen, Kapalıçarşı) gördük.
Bizim için gurur okşayıcı ama alışık olduğumuz görüntüler.. Ama Netflix’in başka ülkelerdeki abonelerine ilginç geleceği muhakkak.
◊ Hikayenin gelişimi gayet hızlıydı, merak uyandıran bir havası da vardı. Sadece “gizem” dozu bir tık daha yükselebilirdi.
◊ Dizi ilk bölümde biraz kimlik arayışında gibi. Bazen bir başka Netflix dizisi Iron Fist’i anımsatıyor bazen de Da Vinci Şifresi’nin içine yanlışlıkla düşmüş naif bir gençlik dizisini. Sanırım diğer bölümlerde kimliği tam anlamıyla oturmuş olacak.
◊ İlerleyen bölümlerde esas parlayan yıldızın Okan Yalabık olacağını düşünüyorum. Kötü adamı cidden nefis oynamış.
◊ Bana kalırsa hikayenin asıl ilgi çekici yanı İstanbul’un altındaki tüneller olacak.
İlk bölümde buna giriş yapılmış. Sonraki bölümlerde eminim daha çok göreceğiz o sahneleri.
◊ Sonuç? Diziyi sevdim, devamını merak ettim. Evet, herkes gibi torpilli duygularla izlediğim için bir dizi kurdu olarak eksikleri de görmezden geldim.

İlk Türk Netflix dizisi Muhafız nasıldı

Çağatay Ulusoy: Güçlerim var ama Süpermen değilim

Geçtiğimiz mayıs ayında Muhafız’ın setine gitmiştim.
Anadolu Yakası’nda eski, bakımsız bir villada çekim yapıyorlardı.
İlk üç bölümle dokuzuncu ve onuncu bölümün yönetmeni Can Evrenol’un o zaman söyledikleri şöyleydi:
“Sert bir dizi değil. Duygusal bir yanı da var. Her bölüm yaprak yaprak açılıyor.
Bruce Willis’in oynadığı Unbreakable filmi gibi... Diğer Netflix işleri yanında daha küçük bütçeli bir iş. Ama bazı mekanları öyle değiştirdik ki, bence nefis görünüyor.”
Çağatay Ulusoy da halinden memnundu, özellikle dizinin 45 dakika süresi olmasından:
“45 dakika dizi çekmek nefis bir şey. Her gün tam saatinde bitiyor çekimler. Herhalde en fazla 12 saat çalışmışızdır sette.”
Canlandırdığı Hakan karakterini ise şöyle özetlemişti Çağatay:
“Evet, bazı güçlerim var ama Süpermen değilim!
İlk sezonda, Fatih Sultan Mehmet zamanından gelen koruyucu bir gücüm olduğunu anlıyorum. Sonra da bu gücü anlamaya çalışıyorum.”
Peki set ortamı nasıldı diye sorarsanız, “Aşırı mütevazı ve gizemliydi” derim.
Abartılı bir koşuşturma yoktu ama dizinin detaylarına dair herkes fazla fazla suskundu.
Çağatay’la fotoğrafımız da o günkü set ortamından...

Gösterimden sonra nereye aktılar

Sakıp Sabancı Müzesi’ndeki özel gösterim organizasyonu şıktı, ama sonrasındaki parti tek kelimeyle kötüydü. Özellikle de çalan müzik dolayısıyla.
Bu yüzden oyuncuların hepsi bir süre sonra Chicki Boom’a geçti.
Bir ara mekanda şu ekip yan yanaydı:
Özge Özpirinçci, Burak Yamantürk, Çağatay Ulusoy, Kıvanç Tatlıtuğ, Engin Öztürk, Hazal Ergüçlü, Hazal Kaya ve Duygu Sarışın.
İlerleyen dakikalarda Yılmaz Erdoğan ve Belçim Bilgin’in de gelmesiyle ekip tamamlandı.
O geceye dair ayrıntılar da yarına, “Şehirde en son ne oldu”da.
Şimdilik bu kadar...

X