"Oğuz Çelikkol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Oğuz Çelikkol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Oğuz Çelikkol

Suriye’de gelişmeler ve Süleyman Şah Türbesi

Geçtiğimiz hafta içinde Suriye sorunu Türk dış politikasında yine ön plana çıktı. Türk kamuoyunun dikkatleri bu kez Doğu Suriye’de yapılacak askeri bir operasyon üzerine toplandı. Ankara’dan gelen sinyaller bu operasyonun her an başlayabileceğine işaret ediyor.

Diğer yandan Suriye sorununun siyasi çözümü konusunda da sürecin hızlandığı izleniyor. Gelen haberler yeni Suriye Anayasasının yapımı için çalışacak komitenin kurulmasının nihayet mümkün olabileceğini gösteriyor. Bu yönde hafta başında Türkiye, Rusya ve İran Dışişleri Bakanları Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Suriye Özel Temsilcisi ile Cenevre’de bir araya geldiler.

Her ne kadar (dörtlü) Cenevre toplantısı sonrasında Anayasa Komisyonu’nun kurulduğu yönünde bir açıklama gelmediyse de, ilerleme sağlandığı anlaşılıyor. Cenevre’den gelen haberler Anayasa Komitesi’nin ilk toplantısını 2019 yılı başlarında yapabileceği yönünde. Suriye Anayasa Komitesi 150 kişiden oluşacak. Komitenin 50’şer üyesini Şam rejimi ve Muhalefet seçiyor. Diğer 50 üye ise Suriye sivil toplum kuruluşları mensupları arasından BM tarafından seçilecek. Gelen haberler sorunun sivil toplum kuruluşlarından gelecek bu 50 kişinin üzerinde yoğunlaştığını, Komite’nin çalışma şekil ve usulleri konusundaki müzakerelerin de devam ettiğini gösteriyor. 

Yine basında yer alan ABD’nin Türkiye’nin Doğu Suriye’deki yeni bir askeri operasyonunu önlemek için harekete geçtiği yönündeki haberler ise oldukça rahatsız edici. ABD’nin DEAŞ’la mücadele temsilcisi Brett McGurk’un hafta başında Erbil’de bulunduğu ve Mesut Barzani ile görüştüğü, bu görüşme sonucu Barzani’ye bağlı bazı Peşmerge güçlerinin Suriye’ye kaydırıldığı haberleri (potansiyel olarak) tehlikeli gelişmelere yol açabilecek nitelikte.

ABD’nin Suriye’de PYD/YPG güçleri ile Türkiye sınırı arasına Barzani’ye bağlı peşmergeleri yerleştirmeyi, peşmerge güçlerinden bir “tampon bölge” yaratmayı bir “orta yol” olarak gördüğü izleniyor. Ancak aynen “ gözlem noktalarının” kurulması kararı gibi bu gelişmenin de Ankara tarafından Vaşington’un PYD/YPG’yi korumak amaçlı “rahatsız edici” (yeni) bir adımı olarak değerlendirilmesi mümkün. Zaten Barzani’nin “başarısız“ bağımsızlık referandum kararından sonra Ankara-Erbil ilişkileri de zor bir dönemden geçiyor.    

Eğer daha önce Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirliklerini Doğu Suriye’deki faaliyetlerini finanse etmeye zorladığı anlaşılan Trump Yönetimi, şimdi de Kuzey Irak’taki oluşumu Türkiye ile karşı karşıya gelmeye zorluyorsa bunun orta ve uzun dönemdeki (gerek Irak gerekse Suriye için) sonuçlarını iyi hesap etmesi gerektiği de ortada.

Vaşington’un Menbiç mutabakatını yerine getirme ve Menbiç yol haritasını Doğu Suriye’ye uygulama yerine, PYD/YPG’ye verdiği desteği arttırması ve PYD/YPG’nin koruyuculuğuna soyunması Vaşington’un Suriye’de ne yapmak istediği konusunda kafalardaki şüpheleri arttırıyor. Birçok kişi artık Vaşington’dan gelen bütün çelişkili beyan ve oyalama taktiklerine rağmen ABD’nin Suriye’deki esas amacının ortaya çıktığı görüşünde.

Vaşington’un, ABD’nin PYD/YPG ile “ittifakının” DEAŞ’la mücadele kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, “geçici ve taktiksel” olduğu izahatı artık Ankara’da yankı bulmuyor. Çoğunluğun inandığı ABD’nin (en azından Vaşington’da Suriye politikasını oluşturan kuruluşların), aynen Irak’ta yaptıldığı gibi, Suriye’de de ilk önce özerk bir yapı ve Arap-Kürt federasyonu oluşturmak, daha sonraki aşamalarda ise Irak ve Suriye’deki bu oluşumları birleştirerek bir Kürt devleti kurmak ve Orta Doğu haritasını değiştirmek istediği.

