"Müge Akgün" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Müge Akgün" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Müge Akgün

Sonbahar başlangıçtır

Her ne kadar ilkbahar uyanışı simgelese de nedense sonbahar bana yaşamın başlangıcı gibi gelir. Okullar açılır, hasat yapılır, yeni yıla, kışa hazırlanılır. Ve gerçek hayat başlar. Bu haftanın konukları da yeme-içme sektöründen sosyal sorumluluk projelerine imza atarak yeni başlangıçlar yapan en önemlisi de işlerini aşkla yapan, farklılık yaratan isimler...

Urla’da yeni bir soluk

Kendilerini eski beyaz yakalı diye tanımlayan iki genç Seray ve Ozan Kumbasar büyük kentin kaosundan kaçıp doğayla iç içe yaşamak için Urla’ya yerleşmeye karar verirler. Ozan yatırım, Seray da marka danışmanlığı işlerini bırakır. Süreç biraz zorlu olsa da satın aldıkları arazi üstüne bir restoran inşa ederler. Bu yaz başında da Vino Locale markasıyla yola koyulurlar.
Ozan’ın aslında hayali çocukluğundan beri bir restoran açmak, yemek yapmaktır. Hatta üniversite eğitimini tamamladıktan sonra bir süre İstanbul’un önde gelen İtalyan restoranların mutfağında çalışır, şeflik yapar. Bu yüzden de konsepti yerel ürünlerle desteklenmiş İtalyan ruhu ağır basan bir Akdeniz mutfağı olarak belirlerler.
Bu bölgeyi seçmelerinin nedeni Urla Bağ Yolu’nun varlığı ve yarımadada bulunan yerel ürünlerin zenginliği olur. İkili “Şaraba ilgi duyan, şaraphaneleri gezen ve buradaki yöresel ürünlerden yapılmış yemekleri tatmak isteyen bir kitleye ulaşmak istedik” diyor.
Yaz menülerinden denediğim incir, rokfor ve kuru etli pita, portakalı zeytinyağlı, parmesanlı urla enginari kalbi, odun fırınında patlıcan, kabak, domates, köz yaz biberi ile yapılan kadayıfa sarılı ratatouille, el yapımı bezelyeli kabak çiçekli, taze soğanlı fettucine lezzet çıtası gerçekten yüksek yemeklerdi.
Zaman içinde menü daha da yerelleşerek oturacaktır. Yaz kış açık olan bu sevimli, her detayın özenle seçildiği beyaz masa örtülü restoran Urla Bağ Yolu rotasında büyük bir eksikliği dolduracak gibi görünüyor. Umarım yeme-içme severler de böylesi özveriyle yaratılan bir yerin değerlerini anlar, destekler ve Vino Locale zaman içinde bir klasik olur.

Zeytin yolculuğu

Bir süre önce sektöre yeni giren Olivoyage Zeytinyağları’nın yaratıcısı Oya Zingal ile bir araya geldik. Aslında Zingal, Körfez ülkelerinde gayrimenkul, perakende, IT sektörlerinde yatırımları olan Kuveytli Muhabarat Group’un Türkiye’deki yapılanması Mresco’nun 2008 yılından bu yana CEO’su.
Mresco, tarım sektöründe de yatırımlar yapmaya karar verince, çocukluğundan bu yana ilgi duyduğu zeytincilik ve zeytinyağı üretimi ile sektöre girmelerini önermiş. Araştırmaları sonucunda kendilerine bölge olarak Geyikli’yi seçmişler ve 200 dönümlük zeytinlik almışlar.
Zingal ardından İtalya’ya giderek Toscana bölgesinde zeytinyağı kurslarına katılmış. Ardından da Olivoyage markasıyla yola koyulmuş.
Oya Hanım zeytin yolculuğunun uzun soluklu olmasını istiyor. Planları arasında modern, tam donanımlı bir sıkım tesisi, tadım atölyesi, zeytin akademisi ve agro turizmi var.
Hedefi Geyikli’yi zeytin ve zeytinyağı söz konusu olduğunda dünyaca tanınan bir bölge yapmak. Hem tecrübeli ve öngörülü bir profesyonel olan Oya Zingal, hem de bölgenin ürün kalitesi sayesinde fark yaratacaklarını düşünüyorum.

Behlül’le tanışmak tehlikeli!

