"Ömür Gedik" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ömür Gedik" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ömür Gedik

Bir kere geliyoruz hayata barış içinde yaşayalım

Fransa’da başladığı oyunculuk kariyerine Türkiye’de devam eden yakışıklı oyuncu Fırat Çelik, Kanal D’nin sevilen dizisi “Poyraz Karayel”in kadrosuna dahil oldu. Dizide bir avukatı canlandıracak olan Çelik’le yaptığımız söyleşide en çok hayat felsefesi olarak alınması gereken şu sözlerinden etkilendim: “Rövanşist değilim. Bir şey olduysa ‘gel barışalım, unutalım’ derim. İntikam seni başka bir yola sürüklüyor. Senin olmayan bir yola.”

* Bu sezon “Poyraz Karayel”in kadrosuna katıldın. Bir sürü teklif gelirken, neden bu işi tercih ettin?

- “Poyraz Karayel”i geçen sezon takip ettim. Çok başarılı bulduğum bir işti. Yaz tatilinden sonra Mete karakteri için teklif geldi, okudum ve beğendim. Kısa sürede başladık çekimlere.

* Şansa inanır mısın, yoksa çalışarak başarmaya mı inanırsın?

- Şanslıyımdır, inanırım. Bence herkesin eline hayatta bir kez doğru fırsat geçiyor. Sadece onu değerlendirmek önemli. Ben seçiciyimdir. İş açısından da böyle bu... Bir çizgi vardır, o çizgiyi bozmamak için elimden geleni yaparım. Bir şey yapmamak da bir seçimdir bana göre...

* Bir projede yer almadığında da boş durmazsın zaten. Evde oturup karalar bağlayacak halin yok, öyle değil mi?


- Tabii. Aslında birçok şey yapıyorsun da farkında değilsin. Tiyatro oyunlarını izliyorsun, kitap okuyorsun, spor yapıyorsun, seyahate gidiyorsun, yurtdışına çıkıyorsun...

* Ne kadardır setlerden uzaktın?

- Çok değil aslında, 6-7 ay oldu.

Bir kere geliyoruz hayata barış içinde yaşayalım

OYUNCULUĞU SEVDİĞİM İÇİN YAPIYORUM

* Neden oyunculuk yapıyorsun, hiç düşündün mü?

- Bu işi ünlü olmak için yapanlar da var ama ben sanat yapmayı seviyorum. Bir şekilde bir şeyler paylaşmayı istiyorum.

* Bildiğim kadarıyla Almanya’da doğmuşsun, sonra bir dönem Türkiye’ye gelmişsiniz, ardından Fransa’ya gitmişsiniz. O git-geller nasıl etkiledi seni?

- Negatif de bakabilirsin bu olaya, pozitife dönüştürüp hayatında bir zenginlik de oluşturabilirsin. Ben hep pozitif bakmayı tercih ettim. Farklı yerlerde yaşamak babamla annemin kararıydı.

* Neden bu kadar farklı yerlerde mücadele etmeyi seçtiler sence?

- Tek amaçları çocuklarının iyi yetişmesi, iyi eğitim alması, hayalleri olmasıydı. Bir çocuğun hayali yoksa hayatın ne anlamı var? Annemle babam benim kahramanlarım zaten. Onlar bunları düşünmeseydi, belki hayatım bambaşka olacaktı.

* Annenle babanın seninle ilgili hayalleri nelerdi?

- Tamamen iyi eğitim almam. Eğitime çok önem verirlerdi.

FRANSA’DAYKEN “HİÇ TÜRK’E BENZEMİYORSUN” LAFINI ÇOK DUYDUM

* Bizim çocukluğumuz, şimdikilerden farklı olarak hep sokaklarda oynayarak geçti. Sen nasıl hatırlıyorsun çocukluğunu?


- Biz de öyleydik.

* Fransa’dayken “Türk’e benzemiyorsun” diyenler var mıydı sana?

- Evet. “Hiç Türk’e benzemiyorsun” lafını çok duydum. Bu, insanların cahilliği aslında. Onlarda “Türk bıyıklıdır, göbeklidir” algısı var. Saçma sapan şeyler...

* İkinci sınıf vatandaş muamelesi gördüğün oldu mu hiç orada?

- İlk gittiğimizde çok büyük sorunlar yaşadık. 5 yaşındaydım, adaptasyon süreci çok zordu. Benim üç tane de ablam var. Hedefimiz tamamen dil öğrenmekti. Hemen ona yoğunlaştık. Yeni bir sayfa açtık hayatımızda. Hep pozitif düşündük.

FRANSA’DAYKEN SOKAKTA KEŞFEDİLDİM

* Sen çalıştın mı hiç?


- Çalıştım tabii. Babam tek başına çalışıyordu ve çok zorlanmaya başlamıştı. Ben de ona destek olmak için çalışmaya başladım. Pazarda kadın kıyafetleri, tayt, bilezik falan satıyordum. Çok komikti. Bizim standı görseydin, her şey vardı...

* Ne olmak istiyordun peki?

