Kadının sözü kaç gram, erkeğinki kaç?

Biz kadınlar sözümüzü geçirmek için, bazen dişimizi geçirmek zorunda kalırız.

Haberin Devamı

Bazen evde “anne” diye ağlayan çocuğumuzu kamerada görmemiş gibi davranır toplantıya gireriz.
Sonra da, ancak o uyuyunca eve varır, rüyasından öperiz.
Etek bizi ‘hafif’ gösterir diye, sahalarda altımıza pantolonu çekeli de çok oldu.
Fakat hâlâ sesimizin bu kadar kısık çıkması beni üzüyor.
Geçenlerde bir işi tamamlamak üzere stüdyodaydık.
İşi yapan hepimiz kadındık.
İşin içine erkekler girmeye başlayınca gördüm ki, kadından komut almayı, kadından direktif almayı, tavsiye almayı, hele hele eleştiri duymayı hiç beceremiyorlar!
Bir erkeğin ağzından çıksa hemen değiştirecekleri bir şeye direttiklerini gördüm.
Sebebi otoritenin kaynağıydı!
Bunca sene, binlerce kere çok değerli, yetenekli erkeklerle mutlu mutlu çalışan ben, bunu ilk defa bu kadar net gördüm. Belki hiç bu kadar berrak bir suda yüzmemiştik beraber, bilmiyorum. Laflarımız duyulmuyordu. Sesimiz kısıktı, sözümüz şüphe götürürdü.
Biliyorsunuz çok şarkı yazdım ben bu konuda. Pırlantamızı alalım dedim, çocuk da yapalım kariyer de dedim, bütün kızlar toplandık, sorduk neden yıprandık dedim. Dedim ama görüyorum ki, sertleşmeden, bağırmadan işleri yürütmek ne zor.
Benim de mizacımda yok bunlar işte. Ben itiş kakış olmadan, aba altından sopa göstermeden, kendimi plastik şişe gibi sıkıştırıp büzüştürmeden çalışmayı seviyorum.
Erkeklerle çalışmayı çok seviyorum.
Onların bambaşka sakinlikleri, sabırları, ustalıkları var.
Başka çözüyorlar düğümleri.
Biz başka...
Ying ve yang gibi tamamlandığımı hissettiğim de çok oldu. Ben beyazı getirmiştim, onlar siyahı getirmişti ve grileşmeden durabilmiştik.
Tıpkı ying ve yang gibi yanaklarımıza kendi siyah ve beyazımızdan öpücükler bile kondurmuştuk.
Bu olay, bu “istediğimiz şeyler”in, “duymak istemedikleri şeyler” oluşu ise çok yeni benim için.
Belki de ilk defa, iş arkadaşım bir kadının ne kadar zıplarsa zıplasın, bastırırsa bastırsın ağırlık koyamadığını gördüm.
Sanki yer çekimsiz ortamdaydı.
Ricaları, bir kulaktan girip öbüründen çıkıyordu. İstekleri yersiz, talepleri belirsiz, yorumları gereksizdi neredeyse.
Erkeğin, kadın patronluğunda ne kadar huzursuz hissettiğini gördüm.
Yapıyordu bir şeyler ama ikna edici değildi. Yüreğini, terini koymuyordu işe.
Kadın sesi onlara kuş cıvıltısıydı belli ki.
Halbuki kadınlığın yumuşaklığında büyük güçler gizli.
Bizim gür sesimizde masallar var. Eteklerimizde hayatı döndürüyoruz.
Ellerimiz, göğsümüz bir insanı büyütebilir.
Uyutabilir.
Bunları kaybetmeden, bunlarla beraber gelsek işe.
Bu pamukluk içinde. Şu meşhur pamuk mu ağır, demir mi ağır problemi olmasa... Bağırmadan da dinlense sesimiz, pantolonsuz da koşabildiğimiz görülse.
Erkekleşmeden başarsak şu işi...
Üç beş top var ellerimizde, bir de cambaz ipine çıkmaya zorlamasanız bizi.

Yazarın Tüm Yazıları