"Müge Akgün" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Müge Akgün" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Müge Akgün

Alaçatı’da Yaşamak

Bayramın üçüncü günü sabahın erken saatlerinde esnafın kepenklerini açma, birbirleriyle şakalaşma sesleriyle uyanıyorum.

Güneş yükselmeden önce hızlı bir yürüyüş sonra havuz başında zeytin ağacının altında kahvaltı keyfi ve bilgisayarın başına oturma... Ne de olsa yazı bayram, tatil dinlemez.

Sokaklar boş ama tam anlamıyla akşamdan kalma, belediyenin vidanjörü tıkanıkları açmaya, dükkân sahipleri temizlik yapmaya çalışıyor.

Alaçatı tüm cazibesiyle yeni bir güne, daha doğrusu geceye hazırlanıyor. Kemal Paşa caddesi henüz boş.

Akşam saatlerinde masalar ve insanlarla dolacak yan sokaklar da öyle. Şimdilik gürültü, her mekândan ayrı ayrı sokaklara taşan ve yasaklara rağmen gece geç saatlere kadar çalan müzik henüz başlamamış.

Yani Alaçatı henüz uyanmamış.

Yürüyüş sonrası elime konakladığım Taş Otel’in kurucusu Zeynep Öziş’in hazırladığı “Alaçatı’da Yaşamak” kitabını alarak bahçeye geçiyorum.

Bu gustosu yüksek otelin kasabanın yeniden şekillenmesinde ayrı bir yeri ver.

2001 yılında açılan Taş Otel, Alaçatı’nın ilk butik oteli.

İzmirli başarılı bir iş insanı olan Zeynep Öziş, her şeyi geride bırakıp yazları yaşadığı Alaçatı’ya yerleşmeye karar vermiş.

Kendisi gibi bu köyde yaşamayı seçenlerle birlikte aynı yıl Alaçatı Koruma Derneği’ni kurmuş.

Öziş’in kitabın ön sözünde yazdığı gibi “Beş altı yıl içinde taş evlerin küçük otellere, dükkanların kafe ve restoranlara dönüştüğü, zeytin ve lavanta kokan bir kasaba” olup çıkmış Alaçatı.

Bu satırların yazılıp yayınlanmasının üstünden 12 yıl geçmiş ve Alaçatı yine aynı anlayışı, aynı mimariyi büyük ölçüde korumuş. Eskiyi örnek alarak yapılan taş evleri, Türkiye’nin hemen hiçbir yerinde olamayan mimari dil birliğiyle hâlâ çok özel.

Ancak şu da bir gerçek ki artık Alaçatı, “sakin yaşamak, temiz havayı solumak, tarihle içi içe olmak” hayallerinin ötesine geçerek kalabalıkla gürültüyle boğuşan, eğlenceyle dinginliğin dengesinin kurulamadığı bir yere dönüşmüş.

Görebildiğim kadarıyla çok az mekân sabah 07.00-01.00 saatleri arasında müzik yayını ve ‘Alaçatı 75 desibel’ kuralına uyuyor.

Sabaha karşı dört farklı yerden gelen dört farklı müzik sesinin yüksekliği bu sınırların çok çok ötesinde. Hadi bir üç-dört gün için buna katlanalım, hep yaşayanlar, yaşlılar, çocuklular, hastalar bu gürültüye nasıl dayanır diye düşünmeden edemiyor insan.

Alaçatı’yı son 20 yılda Alaçatı yapanların yaz süresince buradan kaçması da hüzün verici.

Alaçatı bence seçimini yapmalı.

Bir-iki ay çılgınca iş yapan sonra kepenkleri kapatan bir yer olmaktansa yılın 12 ayı otellerinin, restoranlarının kapanmadığı kalitesi, lezzeti ile öne çıkan bir cazibe merkezi olmalı, oldurulmalı.

Alaçatı’nın müthiş bir potansiyeli ve cazibesi var, biraz kuralara uymakla, biraz da planlamayla çok şey değişebilir.

Neyse ki Alaçatı’da bir yandan da lezzet çıtası her geçen gün yükseliyor.

Çok özel restoranlar ve şefler var.

Umarız onlar da gürültü ve kalabalıktan kaçıp terk etmezler...

LANGAZA
Alaçatı’da Yaşamak
Yemek kültürü söz konusu olduğunda İzmir’in değerli isimlerinden biri olan, Balmumu restoranın sahibi Ahmet Güzelyağdöken, son 3 yıldır yazları Hacımemiş’te 5-6 masalı Langaza’nın mutfağında.

