"Oğuz Çelikkol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Oğuz Çelikkol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Oğuz Çelikkol

Güvenli bölge

Türkiye’nin komşusu Suriye ile 911 km uzunluğunda bir sınırı bulunuyor. Suriye’de ise savaş 8 yıldan bu yana sürüyor. Bu durum Türkiye için Suriye sınırının güvenliği konusunda acil ve ciddi sorunlar yaratıyor.

Türkiye-Suriye sınırının Suriye tarafı bugün 4 ayrı güç tarafından kontrol ediliyor. Akdeniz’den İdlib’e kadar bir bölge Şam rejiminin elinde. İdlib büyük bölümü aşırı grupların kontrolündeki bir çatışmasızlık bölgesi; ama burada devamlı, sürdürülebilir bir ateşkes bir türlü sağlanamıyor. Şam rejiminin (Rusya ve İran’ın desteğiyle) İdlib’e yönelik topyekün bir saldırısının (bölgeden Türkiye’ye yönelik) yeni bir göç dalgasını başlatmasından endişe ediliyor. Bölgede Türkiye’nin 12 tane gözlem noktası var ve buralardaki askerlerin güvenliği de Ankara’nın endişe kaynağı.

Sınırın İdlib’ten Fırat Nehrine kadar uzanan bölümü ise Türkiye’nin desteklediği Özgür Suriye Ordusu’nun kontrolünde. Bu bölge Türkiye’nin daha önce Suriye’de düzenlediği 2 başarılı askeri operasyonda DEAŞ (Azez-Cerablus-Bab üçgeni) ve PYD/YPG’den (Afrin) temizlenen yerler. Bu bölgenin genişliği 4 bin km2 kadar. Ankara açısından Türkiye-Suriye sınırının en güvenli kısmı burası oluyor.

Dikkatler Ağustos ayı içinde, Şam rejiminin bölgenin güneyindeki saldırıları nedeniyle, İdlib üzerindeydi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ağustos ayı sonunda Rusya’da Putin’le görüşmesinden sonra İdlib üzerindeki baskı bir ölçüde de olsa azalmış gibi görülüyor. Ancak, İdlib bölgesinde 3 ila 4 milyon arasında sivilin yaşıyor ve (bölgeden Türkiye’ye yönelik) yeni bir sığınmacı krizi tehlikesi Türkiye’yi endişelendirmeye devam ediyor.

Eylül ayı başından beri ise basının dikkati sınırın Fırat Nehri’nden Irak’a kadar uzanan bölümü üzerine yoğunlaşmış durumda. Sınırın 480 km kadar uzunluğundaki bu bölümü ABD tarafından desteklenen ve Türkiye’nin PKK’nın Suriye uzantısı olarak gördüğü PYD/YPG’nın kontrolünde bulunuyor. PYD/YPG (ABD desteğiyle) Fırat nehrinin doğusundaki Suriye topraklarının tamamını kontrol ediyor. Başkan Trump’ın bütün “çekilme” açıklamalarına rağmen bu bölgede önemli sayıda ABD askeri bulunuyor.

ABD, PYD/YPG ile işbirliğini DEAŞ’la mücadele “gerekçesiyle” açıklıyor. Ancak, PYD/YPG’nin bölgeyi (ABD’den aldığı geniş destekle) DEAŞ’tan temizlemesine rağmen Vaşington’un PYD/YPG’ye “ilgisi” devam ediyor. ABD yaptığı açıklamalarda DEAŞ’in hala bir tehdit oluşturduğunu, PYD/YPG’nin DEAŞ’la “mücadelesinin” devam etmesi gerektiğini vurgulamaya “özen” gösteriyor.

Birçoklarına göre ise ABD’nin PYD/YPG’ye olan “ilgisini” sebebi çok daha farklı. ABD, Suriye’de kalıcı olmak niyetinde ve Suriye-Irak sınırının kontrolünü elinden bırakmak istemiyor. Vaşington’un Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve siyasi birliğini hedef aldığına, Irak ve Suriye’nin bir kısmını kapsayacak yeni bir (siyasi) oluşum peşinde koştuğuna inanların sayısı giderek artıyor.