Sanıyorum Behlül’le tanışmam bu yılın başındaydı. Siyah çok zarif bir kutu içinde gelen Antep fıstıklı, uzun ve ince lokumlardan birini ağzıma attığımda, “bugüne dek yediklerim lokumsa bunlar ne” dediğimi hatırlıyorum. Birkaç gün içinde kutuyu boşaltınca bu durum tehlikeli deyip Behlül’leri unutma yolunu seçtim!
Ta ki bir arkadaşım, Behlül markasının yaratıcısı Bakırkazan Lokumları’nın üçüncü kuşağı Leyla Sekizkardeş ile tanıştırmak istiyorum deyinceye kadar.
Behlül’ün geçmişi 1930’lu yıllara Mardin’e uzanıyor. Büyükanne Fatma ve büyükbaba Mahmut Sekizkardeş oturdukları evin alt katını küçük bir imalathaneye çevirerek lokum yapmaya başlamışlar. Aile 1960’larda Diyarbakır, 1970’li yıllarda da Mardin’in Kızıltepe ilçesinde şekerleme ve lokum üretimlerini sürdürmüş. 1980 sonrası ikinci kuşak Hasan Bakırkazan ve eşi Zübeyde İstanbul’a göçmüş.
Hasan Bey aslında öğretmendir ama lokum işini sürdürmeye karar verir ama bir türlü kıvamı tutturamaz. Zübeyde Hanım bir gün oturur, kendi ailesinden gördüğü lokum tarifini yapar. Mardin’e özgü bir hamur yuvarlama tekniği olan behlüle benzediği için de bu kıvamı tutan lokuma Behlül adını verir. Tabii bu arada evde büyük bir kavga kopar, “lokum yapmasını biliyordun da bunca yıl beni neden uğraştırdın” diye.
2011 yılında yeniden yapılanarak üretim yaptıkları kazanların adıyla markalaşırlar. Üçüncü kuşak Yaser Sekizkardeş şirketin başına geçer, Leyla Sekizkardeş de mağazalaşma sorumluluğunu üstlenir. 1 yıl kadar önce Şişli’de Behlül başta olmak üzere butik Bakırkazan ürünlerini sattıkları küçük bir dükkân açar.
Umarım bu genç yaşında Behlül’ü bir dünya markası yapmak için uğraşan Leyla Hanım hayallerini en kısa süre içinde gerçekleştirir.

Sürdürülebilir kalkınma hedeflerine katkı

Gilan’ın ortaklarından Ferhan Geyman, 15 yıl kadar önce markanın Amerika’daki operasyonlarını yönetirken yerel kalkınma modelleriyle karşılaşır. Bölgelerin ihmal edilmiş ya da görmezden gelinmiş toplumsal sorunlarına, her şeyi devletten beklemeden kalıcı, adil, paylaşımcı, sürdürülebilir ve yenilikçi çözümlerle üretme bakış açısı onu çok etkiler. Ticareti ve iş insanı kimliğini bırakır. 2010 yılında kendisi gibi toplumsal sorunlarına duyarlı, sosyal sorumluluk bilinci gelişmiş bir grup gönüllüyle birlikte OGLİV platformunu kurar.
Ferhan Geylan’la 8 yıl önce başlatılan yedi projeden biri olan Bilecik’in Pazaryeri ilçesindeki “iyi tarım” uygulamalarının ilk hasadı ertesinde buluştuk. Ferhan Geylan, “Bu girişimin temel fikri, Birleşmiş Milletler’in Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine dayanıyor” diyor.
OGLİV ve Pazaryeri İlçe Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü işbirliğiyle çiftçilere eğitimler verilmiş. Tarımsal arazilerin iyileştirilmesi sağlanmış. Ardından “sözleşmeli tarım üretimi” yöntemiyle 103 çiftçinin toplam 428 dönümde yetiştirdiği 550 ton boncuk fasulyesi satılmış.
OGLİV, elde edilen gelirin bir kısmını çiftçiye öderken, kalan 80 bin TL’lik kısmını da topraksız tarım serası kurup çilek yetiştirmek isteyen Flanoz Kadın Kooperatifi’ne başlangıç sermayesi olarak hibe etmiş. Ayrıca Mimar Arif Özden’in tasarladığı çevreye duyarlı Kınık Köyü Çömlekçilik Kültürü Araştırma Merkezi yapımı ve iki okula Singapur Matematiği Atölyesi kurulması gibi projelere de destek vermişler. Pazaryeri Kaymakamı Bayram Sağır ve Bilecik İl Tarım ve Orman Müdürü Necmettin Yoldaş da projenin en büyük destekçilerinden...

X