"Naci Cem Öncel" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Naci Cem Öncel" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Naci Cem Öncel

Kahkaha, ciddi bir meseledir

Nefesin sesle birleşmesinden oluşur kahkaha. Çok fazla kahkahayla gülersek “karnımıza ağrılar” girer, hatta “tıkanırız”. “Güle, güle öldük” diye bir deyim bile vardır dilimizde. Akıllıca sözlere güler, hiç gülmeyenlere “ruhsuz” deriz.

Gülmeyle ilişkilendirdiğimiz nefes, beden, akıl, söz ve ruh, neredeyse tüm inançlarda yan yanadır. Evren(ler)i yaratan Allah’ın insana kendi nefesinden üflemesi, İÖ 3.Yüzyıl’a ait Mısır inanışlarında farklı biçimde anlatılır: “Tanrı, kahkahayla [güldüğünde] ışık oldu... İkinci kez kahkahaya boğulduğunda sular oluştu; yedinci kahkahasında ruh doğdu.” Ancak kahkaha, bu Mısır anlatısının aksine ilahî veya aklî olanla değil, genellikle nefsanî olanla ilişkilendirildi: Özellikle de başkalarının düştüğü halden keyif alan, alaycı ve kibirli kahkahalar. Sık sık kınanan bir diğer kahkaha türü de “şuh kahkalar” oldu.

PLATON VE ARİSTO AYNI FİKİRDE


Pek çok ‘yüksek kültür’ medeniyetinde düşünürler, gülmeyi, hele de yüksek sesle gülmeyi hoş karşılamadılar. Platon’a göre gülmenin kökeninde “ insanî şeytanlık ve budalalık” yatar. Çünkü gülme, belirli bir kötülemeyi içerir ve bu da zararlı bir davranıştır. Aristo, benzer bir tavırla başkalarına gülmenin “adam edilmiş küstahlık” olduğunu düşünür. Mizahı tümden kınamasa da “aşırı gülen kişilerin ahlaksal olarak arzulanabilir yoldan nasıl saptıklarını” dile getirir. Onlar bu düşünceleri dile getirirken her yıl Diyonisus şenliklerinin yapıldığını unutmamak gerek. Şarabın kutsandığı, müzik ve dansla kendinden geçenlerin sınırsızca güldüğü bu festivaller, o dönemde komedi oyunlarını da ‘programa’ katmaya başlamıştı. Bu şenliklerde diğer zamanlarda yapılmasına izin verilmeyen hareketlere göz yumuluyordu. Bu gelenek, Hristiyan kültürlerinde de biçim değiştirerek devam etti. Örneğin Fransa’da Mère Folle [Çılgın Ana] şenlikleri süresince, kadınlar toplum içinde kocalarıyla alay edebiliyor, onlara istedikleri gibi gülebiliyorlardı. Ancak kilise, bu taşkınlıklara şiddetle karşıydı. Aynı dönemde devlet otoritesinin Osmanlı’da mizaha daha hoşgörülü olduğu öne sürülebilir. Lami’î-zade Abdullah Çelebi, Letaif adlı fıkra kitabını Kanuni Sultan Süleyman’a arz etmekten söz ederken, şakalaşmanın dine ve sünnete son derece uygun olduğunu belirtiyordu. Bu kitabın kadın-erkek ilişkileri üzerine müstehcen sayılabilecek bazı fıkralar içerdiğini de ekleyelim.

YASAK OLANA GÜLMEK


Abdullah Çelebi’den yüzyıl kadar sonra İngiltere’de filozof Thomas Hobbes, ‘gülme’ üzerine de kafa yordu. Gülmek, toplumsal bir eylemdi. “Katıla katıla gülmek” için ‘katıl’mak zorunda olduğumuz bir topluluk gerekir nihayetinde. Modern düşünürlerse, gülmeyi “ego bastırıldığında biriken enerjinin açığa çıkması” olarak yorumladılar. Baskı güçlendikçe, o konuyla ilgili yapılan şakalar da o kadar güçlü bir kahkahayla karşılanıyordu. İçki yasağı döneminde IV.Murat’la Bekri Mustafa hakkında üretilen fıkraları hatırlayalım... Aynı doğrultuda, tüm toplumlarda belirli kurallara bağlanan cinsellik, gülme konularının başında geliyordu (ki bu günümüzde de aynen geçerli). Bir nevi kısıtlamaya karşı “basınç giderici” olarak çalışan mizah, kadın kahkahası söz konusu olduğunda “basınç yükselten” bir hal alıyordu.

LEYDİ’LERE YAKIŞMAZ


Yüksek ahlakın öne çıktığı 19.Yüzyıl Avrupası’nda görgü kitapları, kahkahalarla gülmenin yanlışlığını öğretiyordu: Kahkaha görgüsüzlere, alt sınıftan kaba insanlara özgü bir davranıştı. Kahkahalar, sarhoş denizcilerin gittiği meyhanelerden, randevu evlerinden yükselirdi; saygın mekanlardan, seçkin davetlerden değil. Hele de zarif bir bayanın bu şekilde gülmesi kabul edilemezdi. Batı’da yazılan bu “adab-ı muaşeret” kuralları Türkçe’ye de çevrildi ve modernleşmenin ahlakçı yüzü, Osmanlı adabıyla birleşti. Ancak modernleşme 20.yüzyılda, bu kurallar manzumesini yıkıp geçti. Holywood’un, Yeşilçam’ın karşı konulmaz kadınlarıyla “şuh kahkahalar” toplum hayatının parçası oluverdi. Üstelik, 60’lı yıllarda yükselişe geçen kadın hareketi de bunu bir yozlaşma değil, özgürleşme olarak görüyordu. 1992 tarihli, “Kurtlarla Koşan Kadınlar” adlı eserinde C.P.Estes kadın kahkahası hakkında şöyle yazar: “Kahkaha, kadın cinselliğinin gizli yanıdır; fiziksel, doğal, tutkulu, canlandırıcı ve dolayısıyla tahrik edicidir”.

ORTAK TEŞHİS, ZIT DÜŞÜNCE


İşin ilginci, kökleri yüzyıllara dayanan neredeyse taban tabana zıt iki görüş: yani ahlakçılık ve libertenlik (serbestçilik), kadın kahkahasının cinsel bir ifade olduğunda hemfikir! Ancak biri, bu “şuh kahkalar”ın toplumda ahlak çöküntüsüne yol açtığını düşünürken, diğeri kadını ve toplumu özgürleştirdiğini öne sürüyor. Hiç şüphesiz Türkiye’de bu iki zıt görüşten milyonlarca insan var. Oysa barış içinde yaşayan bir toplum, zıtlıkları değil, çoksesliliği esas alanlar tarafından inşa ediliyor. Kimin daha kalabalık olduğuna veya kimin sesinin daha güçlü çıktığına bakmaksızın çözüm üretenler, kazanıyor. Bunu başarmadıkça hangi görüşten olursak olalım fark etmez... Kahkalarla güleriz, ağlanacak halimize.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI