"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

 104 kişiyle beraber ‘karanlıkta tanışma oyunu’na katıldım!

Sevgililer Günü akşamı İstanbul’da ilk kez yapılan “Karanlıkta tanışma” ya da İngilizce ismiyle “Love Networking in Darkness” organizasyonuna katıldım. Etkinliğe giderken kafamda deli sorular vardı: Zifiri karanlıkta insanlar nasıl tanışacak? Hadi tanışıldı diyelim, sonra ne olacak? Peki ya içeride çok sıkılırsam dışarı çıkma özgürlüğüm var mı? Bu gergin sorularla gittim etkinliğe ve bir saat içinde 52 kadınla 30 ila en fazla 50 saniye arası sohbet ede ede tanıştım! Çıktığımda konuşmaktan bitkindim ama eğlenmiştim, güzel malzeme de çıkmıştı! Bir yanıyla ilginç bir sosyal deney de olan karanlıkta tanışma gecesinden notlara buyurun şimdi...

Tam vaktinde Akaretler’deki W Studios’tayım.

Görevli tarafından erkeklerin olduğu bölüme alınıyorum. Kadınlar başka bir odada.

Herkes internetten bilet alıp gelmiş, kimse kimseyi tanımıyor.

Erkekler heyecanlı ve azıcık gergin...

Az sonra gruplar halinde tanışma faslının gerçekleşeceği salona alınmaya başlıyoruz.

Görevli diyor ki, “Beyler birbirinize tutunarak ilerleyin, yoksa karanlıkta kaybolur ve oturacağınız yeri bulamazsınız!”

Koca koca adamlar çocuk gibi birbirimizin omzuna tutunarak ilerliyoruz.

Arada gülüşmeler, kıkırdamalar eşliğinde.

Karanlık koridoru atlattıktan sonra artık salondayız.

Salonda olduğumuzu nasıl anlıyorum? İçerideki seslerden dolayı.

Kadınları önden yerleştirmişler bile. Fısır fısır konuşmalar kulağıma doluşuyor.

Önümdeki kişiye tutuna tutuna ilerliyorum ve nihayet bir sandalyeye oturuyoruz.

Zifiri karanlık gerçekten alışılması zor bir durum.

Gözlerim ilk başta bir yerden sızan ışık filan arıyor. Yok, hiçbir şey yok!

Bir ara içim sıkılıyor, çıksam mı diyorum.

Çok fazla dizi izlemenin getirdiği bir şey olsa gerek, “Şimdi bu karanlıkta içimizden biri bizi doğramaya kalksa, bittik!” diye düşünmeye başlıyorum.

Ama bir yandan merak da ediyorum, ne olacak ne bitecek diye.

Tabii ki kalıyorum ve zaten tam o sırada mikrofondan bir ses duyuluyor!

104 kişiyle beraber ‘karanlıkta tanışma oyunu’na katıldım

VE KURALLAR AÇIKLANIYOR

Organizasyonu düzenleyen Yunus Sezener’in sesi bu.

Tenkap adlı uygulamanın yaratıcısı Yunus “Bizim için de bir ilk bu” diyor, “Desteklerinizi bekliyoruz.”

Destek dediği, gerekmedikçe konuşmamak ve kurallara uymak.

Ah evet kurallar var. Kimseyle öyle bodoslama tanışmaca yok.

Zaten o karanlıkta yapamazsın da, mümkün değil.

Kurallar da şunlar:

52 tane soru hazırlamış Yunus. Her soruya önce karşımızdaki kadınlar sonra da biz erkekler yanıt verecekmişiz.

Hayır, tabii ki yanıtlar herkese ilan edilmiyormuş.

Karşındaki duyacak şekilde ona söylüyormuşsun sadece.

Esas mesele ise şuymuş: Yeni bir soruya geçilirken erkekler sola doğru yer değiştirecekmiş. Kadınlar ise sabit. Böylece sirkülasyon sağlanacakmış ve bir saat içinde herkesle tanış olacakmışız!

GÖZ GÖZE OLMAYINCA ÇOK ZORMUŞ!

Kuralları söyler söylemez başlıyor Yunus soruları sormaya:

“Karşınızdaki duran kişi ile bir tane ortak özelliğiniz olsa ne olmasını isterdiniz ve neden?”

Soru sorulduktan sonra eğilip karşımdaki karanlık boşluğa doğru, “Merhaba” diyorum. Karşımdaki kadın da “Merhaba” diyor, ellerimizi bir şekilde bulup tokalaşıyoruz.

Karşımdaki gayet net diyor ki, “Ben spor yapsın isterim, siz?”

“Ne güzel, ben de pilates yapıyorum” diye geveliyorum, sonra cümle bitti!

Çünkü birinin gözlerini görmeden konuşmak cidden zormuş, onu fark ediyorum.

Ortada gözler olmayınca konuşma akmıyor bende.