ABD’nin, DEAŞ’la mücadele dışında, Suriye’deki askeri varlığını İran’ın bölgedeki nüfuzunu azaltmak olarak izah etmesinin de Ankara da fazla bir etki yapmadığı açık. Vaşington’un,  Irak’ta kendi yaptığı hatalar sonucu ortaya çıkarttığı İran etki ve nüfuzundan çok da rahatsız olmadığına, İran “tehdidinin” Körfez ülkelerini hizaya sokmak amacıyla kullanıldığına inanılıyor. ABD’nin Türkiye’nin Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı operasyonlarına karşı çıkması ve bu operasyonları önlemeye çalışması da Vaşington’un bu adım adım “uygulanan” ama “açıklanmayan” Suriye politikası çerçevesinde izah ediliyor.

Vaşington’un Türkiye’nin güney sınırları konusundaki hassasiyetini, Vaşington’un Irak’ta KDP ve KYP ile sürdürdüğü işbirliği ile şimdi Suriye’de (PKK’nin Suriye uzantısı) PYD ile başlattığı işbirliğinin Ankara’dan ne kadar farklı görüldüğünü, Türkiye’nin Suriye ve Irak’ın toprak bütünlüğünün bozulmasına ve sınırlarının hemen güneyinde ABD tarafından yeni oluşumlar yaratılmasına izin vermesine imkan bulunmadığını görememesi ve anlayamaması (veya daha kötüsü Türkiye’nin çıkarlarını dikkate almaması) Türkiye-ABD ilişkileri açısından cidden büyük bir talihsizlik.

Süleyman Şah Türbesi konusu Türkiye’nin Doğu Suriye’de yapacağı askeri operasyon çerçevesinde yine gündeme geldi. Türbenin orijinal yerindeki küçük alan Türkiye ile Fransa arasında 1921 yılında yapılan Ankara Anlaşması’yla Türk toprağı olarak kabul edilmiştir. Türbeyi korumak amacıyla Türkiye Türbenin bulunduğu alanda bir saygı karakolu bulundurmakta ve bu karakolda 12 ila 40 arasında asker görev görmektedir.

Süleyman Şah Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’nin dedesidir. Türkiye Devleti’nin kurucularının İstiklal Savaşı sırasında Süleyman Şah Türbesi’nin Türkiye toprakları içinde sayılması için gösterdikleri gayret, başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Cumhuriyetimizin kurucularının Türk milletinin Osmanlı geçmişine (Osmanlı mirasına) verdikleri önemi de göstermektedir.

Suriye’nin bağımsızlığını kazandığı 1946 yılından bu yana Türkiye, Süleyman Şah Türbesini 2 kere (bulunduğu yerden Suriye içinde başka yere) taşımak zorunda kalmıştır. Türbenin esas yeri Rakka’nın biraz kuzeybatısında Fırat Nehri kıyısındaki Caber Kalesi’dir. Daha sonra Lozan Anlaşmasıyla da onaylandığı şekilde 1921 Ankara Anlaşması Süleyman Şah Türbesiyle birlikte Caber Kalesini de Türkiye’ye toprağı saymış, Türkiye burada (koruma amaçlı) küçük bir karakol oluşturmuştur.

Türbenin ilk taşınması 1973 yılında Suriye’nin Tabka Barajını inşası sırasında gündeme gelmiş, Suriye hükümeti Caber Kalesi ile birlikte Süleyman Şah Türbesinin de baraj arkasında oluşacak gölün (daha sonra Esad gölü adı verilmiştir) suları altında kalacağını ileri sürerek, Türkiye’den Türbeyi başka bir yere taşımasını istemiştir.

Ankara Süleyman Şah Türbesini, Suriye’nin bu talebi doğrultusunda, Halep-Haseke yolu üzerinde, yine Fırat Nehri kıyısında, ama bu kez Türkiye sınırına daha yakın bir bölgeye Karakozak Köyü’ne taşımış, Türbe ile saygı karakolu 10.096 m2’lik bir alana inşa edilerek, yeni yerinde ziyarete açılmıştır.

Ancak daha sonra Suriye Hükümeti’nin Türkiye’ye verdiği bilgilerin doğru olmadığı, Caber Kalesinin Tabka Baraj suları altında kalmadığı görülmüş, Suriye Kale’yi restore ederek ziyarete açmış, ancak verilen yanlış bilgiler doğrultusunda Türbe de orijinal yerinden taşınmış olmuştur.

Daha sonraki yıllarda 1995 senesinde Suriye bu kez Teşrin Barajının inşası sebebiyle Türkiye’ye nota vererek, Türbenin bu kez Teşrin Baraj suları altında kalacağını ileri sürmüş ve Türbenin tekrar taşınmasını talep etmiştir. Ancak bu kez Türkiye Türbeyi taşımakta aceleci davranmamış, 2001 yılında Suriye’nin Teşrin Baraj gölü ortaya çıktıktan sonra yenilediği taşınma isteği de kabul edilmemiştir.