ABD’nin Suriye ve Irak’ı “bölme” planlarının arkasında bölgedeki İran nüfuzu ile baş edebilme ve İsrail Başbakanı Netanhayu’nun bölge planlarını gerçekleştirme isteğinin bulunduğuna inananların sayısı oldukça fazla. Şam’da İsrail’in istemediği bir rejimin iktidara gelmesini “önlemek” için Batı Suriye’yi Rusya’ya bırakan ABD’nin, şimdi Doğu Suriye’yi “kopararak” İran’ın Akdeniz’e ulaşmasını engellemeye; İran, Şii Irak ve Şii Lübnan (Hizbullah) temasını “kesmeye” (Şii Hilali’ni önlemeye) ve İsrail üzerinde oluşacak İran “baskısını” azaltmaya çalıştığına işaret ediliyor.

Sebebi ne olursa olsun ABD’nin PYD/YPG ile temasları, “yerel ortak” olarak gördüğü bu terör örgütüne sağladığı “destek” Ankara’yı ciddi şekilde rahatsız ediyor. Türkiye’nin gerek Azez-Cerablus-Bab üçgeninde DEAŞ’a, gerekse Afrin’de PYD/YPG’ye karşı düzenlediği askeri operasyonların ve PYD/YPG kontrolünün Fırat Nehri’nin batısına geçerek Akdeniz’e doğru uzatılmasının engellenmesinin Vaşington’u (hiç de) memnun etmediği; Türkiye’nin bu iki askeri operasyonu Vaşington’un “karşı çıkmasına” rağmen yaptığı ve başarıyla bitirdiği biliniyor.

Türkiye bir süreden beri Türkiye-Suriye sınırının Fırat-Irak arasında, PYD/YPG kontrolünde bulunan kısmında yapacağı bir askeri operasyonu konuşuyor. Türkiye bakımından PYD/YPG’nin (PKK’nın) sınırın daha “ötesine” (güneyine) itilmesi sınır ve sınır bölgesinde yaşayan vatandaşlarımızın güvenliği için gerekli.

Türkiye’nin başlamak üzere olan bu askeri operasyonun Başkan Trump’ın Türkiye-Suriye sınırının Suriye bölümünde (Fırat Nehri’nden Irak sınırına kadar) bir “Güvenli Bölge” kurulması teklifi ile durdurduğu da biliniyor. Hatta bu Güvenli Bölgenin derinliği için 32 km (20 mil) önerisini getiren de Başkan Trump’ın kendisi.

Türkiye’nin tercihinin de Türkiye-Suriye sınırının güvenliğinin (sınırın Suriye tarafının PYD/YPG’den temizlenmesinin) ABD ile ortaklaşa sağlanması yönünde olduğu açık. Ama Türkiye, Menbiç Mutabakatını uygulamayan ABD’ye bu konuda da güvenmiyor ve sınırda PYD/YPG’ye karşı tek taraflı bir askeri operasyon ihtimalini masada tutuyor.

Türk yetkilileri konuyla ilgili verdikleri bütün demeçlerde ABD’nin “Güvenli Bölge” konusunu da bir “oyalama” taktiği haline dönüştürülmesine izin vermeyeceği vurgulanıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye’nin güvenlik ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde bir “Güvenli Bölge’nin” kurulması için verdiği son tarih Eylül ayı sonu. “Güvenli Bölge” konusunda Türkiye-ABD görüşmeleri devam ediyor.

“Güvenli Bölge’nin” kurulması yönünde adımların hızlandığı yönünde işaretler var. Türkiye-ABD “Ortak Komuta Merkezi” kurulmuş ve işliyor. Bölgenin insansız hava araçlarıyla ve helikopterlerle havadan kontrolü başlamış durumda. Geçen hafta sonunda ortak kara devriyeleri de başlatıldı. Ama bu adımlar Türkiye için henüz yeterli değil; hatta “kozmetik” olarak görülüyor.

Türkiye’nin bundan sonra “Güvenli Bölge’nin” derinliği konusunda mutabakata varılmasını, PYD/YPG’nin bu bölgeden tamamen çekilmesini, bölgedeki PYD/YPG mevzilenmesinin tahrip edilmesini ve muhtemelen bölgede (Türkiye-ABD) ortak gözlem noktaları kurulmasını istediği anlaşılıyor. Türkiye’nin görüşmelerde Münbiç Mutabakatı’nın ve ABD’nin PYD/YPG’ye verdiği ağır silahları toplama sözünün uygulanmasını istediğini tahmin etmek de mümkün.

