Neden tam da şimdi bu şarkı?

Geçen hafta, iki yıl önce Sakız Adası’na yaptığım bir seyahat sonrası yazdığım ‘Sakız Adası’ şarkımı çıkarmaya karar verdim.

Haberin Devamı

Baktım evlerdeyiz, baktım yaz yakın, baktım tek seyahatimiz bir süre daha anılara...

Hava ısındıkça ve tatil fikri uzaklaştıkça, eskiden ne güzel tatillere çıkardık demeye başladık kendimize.

Ben de arada denize, güneşe, tiril tiril elbiselerle rüzgarların karşısına, gün batımlarına gitmek istediğimde, arşivden bir anı oynatıyorum.

Tuhaftır aklıma hep, küçük anlar geliyor.

Deniz kenarında Aziz Arif’le yürüdüğümüz kısacık bir yol ya da bir bahçe ya da bir esnaf lokantasındaki kağıt masa örtüsü.

Neyse, baktım hülyalara dalma zamanı, dedim benim böyle bir şarkım var. Bırakayım gitsin.

Bu Sakız Adası seyahatine oğlumuz 4 yaşındayken, onu ilk defa anneannesine bırakıp gitmiştik.

Bana aldırdığı nefes ve hatırlattıkları bambaşka o yüzden.

Bakın döner dönmez bunu yazmışım:

Haberin Devamı

“İkimiz gittik, üçümüzü bırakıp.

Google’a, Sakız Adası’ndaki en romantik dağ köyü yazmıştık.

Öyle bulmuştuk burayı.

Sadece ağustos böceklerini, sadece kuşları, dalgaları ve rüzgarı duyduk o günden sonra.

Bir de birbirimizi tabii ki. Gerçi çok da konuşmadık. Dinleme yeriydi burası.

Bir kilise ve etrafında küçük bir hayat.

Herkes 70 yaşın üstünde.

Buraya bir yelkenliyle geldik biz, hangi rüzgar attı bizi buraya.

Çakıllı bir kumsal bulduk ikinci gün.

Otelin sahibi söyledi, ‘kimse yok’ dedi.

Kimse yok yerleri sevdiğimizi anlamıştı.

Annem öyle değil mesela, insan sever, ses sever, dükkan sever annem.

Bana olmasa da olur.

Şu meşhur siyah çakıllı plaja gittik. Bir oyun bulduk.

Birimiz taşı denize doğru havaya atıyor, diğerimiz de taşıyla onu havada vurabiliyor mu oyunu.

Baya zordu, milyonda bir dedik ama 20’de filan vurdum taşı.

‘Burada gece hiç duymadığınız kuş sesleri duyarsınız’ rüzgarı eksik olmayan balkonlardan.

Duyduk sahiden ama kuşu bulamadık karanlık yutmuş.

‘Gün batımı şu restorandan izlenir’ dedikleri restorana her gün batımı gittik.

Topu topu iki gün batımı ama olsun, attık cebe.

‘Giderken hep kızarıyorsun’ dedim güneşe.

Bir iki köye gittik illa gidin dediler.

Güzellerdi de biri fazla süslüydü.

Köyün meydanında kahvaltı ettik.

Bravo o yaşlı teyzeye, bir dedi iki dedi içinden, dikildi bastonunun üstüne.

Haberin Devamı

‘Bu meydan yaşlılık için iyi’ dedim.

Gölgen var oturuyorsun, hayat akıyor önünden.

Kahvaltıya gelen turistlere, balonlu çocuklara bakıyorsun. O bir şey demedi.

Demek aynı fikirde.

‘Bir gece daha kalalım’ dedik.

Sanki herkesin iyi kalpli olduğu bir masal köyündeydik.

Üşüyünce yan masadaki adamın ceketini verdiği bir yerdi.

Gülümsemek bedavaydı.

Tekrar yelkenliye binip adamızı ve kimsesiz romantik köyümüzü terk etmeden önce meydanda kahvaltı ettik.

‘Şişman teyze diye bir şey yemek ister misiniz?’ dedi Eleni, ben ‘evet’ dedim o yemedi.

‘Sakız Adası’nın klibi nasıl olsa’ diye Serdar’a sorduğumda, bence anıların üzerinde oynasın, bir tür beden hafızası gibi demişti.”

Haberin Devamı

Emre Güven ve Sinan Güven harika bir klip hediye ettiler bana.

Hem de ömürlük hediye. Aile albümü gibi.

Klipte oğlum var, Serdar’ım var, bu anılara düzenlemesiyle can veren Ezgi’m var. Daha ne olsun.

Umarım şarkıdaki gibi kavuşuruz tez zamanda, dantel elbiselere, kuşlara, rüzgarlara ve mesafesiz bakışlara.

“Yine dantel elbise / yine küçük kilise / herkes 70’in üstünde / otursun gölgede / yine o rüzgar / yine o kuşlar / yine bak öyle yine... Yine çakıllı kumsal/ bizden başka kimse yok / yine bir şey söyleme / at taşı denize...”

Yazarın Tüm Yazıları