Suriye’nin Süleyman Şah Türbesinin 2. kez taşınması isteğini Ankara nezdinde yinelediği 2001 yılında Şam’da Büyükelçi idim. Büyükelçiliğin isteği doğrultusunda Türkiye’den gelen teknik bir heyet Türbe’nin bulunduğu bölgede incelemelerde bulundu; Türbe’nin tekrar taşınmasına gerek bulunmadığına, yapılacak tahkimle Türbe’nin yer aldığı küçük yarımadanın su tesirine karşı güçlendirilebileceğine karar verdi. Böylece, Suriye’nin Süleyman Şah Türbesinin 2. kez taşınması talebi de kabul edilmedi.

Türbenin Karakozak köyü yakınındaki mevkiinden Türkiye sınırındaki Eşme köyü yakınındaki 3. yerine taşınması ise 2015 yılında DEAŞ tehdidi yüzünden gerçekleştirildi. O dönemde bölgeyi ele geçiren DEAŞ’ın Türbe ve Türbe’yi koruyan askerlerimiz için yarattığı tehdit nedeniyle Türbe ve saygı karakolu bu kez Türkiye-Suriye sınırının Suriye tarafında kalan Eşme köyü yakınına taşındı. Türbenin taşınması için gerçekleştirilen “Şah Fırat Operasyonu” esasen Türkiye’nin Suriye içinde gerçekleştirdiği ilk askeri operasyon oldu. Süleyman Şah Türbesi halen bu taşındığı 3. yerinde bulunuyor.

Türk yetkililer Süleyman Şah Türbesi 3. yerine taşınırken bu durumun geçici olduğunu ve Suriye’de şartlar uygun olduğunda Türbenin eski yerine taşınacağını zaten açıklamışlardır. Halen Türbenin ilk yeri olan Caber Kalesi ve ikinci yeri olan Karakozak köyü PYD/YPG’nin kontrolü altındaki Suriye toprakları içinde bulunmaktadır.

Şartlar uygun olduğunda en doğru olan Süleyman Şah Türbesinin ilk yerine, Caber Kalesi eteklerine taşınması olacaktır. Süleyman Şah Türbesinin bu kısa hikayesi bile Türkiye’nin Suriye ile olan (tarihi ve kültürel) bağlarını bütün açıklığı ile ortaya koymaktadır. Türkiye’nin sınır güvenliği dahil Suriye’nin geleceğiyle ilgili (siyasi ve ekonomik) hayati çıkarları bulunmaktadır. Vaşington’un bunları anlamamazlıktan gelmesi ve harita değişikliği dahil, Türkiye’yi görmezden gelerek Suriye‘de uygulamaya çalıştığı ortaya çıkmakta olan politikalarının Ankara’da sorgusuz sualsiz kabul edilmesini beklemesi,  iki ülke arasında olması gereken dostluk ve müttefiklik anlayışına uymamaktadır.

Suriye’de bütün bu gelişmeler olurken Vaşington’dan gelen ve ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye’ye Patriot hava savunma sistemleri satma projesini onayladığı yönündeki haber de Türkiye-ABD ilişkilerinin ne kadar “çok yönlü” ve iki taraf için de “önemli” olduğuna işaret ediyor. ABD, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi almasını istemiyor ve bunu engellemeye çalışıyor. Halbuki Rusya S-400’lerin 2019 yılı sonunda Türkiye’ye teslimi planlanıyor. Konunun bir de F-35 savaş uçakları yanı var. ABD’nin F-35’lerin Türkiye’ye teslimi konusu ile S-400’ler arasında da bir bağ kuruduğu izleniyor. Bu konulardaki gelişmeler de önemli olacak ve 2019 yılı gündeminin ön planında yer alacak gibi.

ABD-Türkiye ilişkilerinde ve Suriye’de bütün bu gelişmeler olurken bu hafta içinde İran Cumhurbaşkanı Ruhani, iki ülke arasındaki Karma Ekonomik Komite toplantısına katılmak üzere, Ankara’ya gelecek. Cumhurbaşkanı Ruhani’nin heyetinde 6 Bakan da bulunuyor. Cumhurbaşkanları düzeyinde yapılacak karma Ekonomik Komite toplantısında, Trump Yönetiminin İran’a uyguladığı yaptırımlar ışığında, Türkiye-İran ekonomik ilişkileri masada olacak. Ekonomik ilişkiler iki taraf içinde önemli.

Cumhurbaşkanı düzeyinde Ankara’da yapılacak görüşmelerde bölgesel siyasi konuların da gündemde olacağı açık. Suriye ve bölgesel Terörizmle mücadele başta olmak üzere tüm bölgesel konuların da gündemde olacağını tahmin etmek zor değil. Cumhurbaşkanı Ruhani’nin Ankara görüşmelerinin Vaşington ve Moskova gibi küresel güçlerin başkentleri yanında; Riyad, Doha, Abu Dabi, Şam gibi bölge başkentlerinde de yakından izleneceği açık.   

 

X