Ama Vaşington’da hala (Başkan Trump’ın ortaya attığı) “Güvenli Bölge” konusunda bir “karmaşa” yaşandığı izleniyor. Vaşington’da (ve muhtemelen sahada) hala “Güvenli Bölge’nin” Türkiye’nin kısa ve orta dönemli güvenlik ihtiyaçlarını karşılamak için kurulduğunu “anlamak” istemeyen kişiler bulunduğu ortaya çıkıyor. Bu kişilerin “Güvenli Bölge’nin” PYD/YPG’nin Türkiye’den “korunması” için kurulduğu “düşüncesine” kapılmaları ve öyle hareket etmek istemeleri Ankara’yı ciddi bir şekilde rahatsız ediyor.

“Güvenli Bölge” kurulması Türkiye’nin sınır güvenliği ihtiyaçları için gerekli, ancak doğal olarak Türkiye açısından Doğu Suriye “sorununu” ve ABD’nin Doğu Suriye ve Suriye-Irak sınırında ne yapmak istediği konusunu “halletmiyor”. Doğu Suriye ve Suriye’deki PKK varlığı (PYD/YPG) konusunun sadece Suriye sorununun tümünün halledilmesi ile “çözülebileceğini” düşünmek mümkün.

Rusya Devlet Başkanı Putin’in, Türkiye ile Suriye arasındaki Ankara Mutabakatı’na yaptığı “atıfları” da bu şekilde değerlendirmek gerekiyor. Ankara açısından Ankara Mutabakatı Suriye de Türkiye’nin yaptığı askeri operasyonlara zemin oluşturuyor; bununla birlikte Suriye’deki PKK varlığı konusunda Ankara Mutabakatı çerçevesinde yeniden bir işbirliği ise, ancak Şam’da “meşru” bir yönetimin iktidara gelmesiyle mümkün.

Bunun gerçekleşmesi ise Suriye’deki siyasi çözüm sürecinin başarısıyla doğrudan bağlantılı. Ankara bu nedenle Astana Süreci çerçevesinde kurulmasına çalışılan “Anayasa Komitesi’nin” bir an önce oluşturulmasına büyük önem veriyor. Eylül ayı başında Ankara’yı ziyaret eden BM Genel Sekreterinin Suriye Özel Temsilcisi Geir Pederson’un Türk yetkililerle yaptığı görüşmelerin gündeminin en ön sırasında bu komitenin kurulmasının olduğu açıklanmış bulunuluyor.

Eylül ayı ortasında Türkiye’de yapılması planlandığı açıklanan Türkiye-Rusya-İran üçlü zirvesinin Anayasa Komitesi’nin biran önce kurulması ve çalışmalarına başlamasını konuşacağını tahmin etmek zor değil. Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Putin ve İran Cumhurbaşkanı Ruhani’nin katılacağı zirvenin Suriye’deki siyasi çözüm sürecini hızlandırması, 150 kişiden oluşacak Anayasa Komitesi’nin (uzun bir gecikmeden sonra) nihayet (çok zor geçeceği açık olan) çalışmalarına başlamasını sağlaması ümit ediliyor.

Türkiye dış politikasının Suriye’deki işi çok zor gözüküyor. Türkiye bir yandan Suriye sorununun (kabul edebileceği bir şekilde) siyasi çözümüne çalışmak zorunda kalırken; bir yandan da acil sınır güvenliğini ve Suriye’den kaynaklanan terörizm sorununu halletmek durumunda kalıyor. Suriye’den kaynaklanan sorunlar Türkiye’nin (Suriye’de fiilen mevcut olan) ABD ve Rusya’yla ve (göç konusu nedeniyle) Avrupa (AB) ülkeleriyle ilişkilerini etkiliyor.

Suriye sorununun Ankara-Vaşington arasındaki “güven bunalımını” büyüttüğü açık. Halbuki ikili ilişkiler iki ülke içinde çok boyutlu ve önemli. “Güvenli Bölge” konusunun yoğun olarak konuşulduğu bu hafta başında ABD Ticaret Bakanı Wilbur Ross’un Türkiye’de olması belki bir “tesadüf” ama çok anlamlı. İki ülke arasındaki ilişkilerin çok yönlü “boyutlarını” bütün açıklığıyla ortaya koyuyor.