- Çok eskiden futbolcu olmak isterdim. Her çocuk gibi. Ama bir hedefim yoktu. Pazar işinden sonra barmenlik yapmaya başladım. Oradan para kazanıyordum ve çok fazla bir şey düşünmüyordum açıkçası. Çok güzel barlarda çalıştım. Sanat camiasından insanların takıldığı güzel barlardı. Oradan çok beslendim.

* Modelliğe o dönem mi başladın?

- Evet, modellik de o işe paraleldi. İlk kez 16 yaşındayken Dolce&Gabbana’yla üç yıllık sözleşme yaptım.

* Seni nasıl buldular?

- Tamamen tesadüf. Sokakta buldular. Avrupa’da ‘head hunter’lar var, modelleri keşfeden. Direkt yanıma gelip “İyi bir fiziğin var, mankenlik yapmak ister misin?” diye sordular. Gittim, ajansa yazıldım. Bir hafta sonra Dolce&Gabbana işi geldi. Barmenlik ve mankenliği paralel yapıyordum. Sonra mankenliği bırakıp tamamen tiyatroya yöneldim.

O FİLM OLMASA BELKİ DE İSTANBUL’A GELMEYECEKTİM

* Müzik de var hayatında, oyunculuk da. Hangisi önce girdi yaşamına?


- Oyunculuk... Tiyatroda oyunculuk dersleri alıyordum. Bir yönetmenle tanıştım ve bana çok katkısı oldu. Hem oyunculuk hem de kendimi tanıma anlamında çok şey kattı bana. Psikanaliz, psikoloji, tiyatro, nefes... Terapi gibi bir eğitim sürecinden geçtim. 1,5 sene sürdü.

* Daha önce görmediğin ne gördün kendinde o 1,5 sene boyunca?


- 1,5 sene sonra ailem, özellikle de ablalarım “Sana bir şey oldu, acayip bir özgüven gelmiş” dediler. Kimse tanıyamadı beni. Konuşmamdan tut yürüyüşüme kadar her şeyim o kadar değişti ki... Kendimi tanıdım bu süreçte. Zaten oyunculuk yapmak istiyorsan önce kendini tanıman gerekiyor. Yoksa başka bir karakteri canlandıramazsın.

* İlginç bir hayatın var aslında. Bütün yaşamın Fransa’dayken, birden Türkçe bile bilmeden İstanbul’a gelmişsin...

- Evet, “Welcome” adlı bir filmde oynadım ve İstanbul Film Festivali’nde gösterimi yapıldı. İlk kez öyle geldim İstanbul’a. İnanılmaz heyecanlanmıştım. Bu film olmasaydı belki de hiç gelmeyecektim. Geldim ve kaldım. Şaka gibi...

* Hiç tereddüt etmedin mi buraya yerleşirken? Engellemeye çalışan olmadı mı seni?

- Annem “Ne yapacaksın gidip?” dedi. “Dil öğreneceğim, çalışacağım” dedim.

* Evde Türkçe konuşulmuyor muydu?

- Konuşuluyordu ama biz Fransızca cevap veriyorduk. Arkadaşlarımız hep Fransız’dı.

* Ailen hâlâ orada mı?


- Evet, hepsi Paris’te.

Bir kere geliyoruz hayata barış içinde yaşayalım

KADINLAR DAHA GÜÇLÜ VE DAHA ZEKİ

* Üç kız kardeşle büyümek nasıldı?


- Şahane. İki ablam, bir kardeşim var...

* “Bu kadar kadının arasında kadınları daha iyi anlıyorsun” demişsin...

- Kadınların ruhunu anlıyorum diyemem, çok iddialı olur ama algılıyorum kadınları.

* Farklı mıyız sence o kadar? “Erkekler Mars’tan, kadınlar Venüs’ten” gibi geliyor mu sana da?

- Kadın daha güçlü bence... Her şeyi kadın yönetiyor aslında, daha zekiler.

* İlişkilerin sorulunca hep varla yok arası bir şeyler söylüyorsun. Net bir şey duymadık ağzından. Şu anda var mı hayatında biri?

- Var...

* Özel hayatını saklamayı mı tercih ediyorsun?

- Daha çok mesleğimle alakalı konuşmak istiyorum. Mahremiyetim o benim.

* “Türk kadını doğal değil” demişsin. Hâlâ aynı şekilde mi düşünüyorsun?

- Hiç öyle düşünmüyorum. İlk geldiğimde “Arkadaşlar Türkçem çok az, bana böyle sorular sormayın” demiştim aslında... Bu cümleyle de söylemeye çalıştığım; burada herkesin bir baskı altında yaşadığıydı. Baskıdan dolayı insanlar rahat değil. Kimse gerçekten samimi olmuyor demeye çalışmıştım.

AŞKTA KRİZ ANINDA NASIL DAVRANDIĞIN ÖNEMLİ

* Aşkı, ikili ilişkileri baskı nedeniyle yaşayamıyor mu sence burada insanlar?


- Kafalar çok karışık. Belki bu bir süreçtir. Belki bu da atlatılacaktır. Birtakım şeyleri yaşamak gerekiyor demek ki. Bunu sadece Türkiye’yle sınırlandırmak da çok yanlış. Bu Fransa için de, Avrupa için de geçerli.

