"Melike Karakartal" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melike Karakartal" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melike Karakartal

Kadıköy'ün Sırrı

Hürriyet Pazar’da Yenal Bilgici’nin imzasıyla çıkan, Kadıköy’ün yükselişini anlatan yazı dizisinin ilk bölümünü ilgiyle okuduğunuzu tahmin ediyorum.

Tabii insan ne zaman bir yerin yükseldiğini okusa, “Düşüşü nasıl olacak?” diye endişeleniyor. Malum, bir yer yükselişte ise “harcanma” hızı da o kadar yüksek oluyor.

Kendimi bildim bileli Kadıköy’deyim. Hayata gözümü açtığım evim burası.

Çocukluğum, gençliğim, yetişkinliğim... Hayatımın her dönemi burada geçti.

Kısa dönemlerde başka yerlerde yaşadım, ancak döndüğüm “ana kucağı” hep Kadıköy’dü.

Kadıköy’e “Karşının Taksim’i” denirdi. İstiklal’in kimlik değiştirmesinden sonra, tarihinin zorla içinden sökülmediği az sayıda ilçelerden olduğu için değerlendi Kadıköy.

Kiralar arttı, nüfus arttı, değişim arttı. Eczaneler, kuru temizlemeciler, terziler, bakkallar kafe oldu, küçük esnafın gidişine şahitlik ettik. Hâlâ ısrarla işlerini sürdürmekte olanlar var, fakat Kadıköy “kafeleşmeye” teslim oldu.

Kötü mü?

Nitelikli, güzel mekanlara da yuva artık Kadıköy ama “en çok kafe-restoran işleri kazandırıyor” diye açılmış ve bir sene ayakta kalamayacak yerler 50 senelik küçük esnafı bitirdi.

Bir ilçenin değişimi sonsuz sayıda kafe üretiyorsa, terazinin öbür yanında ağırlık bırakmayan bu sistemin tersliğini görmek gerekir.

İnsanları Kadıköy’e bağlayan nedir?

Bizi biz yapan, çocukluktan birer yetişkine dönüşürken hücrelerimize kadar işleyen görüntüleri, kokuları, ortamları, hisleri yeniden bulabilmek.

Londra veya Paris’te büyümüş bir kişinin kimliğini oluşturan mekanları yeniden bulmak konusunda zorlandığını zannetmem. Fakat İstanbul’daki değişimin ölçüsü boyumuzu aştı, değerlerini koruyarak değişen semtler o yüzden değerli şimdi.

“Kafeleşme” bir sorun ama Kadıköy’ün ruhunu yerle bir edecek seviyede değil.

20’li yaşlarımda gittiğim sahafı, çocukken film izlediğim sinema salonlarını, sahilinde dolaşırken hissettiklerimi her gidişimde yeniden buluyorum.

İnsanı mekanlara, yerlere bağlayan duygu da biraz bu işte. Kadıköy’de bir istisna var tabii. Kentsel, daha doğrusu rantsal dönüşüm Bağdat Caddesi civarını tamamen değiştirdi. Burada ’80 ve 90’larda büyümüş bir semt sakini şimdi eski mahallesine dönse “Nereye geldim ben” der.

Bağdat Caddesi’nin bugünkü hali, rant yanında kent kimliği nasıl da önemsiz bir değer, bunu anlatıyor.

Kadıköy-Bostancı hattı, geçmişin sayfiye bölgesi. İnsanı büyüleyecek güzellikte köşklerin ve tek katlı evlerin bulunduğu rüya gibi bir yermiş eskiden.

İlk olarak 50’li yıllarda başlıyor değişim. Köşklerin, tek katlı geniş bahçeli evlerin yıkılıp yerine çok katlı apartmanların yapılması, 3 kata müsaade eden imar yasasının çıktığı bu döneme denk geliyor.

Bu hattın bugün de nispeten koruduğu ferahlık atmosferini Uzay Heparı’nın anne tarafından dedesi, Türkiye’nin ilk şehir planlamacısı Aron Angel’e borçluyuz.

 

Bağdat Caddesi’nin öyküsü

İmar yasasını takiben 1965’te kat mülkiyeti yasasının çıkmasıyla birlikte kat karşılığı inşaat “modası” başlıyor. Hem arsa sahipleri hem de inşaatçılar kazanıyor.

Kimlik değişiyor, sayfiye özelliğini iyice yitiriyor bölge. 1950 öncesi rüya hali kalmıyor yıllar içinde.

Fakat Angel’in sorumlu şehir plancılığı sayesinde bugün dahi nefes alınabilir bir bölge Bağdat Caddesi civarı.

Bağdat Caddesi civarının kent planı hâlâ Aron Angel’in tasarladığı şekilde. Ancak 60’ların ve 70’lerin binalarının çoğu yıkıldı, doku değişti, çocukluğumuzun mekanlarını tanımakta zorlanıyoruz.

Değişirken kent dokusunu dikkate alan pek olmadı, zira binaların görsel açıdan tek ortak noktaları 15-20’ye erişen kat sayıları.

Binalar yıkılırken bahçeleri de değişti tabii, yüzlerce ağaç köklerinden hunharca söküldü.

Kadıköy’ün merkezini, Moda’yı yıkım furyası henüz esir almadı. Kadıköy’ün bazı semtlerindeki binalar “tehlikeli” bulunup, hızla yıkılıp yenileri yapılırken, Kadıköy’ün merkezine veya İstanbul’un her ilçesine bu dönüşüm sıçramadı. Kazançlı değil çünkü.

Her semtin Bağdat Caddesi’ndeki gibi üç katlı binanın yıkılıp 20 katlısının dikileceği bir rant durumu yok tabii...

Velhasıl kelam, her ne kadar Bağdat Caddesi vahşi bir biçimde değişmiş olsa da, Kadıköy’ün merkezinde, Moda’da durum daha farklı.

20’lerimizde Kadıköy sokaklarında ne varsa, bugün de var.

Burada yaşayan ve ısrarla Kadıköy’de kalanlara, bize kim olduğumuzu hatırlattığı için güzel.

Sonradan gelen ve bölgeye âşık olan da bunu hissediyor. İstanbul’un çok yerinde hissedilemeyen o “insan dostu” halleri, gülen yüzleri, özlediğimiz türdeki insan ilişkilerini bulabildiği için kalıyor.

X