Türkiye ile ABD arasında ticaret hacmi 20 milyar doları geçmiş vaziyette. Buna servis sektörünü de eklersek iki ülke arasında 24 milyar dolar civarında bir hacim ortaya çıkıyor. İki ülke arasındaki mal ticareti oldukça dengeli gözüküyor. Sadece servis sektörüne bakıldığında ise ABD’nin lehine bir durum ortaya çıkıyor.

İki ülkenin aralarındaki ticaret hacmini 100 milyar doların üzerine taşımak gibi açıklanmış bir hedefleri var. Bu hedef en üst düzeyde, iki ülke devlet başkanları tarafından kararlaştırılmış ve açıklanmıştır. ABD Ticaret Bakanı Ross’un Türkiye ziyareti bu çerçevede önem kazanmaktadır. Türkiye-ABD ekonomik işbirliğinin hızla arttırılması; iki ülke arasında bir süredir olumsuz bir yönde seyrettiği izlenen ilişkilerin “olumlu” bir gündeme doğru çevrilmesi iki tarafın da çıkarına olacaktır.

Türkiye ile ABD arasındaki ticaret hacmini 100 milyar dolara çıkartabilmek için “yaratıcı” düşünmek gereği ortaya çıkmakta, iki ülkenin de bir diğeri ile ticareti teşvik edici adımları atması zorunlu hale gelmektedir. ABD Ticaret Bakanı Ross’un Türkiye ziyaret sırasında önemli kararlar alınması ve masada Serbest Ticaret Anlaşması’nın bulunduğunun açıklanması bu bakımdan “cesaret” vericidir.

ABD Kongresi’nin ticaret anlaşmaları konusundaki çekinceleri de bilindiğinden, Türkiye ile ABD arasında bir Serbest Ticaret Anlaşması imzalanmasının kolay olmayacağına inanlar elbette ki vardır. ABD, Britanya ile (Brexit sonrası) ticari ilişkilerini düzenlemek için müzakerelere zaten başlamıştır. Türkiye-ABD ticaret anlaşması müzakerelerinin başlaması olumlu ve teşvik edici bir gelişme olacaktır.

Hatta akıllara ABD-Britanya-Türkiye üçlüsünün ekonomik işbirliği konusunda birlikte neler yapabilecekleri gelmektedir. Britanya’nın Brexit sonrası Türkiye ile ticaret konusuyla ilgilendiği zaten bilinmektedir. ABD-Britanya-Türkiye arasında üçlü bir ticaret blokunun gerçekleşmesinin, bırakın Kuzey Atlantik ve Avrupa’yı, Dünya dengeleri açısından bile çok önemli bir gelişme teşkil edecektir.

Britanya’daki Brexit “karmaşası” hala devam etmekle beraber, Avrupa’daki dengeler değişme eğilimindedir. Brexit karmaşasında artık “son perdeler” oynanmakta gibi gözükmektedir. Dünya’daki değişimle birlikte Avrupa’daki kuvvet dengesinin yeni bir şekil alması Türkiye’yi de kaçınılmaz olarak etkilemekte; Türk dış politikasını yeni uluslararası sisteme uyarlamak zorunlu hale gelmektedir.

BM Genel Kurul’u vesilesiyle Eylül ayının ikinci yarısında New York’ta bulunacak Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başkan Trump arasında bir görüşme yapılacağı açıklanmıştır. “Güvenli Bölge” konusunda devam eden sorunlar sebebiyle bu görüşme daha da büyük bir önem kazanmıştır. Görüşmeden Suriye ve “Güvenli Bölge” konusunda Türkiye-ABD işbirliğinin önünü açacak kararlar çıkması beklentisi bulunmaktadır. Görüşmede ticari konular ve hedeflere varmayı sağlayacak yol haritası da muhakkak ki gündemde olacaktır. Görüşmeden Başkan Trump’ın beklenen Türkiye ziyareti konusunda tarih tespiti gibi somut kararlar çıkması Türkiye-ABD ilişkilerini olumlu yöne sevk etmeyi kolaylaştıracaktır

X