Oğlumla geçen muhteşem bir cumartesi

Sabah uyandım ve balonla oynamaya başladık.

Haberin Devamı

Mavi balonu yere düşürmemece oynadık sonra sadece baş parmakla vurulabilir kuralı geldi, sonra herkes vurmadan bir dans figürü yapsın kuralı geldi, hepsine uyarak bir yarım saat müzikle balonla oynandı.

Kahvaltı ettikten sonra bahçeye çıkıldı. Hava güzeldi.

Trambolinde zıplayalım dedik. Zıplamaya başladık.

Sonra ben onun gibi, bir bağdaş, bir ayakta zıplamayı denedim, yapamadım.

Sonra o, havada taklayla zıplamayı denedi yapamadı.

Nasıl öğretilir bilmiyordum o yüzden başka bir şeye geçtik.

‘Şapşal tavuklar’ diye 4 oyuncak tavuk var.

Onları ve birkaç tenis topunu tramboline koyup, zıplarken onlara değen olursa puan kaybeder oynadık.

Sonra şapşal tavukları trambolinde çeşitli yerlere koyup tenis toplarıyla onları vurmaya çalıştık.

Mecburen en yüksek puan üç oldu. Çünkü dört tavuk olmasına rağmen, üç tenis topu vardı.

Haberin Devamı

Sonra bahçemize sığınmış yeni ürkek köpeğimizi kendimize alıştıralım dedik.

Veteriner, “Tavuk etleri alın sonra kıpırtısız oturun, tavuk parçalarını gitgide daha yakına atarak size yaklaşmasını sağlayın” dedi.

Biz de öyle yaptık.

Ama tabii öbür köpeğimiz Misha, atılan tavukların çoğunu ondan önce kaptı.

Yine de plan işledi, yeni köpeğimiz bize hiç yaklaşmadığı kadar yaklaştı.

Sonra eve girip resim çizmeye karar verdik.

Tabii ki ejderha çizerek başladık sonra sırasıyla ananas, su kaplumbağası, kirpi, astronot, füze çizdik.

Sonra “Füzeyi robot haline dönüştürelim” dedi öyle yaptık. Sonra “Bu robot kaplumbağa robotu olsun” dedi öyle yaptık.

Evin farklı yerlerine dağıldık, tek başımıza bir şeyler yaptık.

Sonra kitap okuma zamanı geldi.

Önce “Kimse Bakmazken Duygular Ne Yapar?” kitabını okuduk.

Okurken, nasıl bütün bu duyguların hepsinin birden içimizde yaşadığını konuştuk.

Buna şaştık doğrusu!

“Nasıl bir maymun ağaçtan ağaca sarmaşıkları tutarak atlıyorsa, biz de duygulardan duygulara öyle geçeriz”
dedim.

Sonra çok sevdiğimiz çizgi roman ‘Beak&Ally’i okuduk.

Her zamanki gibi o timsahı seslendirdi, ben kuşu.

Bir kuşu seslendirmenin en zevkli yanı, kuş gibi ötmek arada.

Sonra artık güneş batmaya başlamıştı ki, bizim şu şapşal tavukları aldık elimize.

Çamur ve Hardal’ı o aldı.

Şurup ve Beton’u ben aldım.

Haberin Devamı

Bu şapşallar evde dolaşıp saçma merakları yüzünden başlarını türlü belalara sokuyor.

Mesela, çekmecelere dolaplara sıkışıyor kafaları ya da davulun kick’i nasıl derken çalan davul kafalarına vuruyor ya da işte perdenin ipine dolanıyorlar falan.

Sonra odasında kısa bir disko zamanı oldu.

Her zamanki gibi yanıp sönen ışıkları o ayarladı ve ne çalacağına o karar verdi.

Dilerim uzun yıllar odasında karanlıkta dans ederken, beni böyle içeri alır diye düşündüm.

Sonra köpüklü ayak banyosu yaptık.

Bir diş fırçalama şarkısı açıp 2 dakika boyunca dans ederek diş fırçaladık ve o uyumadan önce kendine “Pırıltılı ile Kokuş”u okudu.

Ben o uyurken ona, Yuval Hariri’nin “Durdurulamayan İnsanlık” kitabını okudum.

Haberin Devamı

Uyumadan önce zürafaların boyunlarının neden zamanla daha da uzadığını merak etti.

Ağaçların üst yapraklarına uzanmanın avantajlarını resimle gösteriyordum ki, uyudu.

Gece yatmadan önce telefonumun nerede olduğunu tüm gün boyunca bilmediğimi fark ettim.

Ne yaşıyorsam hep o anın içinde bulunmuştum.

Çocuklar onların yanında elinize telefon alırsanız, bıraktırıyorlar.

Onun en büyük dikkat çalıcı olduğunun farkındalar.

Daha da güzeli nasıl yapıyorlar bilmiyorum, hep o andalar.

Ne yaşıyorlarsa, o andan hiç savrulmadan, onu hiç sorgulamadan, bir öncesiyle bir sonrasına kayıp düşmeden...

Dimdik, anın içinde, hayatın içinde, nefeslerinin içinde birer kahraman gibi duruyorlar.

Haberin Devamı

Hayatı ne anlamak, ne anlatmak, ne belgelemek, ne karşılaştırmak.

Sadece yaşamak. Sayesinde bana da nasip oldu bir cumartesi.

 

Yazarın Tüm Yazıları