Kanal kıyılarında yeni şef restoranları...

Bu yıl bayram tatilini Londra’da geçirdim. “Brexit sonrası kaos, caydırıcı pahalılıkta vizeler, Türkler AB’ye 3000 yılına dek giremez diyen bir başbakan, yabancı düşmanlığı varken orada işin neydi” diyenler çıkacaktır, kızımın orada okuması tabii ki en büyük nedenim. İkincisi sıcaklardan kaçma, üçüncüsü de yeni keşifler...

Haberin Devamı

Gidiş nedeni ne olursa olsun, Londra turistlerini rahat ettiren, sergilerden müzikallere, parklardan kanal kıyısında yürüyüşe farklı beklentilere cevap veren bir kent. İnsan Londra’da sadece kent içindeki parklarda dolaşsa, kanallar boyunca, nehir kıyısında yürüse, müzelere, galerilere gitse bile yeter.

İngiliz mutfağı, aynı ligde olduğu diğer kıta Avrupası ülkeleri gibi zengin bir mutfağa sahip olmadı hiçbir zaman. Ancak iş restoranlara gelince durum farklılaşıyor. Londra son 20 yıldır dünyanın en önemli gastronomi merkezlerinden biri kabul ediliyor.

Kanal kıyılarına kaçış

Bu zenginlikte farklı kültürlerin, farklı ülkelerden gelen göçmenlerin bir arada yaşaması kadar, insanlarının dışarıda yemek alışkanlığının olmasının da payı var.

Londra yeme-içme kültüründeki trendleri de belirleyen bir kent. Yeni açılan restoranlara baktığımızda, küçük üreticilerden temin ettikleri, yerel ve mevsiminde malzeme kullanan şef restoranlarının yükselişte olduğunu görüyoruz.

Son dönemin popüler restoranlarının birçoğu Shoreditch, King’s Cross, Camden, Angel gibi bir zamanların kenar mahallelerinde bulunuyor. Sanıyorum bu küçük şef restoranlarının bu semtlerde açılmasının en büyük nedeni kiraların ucuz olması. Diğeri de bu semtlerin kentsel dönüşüm çerçevesinde yenilenmesi, modern yeni yaşam alanları yaratılması.

Haberin Devamı

Yeni keşifler, yeni yerler

LYLE'S

İki yıl önce genç şef James Lowe ve John Ogier’in açtığı Lyle’s kısa sürede kentin en beğenilen restoranlarından biri olmuş. Ve bu yıl hem bir Michelin yıldızı almış, hem de World Best Restaurant’s listesine 65. sıradan girmiş.
Lyle’s’in en önemli özelliği sıradan malzemelerle sıra dışı lezzetler yaratması. Et ve balıkların ciğeri, başı, kalbi gibi tüm sakatatlarını da kullanması. Pişirme teknikleri de çok başarılı.
Gittiğim akşam menüde fırınlanmış pancar ve yoğurt, bezelye ve Ticklemore/ keçi peynirli salata, kurutulmuş domatesli uskumru fileto, havuç ve ançüezli serbest yetişmiş tavuk gibi yemekler vardı. Özellikle çocukluğumdaki tadı bulduğum, yanında ızgara ciğeriyle servis edilen tavuk çok başarılıydı. Öğlen yemeklerinde yemek sayısı tatlılar dahil 15’i geçmeyen alakart menü var. Fiyatlar 7.30-19.50 pound arasında. Akşamları ise şefin ikramı birkaç sürpriz başlangıçtan sonra dört tabaktan oluşan set menü sunuyorlar. Her akşam değişen menünün fiyatı da 44 pound.

Haberin Devamı

Kanal kıyılarında  yeni şef  restoranları...

GERMAN GYMNASİUM

Geçen yılın sonunda ilk açıldığı günlerde keşfettiğim, bu kez de gittiğim German Gymnasium, King’s Cross’ta ünlü tren istasyonu St. Pancras’ın arkasında yer alıyor. Modern ve minimalist tarzda dekore edilen restoranın şefi Alman.
Zaten büyük bir dönüşüm geçiren semtteki bina bir zamanlar Alman Lisesi olarak hizmet vermiş. Menü İngiliz ve Alman mutfakları sentezi denebilir. Ancak her şey son derece lezzetli. Klasik şinitzel, ev yapımı sosisler ve özellikle de fish&chips’te çok başarılılar. Tabii hepsinde şefin dokunuşu var.

Kanal kıyılarında  yeni şef  restoranları...

DISHOOM

King’s Cross’ta bir yıl kadar önce açılan Dishoom, Bombay’da 1900’lü yıllarda İranlı göçmenler tarafından açılan orijinal İran kafelerinin günümüze uyarlaması. Bacon Naan Rolls denilen bir cins dürümlü pastırmaları, omletleri, en çok beğenilen kahvaltılıklar arasında. Öğlen ve akşamlarıysa Hint mutfağına özgü başlangıçlar geliyor.
En övgüye değer yanı da etlerini, tavuklarını ve sebzelerini adil tarım yapan yerel küçük üreticilerden almaları. Fiyatlar da 3.50 ile 11.50 pound arasında.

TOWPATH

Haberin Devamı

Londra’da güneşli bir cumartesi günü gittiğim Regent Canal kıyısında yer alan Towpath Cafe bu kez keşfettiğim yerler içinde en keyiflisi. Yemekler yarı açık kulübe şeklindeki mutfakta yapılıyor. Kiler, şarap kavı her şey gözünüzün önünde. Günün yemek menüsü kara tahtada yazılı. Kahvaltıyla başlayan servis geç saatlere dek devam ediyor.
Özelliği ne derseniz, kanalın hemen kenarında oturup huzur içinde iyi malzemeyle hazırlanmış gerçek ama basit yemekler yiyorsunuz. Towpath Cafe’yi altı yıl kadar önce Amerikalı ünlü yemek yazarı Lori de Mori yemek fotoğrafçısı hayat arkadaşıyla birlikte açmış. Genellikle bir dönem yaşadıkları Toscana mutfağı esintili yemekler yapıyorlar. Londra’ya yolunuz düşerse tahta masalarda oturmaktan, yemeğinizi kuyruğa girerek ısmarlamaktan gocunmazsanız içtenlikle öneririm...

Haberin Devamı

Kanal kıyılarında  yeni şef  restoranları...

Biraz da sanat

Royal Academy of Arts’ta
günümüz resminin en ünlü isimlerinden biri kabul edilen İngiliz sanatçı David Hockney’in son yıllarda yaptığı, “82 Portraits and 1
Still Life” başlığı altında topladığı portreleri
sergileniyor.
Sanatçı ünlülerin değil, çevresindeki sıradan insanların büyük boy portrelerini yapıyor.
21 Ağustos’a dek Londra’ya yolunuz düşerse ziyaret edin derim.
The National Gallery’de ise ‘Painters Paintings/ From Freud to Van Dyck’ başlıklı ilginç bir sergi var.
Sergide ünlü sanatçıların, yaşadıkları dönemde etkilendikleri,
hayranı oldukları Matisse, Degas, Paul Cezanne, Van Dyck, Titian gibi isimlerden satın alarak kendi koleksiyonlarına kattıkları resimleri
yer alıyor.
Sergi 4 Eylül’e dek devam ediyor.

Haberin Devamı

Kanal kıyılarında  yeni şef  restoranları...

Yazarın Tüm Yazıları