"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

Hafta sonu sayıklamaları

Yağmur, fırtına, gri hava, biraz film, çok eğlence, her yerde insan, inanılmaz trafik ve bir orada bir burada fink atmanın dayanılmaz hafifliği... Hafta sonu notları yahut daha doğru adıyla: Hafta sonu sayıklamalarıma buyurun...

◊ FAVORİ CÜMLE
Taksicilerin trafikte sıkışıp kalınca kurduğu en favori cümle şu: “Abi istersen seni en yakın metro istasyonuna bırakayım, bu trafikte gideceğin yere hayatta ulaşamazsın.”
Her seferinde bu kibar teklifi “Beni düşünme, rahat ol” diyerek reddediyorum.
Hem en baştan metroya binerdim, takside ne işim var öyle değil mi?
Gel gör ki cuma gecesi Sabancı Müzesi içindeki MSA’nın restoranına gitmek için şehrin tüm semtlerini ve hatta arka mahallelerini dolaşınca, “Adamın teklifini kabul mu etseydim acaba?” diye iç ses olarak düşünmedim değil.
Çünkü trafikten kaçayım diye öyle yollara girdi ki taksi şoförü, bir saatlik bir “şehrin en ücra noktalarını tanıyalım” turu yapmış oldum.
Bienallik bir deneyimdi. Pişman değilim.
◊ GİTMEYE DEĞER
Sabancı Müzesi içindeki MSA’nın (Mutfak Sanatları Akademisi) Restoranı ise onca labirent yolu kat etmeye değecek türden yemeklerle doluydu.
Yolunuzu bir kez düşürün derim. Restoranın tek kusuru, berbat aydınlatması.
◊ SİNİR BOZUCU BİR anne!
Hafta sonunun en mühim konser hadisesi Vega’nın IF Performance Hall’de verdiği konserdi.
Herkes bu konseri konuştu.
Gitmeye çalıştı. Gidemeyen evinde Vega şarkıları çalıp ağladı (bu benim fantezimdi).
Bendeniz ise konser esnasında gayet karanlık bir filmdeydim: Darren Aronofsky’nin anne! adlı filminde.
Alegorilere, dini göndermelere boğulmuş filmin ikinci yarısı cidden sinir bozucuydu.
“Bu ne ya!” diyorsunuz çıktıktan sonra. Kendinize gelmeniz zaman alıyor.
◊ KURTARILMIŞ BÖLGE
Filmden sonra kendime geldiğim yer bomontiada oldu.
Valla uzun süredir buraya gelmiyordum.
Babylon’uyla, Kilimanjaro’suyla ve Popülist’iyle gayet hareketliydi.
Kurtarılmış bölge gibiydi.
◊ SIKI GÜVENLİK
Soho House’un bahçesine bir x-ray cihazı koyduklarını ve havalimanındaki gibi arama yaptıklarını söylemiş miydim? Bu sonradan getirilen sıkı önlemin nedeni nedir acaba?
◊ ŞAHANE MÜZİSYEN!
Bora Uzer gördüğüm en yetenekli müzisyenlerden biri. Tek başına bir ordu.
Çalıyor, söylüyor,
sesini şekilden şekile sokuyor.
Cumartesi akşamüstü Morini’nin beşinci yıl partisinde izledim Bora’yı. Performansı yine nefisti.
◊ SIKILDIM
İlk başlarda dinlemek çok keyifliydi ama artık sıkıldım: Jabbar ve Deeperise’ın Raf’ını o kadar çok çalıyor ki mekanlar.
Resmen şarkıdan soğuttular, bıktırdılar.
◊ SON VAZİYET
Beyoğlu’nda durum şu şekilde: Son gıcır granitlerin bir kısmı döşenmiş.
Kalan yerler hala asfalt güzelim caddede.
Yenilenen Yapı Kredi’nin ise dıştan görünen camlı kısmı en güzel yanı.
◊ ÇOK ZAYIFLAMIŞ
Bir mekan sahibi dedikodusu: Cem Mirap çok iyi zayıflamış.
Cantinery’de gördüm, inanamadım.
Meğer sürekli spor yapıyormuş.
◊ NEREDE GÖRÜLDÜLER
İkinci mekan sahibi dedikodusu: La Boom’un sahibi Umut Evirgen Cantinery’deydi, Must’ın işletmecisi Ercan Gümüşkaya ise Gizli Kalsın’a uğradı.
◊ YEŞİL TAVSİYE
Nişantaşı Topağacı’ndaki son favorim Yeşil No11 adlı salata bar. Gerçekten iyi salatalar hazırlıyorlar, hakkını veriyorlar.
◊ FİNAL
“Ne çok geziyorsun?” cümlesinden sıkıldığımı söylemiş miydim?

X