Langaza’yı bundan 4 yıl kadar önce İzmirli ünlü avukat Barış Kaşka açmış, hatta Hacımemiş markası da kendisine aitmiş.

İlk yıl mutfağın başına gelen Yunan şefle anlaşamayınca, Ahmet Güzelyağdöken’den destek istemiş.

Yemek yediğimiz akşam kendisi de mutfaktaydı, hatta İzmir Hilton’un şefi Şamil Akşit de desteğe gelmiş hep birlikte tezgâhın arkasındaydılar.

Tam anlamıyla bir lezzet şöleni yaşattılar konuklara.

Alaçatı’da Yaşamak

Güzelyağdöken menüyü günlük bulduğu malzemelere göre belirliyor.

Sabah erkenden bölgedeki balıkçılara gidiyor, beğendiklerini alıyor.Ardından pazara uğruyor.

Perşembe akşamı kefalın yumurtalarıyla yaptığı, kızarmış nohut mayalı ekmek üstünde sunduğu tarama bugüne dek yediğim en hafif, en lezzetli taramaydı.

Izgara yaptığı, üzerine zeytinyağı dökerek getirdiği kefal de öyle.

Damakta yarattığı lezzet patlamasının yanı sıra bölgenin malzemelerinin böylesine başarıyla değerlendirilmesi, sunulması insanda hayranlık uyandırıyor.
Alaçatı’da Yaşamak
Ahmet Güzelyağdöken

Trattoria Geovani

İtalyan şef Geovani’nin Bodega Wine Bar & Shop’un içinde yaz başında açtığı Trattoria Geovani de Alaçatı’nın iyilerinden. Şef, ev mutfağı gibi küçük mutfağında tüm yemekleri sadece zeytinyağı ve tereyağı kullanarak günlük yapıyor.

Alaçatı’da Yaşamak
Şef Geovani

Panzerottiyi, risotto toplarını, dolgu olarak tuzsuz lor koyduğu üzerinde biraz krema, rokfor ve pesto sosla servis ettiği annesin tarifi ravioliyi, marsala soslu mantarlı bonfile dilimlerini yanında al dante pişmiş incirli risottoyu yerken kendinizi şefin doğup büyüdüğü Orta İtalya’da zannediyorsunuz.

300 yıllık reçeteyle yaptığı tiramisu ise sizi başka bir boyuta taşıyor. Şef Geovani 5 yıl önce Türkiye’ye gelmiş ama aksansız Türkçesi mükemmel.

4 masalı restoran cumadan pazara akşamları rezervasyonla hizmet veriyor. Sezon bitmeden yolunuz Alaçatı’ya düşerse bu gastronomik deneyimi yaşayın derim.
Alaçatı’da Yaşamak

Yedi Alaçatı

Alaçatı’da Yaşamak

Uzun yıllar İstanbul’da Kafe Pi’lerin koordinatörlüğünü ve mutfak danışmanlığını yapan Burçin Karakum da büyük kentin kaosundan, stresinden kaçarak Alaçatı’ya yerleşmeye karar vermiş. Hacımemiş’in sakin bir noktasında sabahtan akşama servis verecek Yedi adlı kafe restoranı açmış.

Alaçatı’da Yaşamak

Yedi’nin yöresel ürünlerin de kullanıldığı Ege mutfağı ağırlıklı giriş, gelişme ve sonuç başlıkları altında toplanmış menüsü çok başarılı. Ayrıca Yedi Meze başlığı altında sıcak ve soğuklar arasından toplam yedi çeşit seçebiliyorsunuz.

Fellah köfte, bademli deniz börülcesi, karışık ot kavurma, yedi otlu humus, tahinli patlıcan, ahtapot yahni ve bebek kalamar sote iyi bir yedili oluyor.

Alaçatı’da Yaşamak

Eflatun Bahçe

Eflatun, Alaçatı’nın özellikle mezeleriyle ünlü yerlerinden.

Hacımemiş’te çok küçük bir yerde hizmet veren Eflatun biraz kalabalıktan şikâyet eden müdavimleri için, biraz da yeni bir menü oluşturmak amacıyla Eflatun Bahçe adıyla yeni bir yer daha açmış.

Burası daha çok Akdeniz ve Anadolu mutfaklarından örnekler sunan biraz daha lüks konseptte bir restoran olmuş.

Bebek kalamar sote, sübyeli arpa şehriye ama özellikle Adabeyli taze makarna çok lezzetliydi. Önerim bazı yemeklerde kullandıkları acıyı ve tuzu azaltmaları.

Fiyat kalite dengesi ise yerinde...

 

 

X