Saltanattan Cumhuriyet’e

İslam tarihinde çok kritik bir rol oynayan Muaviye bin Ebi Sûfyan, halifeliği kendinden öncekiler gibi seçimle değil, içsavaş sonucunda, kılıçla elde etmiştir.

Haberin Devamı

Emevilerin hilafete hâkim olmasını sağlayan Muaviye, rivayete göre “Ben [Müslüman] hükümdarların ilkiyim” diyordu. Elbette “meliklik/krallık/saltanat”, aynı zamanda babadan oğula geçen bir hanedan hâkimiyeti demekti. Oysa o tarihe kadar İslam Devleti, bir krallık gibi değil, bir tür antik cumhuriyet gibi yönetilmişti.

Saltanattan Cumhuriyet’e

İMPARATOR OĞLU İMPARATOR

Muaviye, oğlu Yezid’i veliaht-halife tayin etmeye kararlıydı. Bu konuda fikrini sorduğu birisi ona şu cevabı vermişti: “Doğruyu söyleyecek olsak senden, yalan söyleyecek olsak Allah’tan korkuyoruz.” Ancak, ilk halifelerin hayattaki oğulları, “doğruyu söylemekten çekinmemiş”, yönetimin “babadan oğula geçmesi” fikrine açıkça karşı çıkmışlardır. Örneğin Hz. Ebu Bekir’in oğlu Abdurrahman şöyle demişti: “Hayır!... Ümmet-i Muhammed için istediğiniz şey seçim değil kayserlik (hükümdarlık) kurmaktır; ki bir Heraklius (Bizans imparatoru) ölür, yerine başka bir Heraklius geçer.” Aynı şekilde Hz.Ömer’in oğlu Abdullah; ilaveten Zübeyr b. Avvam’ın oğlu Abdullah ve tabii ki Hz. Ali’nin oğlu Hz. Hüseyin, halifeliğin ‘Bizans usulünde olduğu gibi’ babadan oğula geçmesi fikrine itiraz ettiler.

Haberin Devamı

SULTANLAR DEVRİ

Ne var ki Muaviye’nin kılıcı ve çevresindekilere sunduğu maddi imkânlar, İslamın ilk dönem ideallerine üstün geldi. Muaviye ölürken halifeliği oğlu Yezid’e devretmeyi başardı. Böylece İslam Devleti’nde halifenin/başkanın seçimle belirlenmesi, yalnızca kısa süren bir hatıraya dönüşüyordu. Artık “olgun halifeler” devri kapanmış, “sultanlar” devri başlamıştı. Önce Emevi, ardından Abbasi saltanatı gelecekti...

YÜZYILLAR SONRA

Moğol istilaları Abbasi sultanlarının fiili yönetimine son verirken, Osmanlı sultanlarının sonunu da Batılı istilası getirdi. Fiilen işgal kuvvetlerinin kontrolüne giren Osmanlı saltanatı, Ankara’da Milli Mücadele’yi yürüten Büyük Millet Meclisi tarafından, 1 Kasım 1922’de kaldırıldı. O meclisin genel kurul kürsüsünün arkasındaki levhada şu ayet yazıyordu: “Ve emruhum şûrâ beynehum”... Yani, “Onların işleri, aralarında danışma iledir (Şûra, 38)”. Artık hâkimiyet, tamamen milletin seçmiş olduğu “şûra’da”, yani ‘meclis’teydi.

Haberin Devamı

ÇOK KIYMETLİ BİR MİRAS

Saltanatın kaldırılmasından bir yıl sonra, Atatürk ve arkadaşları, zaten yürürlükte olan rejimin adını tüm dünyaya gururla ilan ettiler: “Türkiye Cumhuriyeti.” Tarihsel süreçten bakıldığında Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanı sadece “milli” ölçekte değil, insanlık ve İslam tarihi için de çok önemli bir dönüm noktasıdır.

*

Bizlere düşense, fikirlerimiz farklı farklı olsa bile devraldığımız bu ortak mirasa elbirliğiyle sahip çıkmak. Unutmayalım ki Cumhuriyet değerlerini yaşatıp ileriye taşımak sadece bir vatandaşlık görevi değil aynı zamanda tarihi bir sorumluktur. Bugün, yarın ve daima...

YA GÜNEŞ TUTULMASAYDI

GEÇTİĞİMİZ salı günü tanıklık ettiğimiz güneş tutulması, tarih boyunca pek çok kez büyük olaylarla ilişkilendirilmiş; kimi zaman bir zaferin, kimi zaman kötü bir olayın habercisi gibi görülmüştür. Miladi 670 yılında yaşanan bir güneş tutulması da ilginç bir olayla birlikte kayıtlara geçmiştir: Hz. Peygamber’in minberinin Medine’den alınıp o zamanki başkent olan Şam’a götürülmeye çalışılması.

*

Haberin Devamı

İlk Emevi halifesi olan Muaviye bin Ebi Sûfyan, halifeliği kılıçla elde ettiği için siyasi otoritesini dini sembollerle güçlendirmeye çalışıyordu. Bu doğrultuda, Hz. Peygamber’in Mescid-i Nebevi’deki minberinin alınmasını ve Medine’den Şam’a gönderilmesini emretti.

*

Saltanattan Cumhuriyet’e

Ne var ki rivayete göre bu iş için görevlendirilen marangoz, minberi sökmek için yerinden oynattığı esnada güneş tutuldu, hava karardı ve gökyüzünde yıldızlar belirdi! Güneş tutulması ardından halk, Hz. Peygamber’in minberinin bulunduğu yerden alınmasına karşı çıktı. Medine halkının hoşnutsuzluğu ve güçlü itirazları karşısında, görevliler aslında halifenin minberi alıp götürmek gibi bir niyeti olmadığını, “sadece kurtlanmaya karşı tamir ettirmek istediğini” söylediler! Hatta söküp Şam’a taşıma fikrinden vazgeçildi ve minbere bulunduğu yerde yeni basamaklar eklendi.

*

Haberin Devamı

Güneş tutulması vesilesiyle yerinde bırakılan Hz. Peygamber’in minberi, 1256 yılında çıkan bir yangına kadar Mescid-i Nebevi’de varlığını korudu. Bu yangından sadece iki yıl sonra Abbasi Devleti, Moğollar tarafından fiilen yıkılmış, dolayısıyla minberin yanarak kül olması bu önemli olayın habercisi sayılmıştır.

Yazarın Tüm Yazıları