"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

Beni sev derken aslında “yaramı sev” diyoruz bunun adı aşk oluyor

Mabel Matiz’in 23 şarkılık “Maya”sı; tarzıyla, tavrıyla, sözüyle, nakış gibi işlenmiş melez müziğiyle üzerine uzun uzun konuşmalık, sindire sindire dinlemelik bir albüm. Mabel’le hem albümü hem de aşklarını, değişimini, şeffaflığını konuştuk, dertleştik. İşte o konuşma balonlarından geriye kalanlar...

Fonda Sade’nin “Love is Stronger Than Pride”ı...
Duvarlarında tenis raketlerinin sıralandığı kafe Runner Up’tayız.
Mabel’e albümüyle ilgili ilk söylediğim şey şu oluyor:
“Albümdeki şarkılara dikilen kıyafetler şahane, kendine yeni nesil bir Onno Tunç bulmuşsun!”
Elbette kastettiğim -biri hariç- albümdeki şarkıların düzenlemesinde ismini gördüğümüz Sabi Saltiel.
“Özge Fışkın’la çalışıyordu Sabi. Beraber çalışabilir miyiz diye birkaç demo çalışması yaptık. Sonra baktım herif kopuyor! Oradan yürüdük. Çok yetenekli ve kafası açık biri. Albümdeki o melez sound’u çok iyi verdiğini düşünüyorum”.

Beni sev derken aslında  “yaramı sev” diyoruz bunun adı aşk oluyor


KENDİMİ ÇOK DİDİKLEDİM

Mabel soluksuz anlatmaya devam ediyor:
“Kendimi çok didikledim bu albümde. Travmalarla yüz yüze geldim. Çok fazla çocukluk, aile, taşra, Mersin... Oraları iyileştirmekle zaman geçirdim. Albümün genel hissi de bu zaten: İyileşme, topraklanma, barışma”.
“Peki” diyorum, “Küs müydün? Neden geçmişle barışma ihtiyacı hissettin?”
“Aslında olumsuz bir durum yoktu. Ama kazmanın da sonu yok. Kazıyorsun kazıyorsun ve her seferinde başka bir şey çıkıyor! Derin bir yolculuk oldu. Bir de albümü yaparken konser verdiğim Anadolu şehirlerini, kendi doğup büyüdüğüm yeri, son on yılda bu coğrafyada olup bitenleri... Tüm bunları kendi yorumumla sunmak istedim. Ama iyimser bir yerden. Şifasıyla. Çünkü buna ihtiyacımız var. Kendimden biliyorum”.

BENİ SEV DERKEN  YARAMI SEV DİYORUZ

Mersin’deki o çocuktan şu anki Mabel’e...
“Aşk konusunda yaşın hâlâ çocuk mu?” diye soruyorum, “Yoksa aşka bakış açın değişti mi?”
Yanıtı net Mabel’in: “Kendi yaralarımıza karşıdaki kişi aracılığıyla çözüm bulmaya çalışıyoruz. Bunun adı da aşk oluyor. Aslında beni sev derken yaramı sev diyoruz. Çok uzun yıllar ben de bu şekilde yaşadım aşkı. Son iki yıldır ise beni mutlu edecek şeyin daha çok sevgi tanımıyla ilgili olduğunu fark ettim. Benim o sevgiyi önce kendime vermem gerektiğini anladım. Sonra da dünyaya...”
Maya albümünü yaparken de aşıkmış Mabel.
“Ama” diyor, “Hastalıklı diye nitelediğim bir aşk duygusuydu ve albümün genel dilinin şekillenmesinde çok etkili oldu”.

İLHAMI DİVAN EDEBİYATI

Mabel’in şarkı sözlerinde genel olarak dikkatimi çeken bir şey var.
“Diken, gül, bülbül, kördüğüm ve çözmek” kelimelerini sıklıkla kullanması.
Bilinçli mi yoksa tesadüf mü diye merak ediyorum.
“Sık kullandığımın farkındayım ama özellikle yapmıyorum. Gül ve bülbül divan edebiyatından aşık ve maşuk’u simgeleyen şeyler. Galiba ilhamımı biraz oradan alıyorum. Divan edebiyatı bir derya. Ama liseden sonra takip etmeyi bıraktım tabii”.

Şok oldum, çünkü terk edildim!

Kafamı karıştıran “sarışın” meseleyi de soruyorum Mabel’e.
Bir önceki albümde “Sarışın” şarkısı vardı, şimdi de “Sarışın Değil”.
“Hayrola?” diyorum Mabel’e, “Bir tür devam filmi mi bu?”
Gülüyor Mabel ve bu sarışın mevzuyu açıklıyor:
“Gök Nerede albümünü yapıyorduk. Tam ‘Sarışın’ı kaydederken sevgilimle ayrıldık.
Şok oldum! Çünkü terk edildim (gülüyor). Bunu bana albüme girdiğim gün yaptı.
Düşün, aşağıda kayıt oluyor, ben yukarıda resmen bileklerimi kesiyorum. İşte o ayrılık sürecinde Sarışın Değil şarkısı ortaya çıktı”.

Berlin’in meşhur kulübünde ortaya çıkan şarkı

Albümün bence en nanik yapan şarkısı “Canki”. CD formatında yer almıyor. Sadece dijital platformdan albümü satın alırsanız karşınıza çıkıyor “Canki”. Sözleri Türkçe pop okyanusu için hayli sürprizli, erotik: “Dün gece bir cankiyle yattım çok sertti”.
Şarkıyı dinledikten sonra aklıma direkt Berlin kulüpleri gelmişti. Oradaki bir kulübü anlatıyor gibiydi Mabel. Yanılmamışım.
Gerisi onun ağzından: “Berlin’deki konserim sonrası Berghain’a gitmiştik. Bu meşhur kulübü neşeli ve karışık buluyorum. Her telden insanın oluşu ve hepsinin özgür olması... Kimsenin kimseyi sallamaması... Aslında benim kır ılma noktalarımdan biri orada Türklerle karşılaşmam. Şu anda şu ortamda bile gelip benimle sohbet edebiliyorlarsa benim bu dünyada saklanmama, çekinmeme gerek yok. Gerçek olmak çok güzel”.

X