Neyse ki ilk beş-altı soru sonra açılıyor ve kendi kendime yeni oyunlar buluyorum!

MERHABA BEN CLARK!

İlk oyunum, “Akılda kalmak” oyunu.

Bu kadar insanın benim ismimi ya da benim karşımdakinin ismini hafızamda tutmam imkansız. Bu yüzden birkaç kişiye “Merhaba, adım Clark!” diyorum.

Bir kişi, “Aa ne güzel ben de Samantha o zaman” deyip oyunuma katılıyor.

Bir başkası, “Gizemli olmaya çalışıyorsunuz galiba” diyor.

Diğerleri “Ahmet, Mehmet” demişim gibi normal karşılıyor Clark’ı.

BU SORU OLMAMIŞ!

Bazı soruları manasız buluyorum açıkçası. “Şu an iki çeşit dondurma yiyor olsaydın, hangi iki çeşidi karıştırmak isterdin” mesela.

“Ne tuhaf soru bu?” diyorum karşımdaki kadına. O da, “Valla benim de aklıma bir yanıt gelmiyor” deyince bu kez “Ne iş yapıyorsun?” muhabbeti başlıyor aramızda ister istemez.

DEMEK SAĞ TARAFTA YATIYORSUN

“Yatakta tercih ettiğiniz bir taraf var mı, neden?” sorusunda ise karşımdakiyle polemik yaşıyorum. “Ben sağ” diyorum, o ise “Sağ zaten kapıya yakın olur. Hemen çıkıp gitmeni sağlar” diyor.

“Şimdi bu ne demek?” diye düşünüyorum, sağda yatmayı tercih edenler için çok büyük bir genelleme değil mi?

KEŞFETME SÜRECİNİ TAMAMLAMAMIŞSIN

“Sizce şu anda uzun ve güzel bir ilişkiye kendinizi adayabilir misiniz?” sorusuna karşımdaki şöyle yanıt veriyor:

“İki yıl önce ayrıldım, o iki yılda kendimi keşfetme sürecimi tamamladım, şu an kendimi birine adayabilirim.”

Kendini keşfetme süreci lafı bana fazla didaktik geliyor.

Bu yüzden inadına, “Yok, ben hiç hazır değilim” yanıtını veriyorum.

Karşımdaki de bu yanıta kıl oluyor, belli. Diyor ki: Demek ki kendini keşfetme sürecini tamamlayamamışsın. Neyse ki o sırada süremiz bitiyor ve hoop bir sola kayıyorum.

FARK ETTİĞİM ŞEY

Tamam, arada böyle hayal kırıklığı sohbetler oluyor ama bazen de güzel bir enerji yakalıyorsun. Mesela, “Ölümden sonra yaşam var mı?” sorusuna karşımdaki şık bir yanıt veriyor, ben de gerçekten samimi yanıt veriyorum, sohbet akıyor.

Ama onun dışında şunu fark ediyorum: 30’uncu sorudan sonra insan yoruluyor.

ELİMİ BIRAKMADILAR

Fark ettiğim bir şey daha: Kadınlar daha cesur ve atak.

İlk başta elleri bulup tokalaşıyoruz ya. Beş kadın elimi hiç bırakmadan konuştu mesela. Bu çok hoş bir şey. Çünkü o zaman karşındakine daha samimi yanıtlar veriyorsun.

 Peki sonra ne mi oldu?

 Bir saat sonunda sorular ve tabii etkinlik bitti. 52 kadın ve 52 erkek, yani toplam 104 kişi karanlık salondan gruplar halde çıktı ve sokağın karşı tarafındaki W’nun barında buluştu.

Bu kez şöyle konuşmalar uçuştu havada: Şu soruya şöyle yanıt veren sen miydin?

Sesinden hatırladım, o sensin değil mi?

Dedikodular da öyle:

Bazılarının elleri terli miydi ne? Neyse ki kötü kokan yoktu.

Vakit ilerledikçe şu da ortaya çıktı. Çoğu kişi karanlıkta sesini ya da yanıtlarını beğendiğiyle dışarıda, yani aydınlıkta tanışınca “Benlik değilmiş, bana olmazmış” deyiverdi!

Kimisi fiziksel özelliklere takıldı kimisi de yaş farkına...

Bu durum Yunus Sezener’in de dikkatini çekmiş.

Şöyle dedi gecenin sonunda bana:

“İnsanlar normalde pek beraber olmayacakları kişileri karanlık ortamda daha çok beğendi. Ama dışarı çıkıp iş görselliğe gelince vazgeçenler oldu.” Yani o gecenin galibi açık ara yine “fiziki özellikler” oldu diyebilirim. Unutmadan, gecenin sonunda flörte yelken açan da olmuş elbette.

Yunus söyledi, meğer dört kişi beraber ayrılmış etkinlikten.

X