* Senin aşk tarifin nedir?

- Aşkta her şeyin çok normal ve kuralsız olması lazım. Biriyle iyi hissediyorsan, her şeyi paylaşıyorsan tamam. Kriz döneminde ne yaptığın, nasıl davrandığın da önemli. Aşk, emek vermen gereken bir şey. Kolay bir şey değil...

* Hele sizin dünyanızda hiç kolay değil. Diziye başlıyorsan bitik durumdasın, nereye ne kadar zaman ayıracaksın?

- Ne kadar şeffaf olursan, sevgilin de o kadar rahatlayacaktır. Ama yine de çok fazla karıştırmıyoruz iş ve ilişkiyi...

TATLI TATLI KISKANIRIM

* Maço musun?


- Hiç değilim. Maço ne demek, onu bile bilmiyorum.

* Kıskançlığa nasıl bakıyorsun?

- Tatlı bir his aslında. Ama ilişkiyi kötüye götürecekse yapmamak lazım. Ben aşırı kıskanç biri değilim. Tatlı tatlı kıskanırım.

* Mesleki kıskançlık var mı? Mesela çok istediğin bir rol başkasına gitti, ne yaparsın?

- Kıskandığımı söylerim, “Keşke ben oynasaydım” derim. Ama hasetlik yapmam. “Onun kısmetiymiş” der geçerim.

* Var mı oynamak istediğin roller?

- Engelli, hasta ya da kimliğinden mağdur olan birini oynamak isterdim.

İÇİMDE BÜYÜMESİNİ İSTEMEDİĞİM BİR ÇOCUK VAR

* Zor biri misin?

- Zor biri olduğumu düşünmüyorum. Ilımlı ve tarafsız olduğumu düşünüyorum.

* Sevgiye, iyiliğe olan vurguların, sakinliğin... İç dünyanda çok huzurlu biri gibi geldin bana.

- Herkes bana bunu söylüyor, ben de kabul ediyorum. İçimde hiç büyümeyen bir çocuk var ve ben de büyümesini hiç istemiyorum.

* Ne heyecanlandırır seni?

- İşimle ilgili farklı bir yere gitmek, farklı insanlar, kültürler tanımak heyecanlandırıyor beni.

* Peki ya müzik? Bestelerin varmış!

- Evet, bateri ve gitar çalıyorum. Besteler yapıyorum.

* Paylaştın mı kimseyle, nasıl şeyler yazıyorsun?

- Henüz paylaşmadım ama aklımda var bir şeyler. Yazdığım birçok Türkçe şarkı var. İngilizce ve Fransızca şarkılar da olacak.

Bir kere geliyoruz hayata barış içinde yaşayalım

BU DÜNYA HERKESE YETER

* Ülkemizin bugünlerdeki karmaşık durumuyla ilgili söylemek istediğin bir şeyler var mı?

- Hayata bir kere geliyoruz. Şu hayatı güzel bir şekilde, barış içinde yaşayalım. Elimizden geldiğince karşımızdaki insanları sevelim. İçimizde hep sevgi olsun. Bu dünya herkese ait ve herkese yeter aslında. Ötekileştirme çok gereksiz. İnsanlar ölmesin, kimse kimseyi öldürmesin. Çok güzel bir ülke burası.

* Hiç buraya döndüğüne pişman oldun mu?


- Hiç olmadım. Olgunlaştım burada. Ben hep geniş bakarım, tarafsızım. Herkese anlayış gösteririm ve karşımdakiyle anlaşmaya çalışırım. Rövanşist değilim. Bir şey olduysa “Gel barışalım, unutalım” derim.

* İntikam almak istemez misin?

- İntikam seni başka bir yola sürüklüyor. Senin olmayan bir yola. Gerek yok. Kolay bir şey olduğunu söylemiyorum, evet zor bir şey ama müzakere çok önemli. Herkesin fikri farklı olabilir. Herkes herkesi sevmeyebilir. Ama önemli olan, farklı düşüncelerle bir masaya oturup konuşabilmek. Kavga etmeyelim, konuşalım. Bir orta yol bulalım da el sıkışalım, sarılalım.

* Hiç rövanşist olmadığın için kaybettiğin oldu mu?


- Hayır. Herkes ne yaparsa kendisine yapar. Haksızlıklar da olabilir. Zaman her şeyi halleder. Ben rahat uyuyorum evde. Ben o kirli oyunun içine girmem. Sen yapıyorsan yap. Bir gün o kötülüğün bedelini ödersin. Karmaya inanıyorum.


BU AVUKAT DİZİYE RENK KATACAK

* “Poyraz Karayel”de avukatı canlandırıyorsun. Nasıl bir karakter?

- Başarılı, dört dörtlük bir adam. Genç, iyi bir avukat. Burçin Terzioğlu’nun oynadığı Ayşegül karakteriyle eskiden tanışıyorlarmış. Bambaşka bir renk katacak diziye. Ekibi çok sevdim. Herkes çok iyi. Eğleniyoruz, güzel bir iş çıkıyor.

X